İfade etmek, genel olarak, sözcüklerle ilişkilendirilir. İfade etmek, söylemektir. Bir şeyi, bir durumu beyan etmek, bildirmektir.
İfade etmek, anlatmaktır.
İfade edilecek bir şey varsa, bunu ifade eden biri ve ifade etmek istediği bir diğer kişi, kişiler de olmalıdır.
Anlatım, bir kişiden diğerine olan akıştır, bir tür paylaşım.

.
Nedir ifade edilen?
.
En basit haliyle, yaşadıklarımızı anlatırız birbirimize. Günlük hayatta çoğunlukla ‘Ben ne yaptım…’ veya ‘Kim ne yaptı…’, türü bir bilgi akışı olur ifade edilen.
Faydalı ya da faydasızdır.
Yaparak var olma dünyasında, anlatılanlar çoğunlukla yapılanlar ya da yapılmayanlar, yapılamayalardır. Kabuk benzeri dış şekile sahiplerdir ama, yine çoğunlukla, içleri boştur, dedikodu misali pek de bir şey katmazlar dinleyene.

Ancak anlatmayı ve aktarımı severiz, boş olması bizi durdurmaz, şahsi yaşadıklarımızla kalmaz, yalan yanlış duyduklarımızı anlatırız birbirimize, mahallede olanları, şehirde, ülkede, dünyada olanları anlatır, bir cins ayaklı gazete haberi gibi ifade ederiz anladığımız kadarı ile, yaşamı.
.
Halbuki, ifade sadece dışa yönelik değil aynı anda içe yöneliktir.
.
Gözlemci olarak insan, dış çevresini görebildiği kadar, içeriye bakmayı da başardığında ifade edilecek muazzam bir cevher bulma şansına sahip olur.
Yaparak var olma dünyasından, yalın halde sadece var olma dünyasına bir köprü kurmuş olur.
Var oluş, her ne kadar yapılanlarla kendini icra etse de, özünde yapılanları tetikleyen bir kaynaktan doğar.
Tüm yaşam, yaşamı yaratmak isteyenin bir ifadesidir. Kendini anlatma arzusudur.
Var oluşun parçası olan insan, üreyip çoğalmanın dışında, aynı yaratma arzusuna sahip tek varlıktır dünya üzerinde. Yaşamı var edenin, kendi suretimde yarattığım dediğidir. Kendisinde yaratıcı özellikler olandır.
Bu yüzden, insan, sadece şeklen yaparak ya da sadece tüketerek yaşayamaz.
İnsan için üretmek gerçekten yaşamak demektir.
İnsan, kendini var oluşuyla ifade eder.
.
Böyle olmasına rağmen, her özelliğin mükemmel haline ulaşabilmesi için geliştirilmesi, düzenlenmesi, eğitilmesi, rafine edilmesi, saflaştırılması gereklidir.
İfade etmek, dışarıdan içeriye yöneldikçe, haber vermenin ya da bildirmenin ötesinde bir sanata dönüşmeye başlar;
Kendini ifade edebilme sanatı.
İfadesinin gelişimini en kolay, sanatın gelişiminde görebilir insan.
Dışarıda gördüklerini resmetmek isteyen biri ya da doğanın seslerini bir melodiye dönüştürmek isteyen kişi önce kopyalayarak başlar. Anlatılan kendi üretimi değildir yine de, ifade tarzı kendisine özgündür.
Sınırsız ve açık doğadan sınırlı ve kapalı iç mekana, iç mekandan mekanın sahibi olan insana, insanın görünen dış halinden içindeki görünmeyen haline, duygularına, düşüncelerine doğru yapılan sanatsal yolculukta, ortak nokta her zaman ifade edilmek istenen şeyin varlığıdır.
Bu şey, bazen bir güzellik karşısında duyulan sevinç ya da gizlenen bir korku gibi, herhangi bir duygunun veya düşüncenin artık içeriye sığamayıp dışarıya çıkma arzusudur.
.
Her zaman güzel midir ifade edilen?
.
Dışarısı nasılsa öyledir.
Ya da, içerisi nasılsa öyledir.
Eğer insanın gördüğü, yorumladığı dünya güzelliklere sahipse, ifade ettiği bu güzellikler olacaktır. Güzellik değilse gördüğü, her ne görüyorsa onu anlatacaktır insan.
Gerçeği ifade etmeye çalıştığında nasıl bilecektir, görülen mi gerçektir yoksa görenin gördüğü mü gerçek olur?
Her iki anlamda da hakikati ifade eden bir cümle.
Görülen gerçektir. Ancak insan aynı anda, kendi bakışı ile gördüğü gerçekliği ortaya çıkarır.
Ben, bunu düşündüğümde, annemle aramızda geçen bir diyalog gelir hatırıma.
Pencreden dışarı her baktığında, sıradan sokak görüntüsünü bir süre seyreder, sonra bana dönüp, ‘Burası ne kadar güzel değil mi?‘ derdi. Ben ise sokağa baktığımda, karşı cephedeki binaları, yoldaki araçları, koşuşturan insanları, tabelaların yarattığı kirliliği görürdüm, belki arada bir ağaç güzel gözükürdü gözüme… Annemin güzel gördüğü şey neydi bu sokakta merak ederdim. Bazen de, içten katılmasam bile, onu memnun etmek için ‘Evet, çok güzel‘ derdim. Ama ben, onun gözlerine sahip değildim, onun gördüğü güzelliği görmem mümkün olamıyordu.
İkimizin de gördüğü gerçekti. Buna rağmen, onun gerçeği ile benim gerçeğim aynı değildi.
.
İçeriye baktığında insan, her ne görüyorsa onu ifade eder dışarıya.
Ve dışarıda gördüğü kendi ifadesi, kendi gerçekliği olur yaşamında.
İnsan yaşamı kendi suretinde var eder.
.
Peki, yaşamı güzelleştirmek mümkün müdür?

