evin kokusu

evin kokusunu duyabiliyorum,

evin dokusunu biliyorum…

bir sınır çizdim bitkiler ve hayvanlar âlemiyle,

evin her köşesini keşfettim…

dedim: ‘Kuşlar ağaçta güzel, köpek bahçede,

ama ah, o örümcek yok mu,

arkamı döndüğüm anda ağını örmeye başlayan,

hep dikkat istiyor, hep bir düzen…”

gözlerim yarı kapalı yarı açık,

seyrediyorum hem dışarıyı hem içeriyi,

düşüncelerim, duygularım dingin olduğunda,

tüm âlem canlanıyor kendi devranında…

uzaktan gelen sesleri dinliyorum,

bahçenin sessizliğinde,

ve yaşamın muhteşem güzelliğinde…

uyandım, farkındayım,

ne yaşayabilirim gözlerim tamamen açık,

ne de sımsıkı kapalı…

aşikâr oldu

aşikâr oldu gizlenen, saklanan ne varsa…

yaprakların gölgesinde, ağaçların kuytu derinliklerinde,

bitkiler ile hayvanların âleminde,

yer yoktu insan için… hayallerin ülkesinde…

aşikâr oldu gizlenen, saklanan ne varsa…

ışığın değdiği her köşede, güneşin aydınlattığında,

gözün gördüğü, kalbin onayladığında,

yaşam gerçek ve kendi güzelliğinde…

zor oldu yüzleşmek, hikayelerimi terk etmek,

kendimi fark etmek, yaşamın içinde görmek,

inişiyle çıkışıyla, iyisiyle kötüsüyle,

kabul ettim şimdi ‘ben’i her halimle…

‘zaman’la ân’ arasında

‘zaman’la ‘ân’ arasındadır insan…

beden ‘zaman’da, zanneder, büyüyor, yaşlanıyor, hayat bir çizgide akıp gidiyor,

zihin ‘ân’da, hayal eder, geçmişe gider, geleceği düşler,

her türlü, insan, bazen lütufta bazen azaptadır…

oysa tek bir nokta vardır,

bir türlü içinde duramadığı,

bedeni ve zihni bir kılamadığı,

‘zaman’da, şu ‘ân’da gizlenmiş,

huzur’da olduğu,

tek bir nokta…

o noktanın sonsuzluğu, insan için kayıptadır…

kalp tüm köprülerin ortasında

ben ve yaptıklarım arasında köprüdür yaratımım,

.

yaratımım ve sevgim arasında köprüdür yaptıklarım,

.

yaptıklarım ve söylediklerim arasında köprüdür sevgim,

.

sevgim ve gördüğüm arasında köprüdür söylediklerim,

.

söylediklerim ve anlayışım arasında köprüdür gördüklerim,

.

gördüklerim ve ben arasında köprüdür anlayışım,

.

anlayışım ve yaratımım arasında köprüyüm ben.

.

yer göğe,

kök tepeye,

doğum ölüme,

insan yaşama,

ben ruh’a,

ruh öz’e,

geçmiş geleceğe bağlanmalıdır.

insan yer ve göğün ortasında,

şimdi geçmiş ve geleceğin ortasında,

kalp tüm köprülerin ortasındadır.

insan şimdi evrenin kalbidir.

.

kalbin yolu açılmadan

tüm yollar kapalıdır

.

.

.

‘ben’ buradayım

‘ben’i gör

Bırak Varoluş İçeri Girsin

Bütün kapılarını kapamış yaşıyor insan…

Aslında gerçekte yaşayamıyor, belki de sürekli şikayet etmesinin sebebi bu…

Bir yerden sonra şikayetler her yeri, her anı o kadar ele geçiriyor ki kapıları açma şansını tamamen kaybediyor insan…

*

“Tıpkı kurumuş bir yaprak gibi içine kapanmış bedenim” dedi…

Yaşam için tek aracı bedeni sanki artık onun yoldaşı değil gibiydi…

*

İnsan sağlıklı olduğunda fark etmez bedenini, ne zaman hastalıklar baş gösterir beden kendisini ifade etmeye başlar, “Burada bir sorun var, benimle ilgilen!”.

Meşguldür oysa insan, ilk çağrı da aslında bu kadar yüksek sesli değildir, o yüzden ya duymaz ya da duymamazlıktan gelir…

Bazen çağrı susar bir süre, tıpkı annesinin dikkatini çekmeye çalışan bir bebek gibi, bazen o da, anne kendisini duymadıysa oyalanacak bir şeyler bulur kendine. Halbuki, bir ihtiyaç vardı, bir sıkıntı, kendinden kendine bir yardım isteğiydi…

Sonra geri gelir çağrı, şiddetli, çok ihmal edildiyse beden bir noktadan değil bir çok yerden bağırmaya başlar, uzuvlar, organlar elbirliği yapar dikkatini çekmeye çalışır, kendinin…

Ne tuhaf, ben’den bana bir çağrı… çağıran kim?

Düz bir mantıkla bakarsak ‘hastalandım, iyileşmem gerek’ deriz. Doktor birkaç ilaç verecek biz de iyi olacağız. Sorunu bir an önce gidermek ve her şeye kaldığı yerden devam etmek yaşamın normalidir. Hiç düşünmeyiz normal midir gerçekten böyle yaşamak?

