Göz açıp kapayıncaya kadar hızla geçiyor yaşam…
.
Zamanın koşturması bazen kendi girdabında uzaklaştırsa da, insan odaklanıp dikkatini verdiğinde her an yeni bir şey öğreniyor…
En basitinde her gün kullandığımız dile dikkat etmek, kelimelerin nasıl ortaya çıktığını, bir lisanı nasıl oluşturduğunu görmek beklemediği kapıları açabiliyor insana…
İngilizce’de, göz ve ben kelimelerinin okunuşları benzerdir: Eye & I… Bu benzerlik hoş bir farkındalık yaratıyor. ‘Ben‘ olarak tanımladığım kendim, ayn’ı an’da, ‘gören göz‘ oluyorum.
Yaşamı seyreden…

Teknik olarak gören ben’im. Yaşama doğduğum zaman açılan gözlerim yaşam sürem bittiğinde kapanacak. Benim görme faaliyetim sona erecek.
Oysa, ‘ruh sonsuza aittir‘ denilir.
Bedenin zamanı belirli olsa da ruhun zamanı yoktur.
Bana yaşam veren şey, her ne ise, geldiği ve geri döndüğü bir kaynağı var.
.
Yaşama madde ve mânâ bütünlüğünde baktığımızda, beden madde ise ruh mânâyı işaret ediyor. Can veren, yaşam veren bir öz. Tüm yaşamı, kâinatı, dünyayı, canlıları ve insanı ortaya çıkaran bir bilgi kaynağından gelen, bilinçten doğan.
Bu bilinç, farklı var’oluş yapıları içerisinde kendini farklı biçimlerde ortaya koysa da kendi içinde bölünemez bir bütün.
Dinlerdeki tanımıyla, doğmamış ve doğurulmamış olan, ezelî ve ebedî var olan, her şeyin üstünde, her şeyin öz’ünde olan.
Ben insan bedeninde gözlerimi bu dünyaya açtığımda, benim gözlerimden yaşamı seyreden.
Benim gözlerimden ve diğer tüm gözlerden yaşama bakan.
Tek iken çoğalan.
Yine de, bu çokluk içerisinde bana kendimi ‘tek’mişim gibi hissettiren.
Yaşamı bir tek benim için var eden.
.

İnsan beyninde yanıp sönen nöronlar gibi, bu dünyada her insanın yaşamı bir anlığına parlayan bir ışık noktası.
İnsanın bilincini oluşturan her bir faaliyete benzer, her bir insanın yaşamı, bu tek bilincin faaliyetleri gibi işlevde.
Her şey, bir ağacın kökleri ve dalları gibi her yere yayılan, sınırı olmayan bir ağ örgüsünün hem içinde hem dışında.
.

Tûba ağacı…
Bir cennet ağacı, dalları ve kökleri her yeri kaplayan, güzellik, iyilik, hoşluk, göz aydınlığı sunan, göz’ün aydınlığı olan…
Tûba ağacı, tek bir gövdeden ayrılan dalları, dalların üzerindeki yaprakları, çiçekleri ve meyveleri ile yaşamı anlatır.
Baş aşağıdır duruşu, terstir görünüşü; kökleri arş’tadır, dalları meyvelerini sunarcasına arz’a eğilmiştir.
.
Ağaç bir’dir, dalları, yaprakları ise sayısız. Açan çiçekleri güzelliğini, yaklaşan bereketini gösteren meyveleri ise olgunluğunu ve doğurganlığını ifade eder.
Onlarca meyvenin içerisinde, bir tanesi olgunlaşırken farklılaşır, yeniden doğumun tohumunu taşır. Öz’ünde taşıdığı yeniden doğar ve her doğuşunda ölümsüzlüğü yaşatır.
İnsan, var’oluş yolculuğunu bu ağacın içerisinde yapar. Dallara, yapraklara, çiçeklere, meyvelere ve ölümsüzlük tohumuna doğru.
İnsan ancak, o tek bir meyve misali olgunlaştığında, yeni bir ağacı var edecek, ölümsüzlük kudretine ulaşır.
.
Her birimiz bu yaşama gözlerimiz açtığımızda can’lanır ve seyrederiz yaşamı.
‘Ben‘ derken insan, kendi gözlerinden seyreder âlemini.
Öz’deki tek bilinç ise çoğalır ‘biz‘ olur ve her birinin gözünden seyreder bütün âlemi.
Gözünü kapadığında insan, öz’ne ayrılır bedenden, geldiği kaynağa geri döner.
Kaynak toplar ve dağıtır, yeniden doğar, yeni bir öz’neden canlanır, odak noktası kayar yeni bir ‘ben‘ olur, seyr’ine devam eder.
Hiç bitmeyen bir döngüde, hem gidip gelen olur hem de ‘ne gelen var ne de giden‘ diyen.
Her yeniden doğuşta yeniden bedenlenir, yeniden enkarne olur.
Her bir seyirci öz’el bir mesajcı gibi, geri dönüp bir’leşirken taşıdığı hatıralar kendinde kayb’olur, yine de tek bilinç alıp korur hafızasında yaşanan her şeyi.
.
Tek bir bilinç, ‘gören göz’; tek bir istek, ‘kendini bütünüyle görmek’…
.
Tûba ağacı gibidir insanın gözü,
Kökleri arş’a dalları arz’a uzanır,
Gerçeği altüst eder görüneni,
İçine aldığını baş aşağı çevirir,
Önce ters sonra tekrar düz eder,
Bir olanı böler iki eder,
Sonra bir’leştirir yeniden tek eder,
Görebilene yaşamı cennet kılar,
Göz aydınlığı ile güzelleştirir,
Nimeti, huzuru, mutluluğu sunar.
Tûba ağacı gibidir insanın gözü,
Üzerinin çiçeklerle donanmasını arzulayan,
Hem yaşam veren hem besleyip büyüten,
Kendi güzelliğini seyretmek için var eden,
Gören tek bir göz olur,
Kendini tam anlamıyla izhar edene dek,
Durmaksızın zuhura devam eden..
.
.
.