.
Güzellik, bir var oluş ifadesinin zirve noktasıdır. Varlık, ancak, kendi mükemmeliyetine ulaştıkça çiçek açar ve güzelliğini sergilemeye başlar. Güzelliği, ağacın toprak altında gizlenen köklerinde aramayaşımız gibidir insanın var oluşu. Temelini sağlamlaştıracak köklere ihtiyacı vardır ama güzelliğini sergileyecek olan çiçekleridir.
Kısa ömürlü de olsa, çiçekler meyvelerin müjdecisidir. Meyveler ise, bereketin ve yeniden doğuşun. Güzellik kalıcı olması beklenen şey değildir, asıl kalıcı olan her seferinde yeni bir ağaç büyütecek tohumda gizlenir.
Çiçeğin değeri mevcudiyet süresinden bağımsız önemdedir, çünkü çiçek yoksa tohum da olmaz. Hatta geçiciliği başka bir değer katar çiçeğe, nadirleştirir. Ağacın bu nadir çiçekleri açabilmesi için yetişmesi, gelişmesi gereklidir. Çiçekleri, hem özünde taşıdığı güzelliğin dışarıya ifadesidir hem de kalıcılığın ve devamlılığın bir işareti.
İnsanın da kendini ifadesinde aynı zarafet ve inceliğe, aynı nadir güzelliğe sahip olabilmesi kendisini yetiştirmesi ve geliştirmesi ile ilgilidir.
Güzel bir yazı yazmak, bir şiir okumak, güzel bir resim ya da müzik üretmek insanın kendi ellerindedir. Yalnızca, bu güzelliğe ulaştığında kalıcı olana da dokunabilir insan.
İnsanın üretimi ise her iki yönde gerçekleşir.
Kimi de dışarıda gördüğü olumsuzlukları veya çirkinlikleri, kendi içindeki olumsuz duygu ve düşüncelerini, eleştrilerini, karamsar bakışını ifade eder.
Bütün bunlar, bireyin kendi yaşam algısı ve kendi ifadesidir. Farklar ve zıtlıklar var olan gerçekliğin bir parçasıdır. Yine de insan, seçme hakkına sahiptir.
.
Hangi gerçekliğe sahip olmak istediğini insan kendisi seçebilir.
.
.
Kendini ifade etme sanatında hangi yöntemi kullanırsak kullanalım, en başta gelen hitabet sanatıdır.
Kelimeleri kullanarak kendini anlatmak, eksik kalmadan tam olarak ortaya koyabilmek, arzu edileni aktarmak, uzak olanı yakınlaştırmak, kaybedileni kazanmak.
Hepsi, doğru kelimelerle mümkün.
Kendini tam ve doğru ifade etmek denge ve sağlık kazandırır insana.
Zira insan, her an yaratımdadır, duyguları ve düşünceleri ile. Ya içte kendi kendimize konuşmamızla ya da dışta diğerlerine konuşmamızla başlatırız yaratımı.
Diğer yandan,

Duyulmasa bile yaşam yaratırken her an konuşur kendi dilinde.
İnsan muhteşem bir tercüman olur, dinleyebildiğinde,
İşittiklerini kendi ifadesine dönüştürebildiğinde.
Sessizliğin tınısı kelimelere dönüşür insanın dilinde.
Yazılan ve çizilen her şey parçasıdır bütünün.
Bütün olan ise gizlenir özgün bir ifadenin içinde.

.
.
.