Ah, insan bilmez, yaşamı, yaşamayı bilmez aslında…

“Bilmiyorum” demekse o kadar zordur ki, değil başkalarına, kendine bile itiraf edemez. O çağrı, yanıtlanmadan kalır, kendinden kendine…

*

Bulutların gökyüzünde akışını seyrediyordu… Birkaç martı uçtu hızlıca… “Hiç ses yok şimdi” diye düşündü. Biraz daha dikkat ettiğinde öten ufak bir serçenin sesini duydu… Tek hareket bulutlarda, martılarda ve rüzgarın etkisiyle kıpırdayan dallardaydı…

İçimde hareket yok… Dışımı seyrediyorum…

İçimde ses yok… Dışımı dinliyorum…

İçimde düşünce yok… Dışımı içime alıyorum…

Güldü… “Hah, en sonunda içim dışım bir oldu” dedi kendi kendine…

*

Ne kadar şanslı insan, kapıyı aralamayı başardığında. İçi dışı bir olduğunda. İlk kez bölünmüş, parçalara ayrılmış değil de bir, bütün olduğunda…

*

Bütün kapılarını aç, bırak varoluş içeri girsin…

*

Algının kapıları duyu araçlarıdır insan için; görmek için gözler, duymak için kulaklar, konuşmak için dil, koklamak için burun, dokunmak için ten… Hepsi içi ve dışı bağlayan kapılar gibidir, bazen açık bazen kapalı…

Doğal bir denge vardır aslında, merak ve ihtiyaç ile almak için açılır, sükunet ve dinlenmek için kapanırlar. Uykuya dalarken göz kapakları perdelerdir penceredeki, sonra perde kulakların üzerine kapanır, içerisi sıcak bir yuva gibi dinlenmeye hazırdır, eve dönüş vakti…

Zamanla başka bir şey devreye girer, algının kapılarını kontrol etmeye başlayan bir yönetici, zihin kumandayı ele geçirir. Evin kapısını sadece istediklerini içeri almak için açar, istemedikleri, beğenmedikleri, korktukları için kapatır, korunmak için… Zihin iyi bir yöneticidir, bir süre sonra kurallar yazar kapıya: “Satıcı, dilenci giremez” -bu iyi, girmesin tabii, deriz-, “Yabancılar giremez” -ne işi var yabancının içeride, deriz-, “Misafirlerin kullanımı için” -evet, bir ben ve bir de istediğim misafirlerim, deriz-, “Kapıyı açık bırakmayın kedi, köpek giriyor” -tabii, kirletiyorlar her yeri, burası benim evim onların yeri dışarısı deriz-… Yöneticiyle uyumlu tek tek kurallar koyar, kuralları kabul ederiz…

Kapı kontrol altında, sımsıkı kapatıldığında bir süre sonra pek de uğrayanı olmaz o evin…

Oysa, yaşam dışarda… İçeride ne kaldı?

Düşünceler, endişeler, korkular…

Oysa, yaşam seviçti, neşeydi, huzurdu… ‘Yaşam sevinci’ idi bizi ayakta tutan… Geriye ne kaldı?

*

“Kurumuş bir yaprak gibi içe kapanmış bedenim”…

Canlılık, esneklik, tazeliktir yaşam… Tüm kapılar kapandığında geriye kalan kuru, katı, kırılgan ve cansızdır…

*

Bütün kapılarını aç, bırak varoluş içeri girsin…

Dışarıda gördüğün akan bulutlar hava durumu değil de yaşam olduğunda,

Baharla uyanan bitkiler, böcekler mevsim değil yaşam olduğunda,

Kuşların ötüşü, rüzgarın, dalgaların kıpırtısı uzaktaki ses değil yaşam olduğunda,

Bilirsin ki içeri giren varoluştur…

Kapılar açık, içi dışı bir, yaşamla bütün olmuştur insan…

Bütün kapıları aç, bırak varoluş içeri girsin…

*

Şimdi, artık biliyorsun.

Yönetici ile konuşma zamanı, kapıdaki uyarıları tek tek kaldırma zamanı.

Sen, yaşama doğdun, öyleyse izin ver bırak ki, yaşayabilesin…

Tek ihtiyacın biraz sessizlik, dinle, seyret…

Demin güneş vardı, şimdi etraf biraz karardı, ufak bir bulut geçiyor,

Demin uçan martılardı, şimdi bir karga geçti, martılar gizleniyor,

Demin havanın güneşli olacağından emindin, şimdi yağmur geliyor biliyorsun,

Demin yağmur yağdı, şimdi güneş açtı, camda damlalar parıldıyor,

Yaşam seninle konuşuyor,

Kendinden kendine,

Yaşam sensin,

Sen yaşamsın,

Tek varoluş,

Zihindeki son düşünce;

“Bir’leştim

Ben…”

*

03/04/2022, İnsan Bedenin Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar

sonsuz bir döngü

sonsuz bir döngüdür yaratan…

sonsuz bir döngüde yaratılan…

sonsuzluğun içinde sonsuz…

yaratım kuşağının izinde…

ışık hızının ötesinde…

bir görünür bir kaybolur…