insanın özlemi

insanın özlemi neydi?

hakk’ını verseydi her ân’ın

insan hâlâ özler miydi?

.

.

zamanın içinde kaybolmasaydı

yaşamın ritmine uyumlansaydı

insan hâlâ özler miydi?

.

.

insanın kendine uzak

içinde ulaşamadığı bir yer

kendini görmediği

kendini hoş görmediği

kendini affetmeyen

.

.

yine de kaçabilir mi insan

yaşamın her şeyi gören gözü

sen görmesen bile seni görmez mi

.

.

seni bilmez mi

bütün kırgınlıkların, kızgınlıkların

bütün hüznün ve öfken

bütün korkuların ile

kabullenmez mi

.

.

insan ikiye bölünmüş

bütünleşse özler miydi

hakk’ını verdiği her ân’ın

içinde can bulan

yaşam ol’an

kendini

.

.

.

hatırlar mısın

hatırlar mısın

geçmişi ilk ne zaman düşündüğünü

geleceği ilk ne zaman arzuladığını

hatırlar mısın

.

.

ince ince işler insan kendini

yaşamı ona tanıtan

yaşamı ona anlatan

tüm sözlerle

tüm bilgilerle

tüm inançlarla

ince ince işler insan kendini

.

.

incecik işlenmiş örtüsü

bir bakmış

evin bir kenarında

bir bakmış

der top olmuş çantasında

bir bakmış

unutulmuş, atılmış yolun ortasında

.

.

incecik işlenmiş örtüsü

incecik işlenmiş kendisi

her neye dönüştüyse

insan artık çaresiz

iplikleri düğümlenmiş

kendini çözemez olmuş

insan hatırlamaz olmuş

.

.

.

hatırla

kendini

o saf temiz hâlini

yüreğindeki neşeyi

gözlerindeki ışığı

.

hatırla

içinin ve dışının

bir olduğu

senin yaşam olduğun

o ân’ı

.

hatırla

.

.

.

algının kapıları

eskiden anneler çocuğu misafirliğe götürdüklerinde

çantaları oyuncaklarla dolu, oyalamanın tek yolu bu derlerdi

.

oyuncak dolu çanta büyüdü, büyüdü

bir oda oldu, bir ev oldu, iş oldu

oyuncak dolu çanta küçüldü, küçüldü

ufacık bir aletin içinde var oldu

.

şimdi sen kendini nereye götürsen

kendini oyalamanın tek yolu bu dersin

.

oyalanması gereken çocuk

istemediği bir yerde hep sıkıntı içinde

oyalanması gereken çocuk hep insanın içinde

.

.

peki ya insan

taşır mıydı oyuncak çantasını yanında

şimdi, burda istediği yerde olsaydı

.

yine de insan

nasıl bilir ruhunun huzur bulduğu yer

burası mı yoksa orası mı nasıl bilir

içeride hapsolmuşken nasıl bilir

özgür olmayı, yaşamı tanımayı nasıl bilir

.

.

algının kapıları beş tanedir

görmen için gözler

duyman için kulaklar

tatman için dil

koklaman için burun

dokunman için tüm bedenin

.

bir de altıncı kapı vardır

beş kapıdan gireni

evirip çevirip bir mantığa oturtan

etiketleyen, karşılaştıran ve yargılayan

kurnazca evi ele geçiren kapı görevlisinin yeri

beşinci kapının bekçisi zihnindir

.

evi ele geçirilmiş insan ise

hep misafirlikte gibi

yanında oyuncak çantası

zihnin izin verdiklerini içeri gönderen

bir an bile başını kaldırıp

yaşama bakmasına izin verilmeyen

zincirlenmiş pranga mahkumları gibi

.

insan bakar ama görmez

insan işitir ama duymaz

insan dokunur ama hissetmez

.

.

oysa özgürlük dedikleri

tüm prangaların kırılmış

tüm kapıların ardına kadar açılmış

insanın yaşamın içinde

yaşamın insanın içinde

olduğu daim bir an

.

.

.

algının kapıları beş tanedir

hepsi sana verilmiş

hazinenin kapıları

çoğu insan bilmez

altıncı kapının ardında

bir kapı daha vardır

yedinci kapı

insanın gerçek benliğine açılan

insanı özgür kılan tek kapı

.

beş kapı temizlenip arındığında

altıncı kapı karar veren değil

izleyen olduğunu anladığında

yedinci kapı bağlar insanı

yaşama, kendine, tüm var oluşa

.

insan fark eder

kurtuluş

özgürlük

aydınlık

kapısını açan anahtar

sadece

kendindedir

tüm kapıların ardındaki

yegâne hazine

içindedir

.

.

.

nasıl ki biri gözyaşı dökse

nasıl ki biri gözyaşı dökse

herkes sessizleşir birden

söylenecek söz kalmaz

kalp kalbe konuşur ancak

.

her şey sessiz şimdi

gökyüzünden gelen yağmurla

bütün sözcükler suskunlaştı

kalpten kalbe bir’leştiler

.

arındı

temizlendi

kapalı kalmış

tozlanmış

kirlenmiş

bütün düşünceler

bütün duygular

bütün var oluş

.

yağmurun

sessizliği

sükûnet

verdi

tüm kalplere

şimdi her şey

huzur’da

.

.

.

bağlıdır her varlık

bağlıdır her varlık

görünmeyen bir bedenle

bir’birine

.

tüm var oluş

görünmeyen bir bedenin

örgüsünde

.

her şeyi bilen

her şeyi gören

bambaşka bir bilincin içinde

.

bağlıdır her varlık

görünmeyen bir bedenle

bir’birine

.

.

akıl almaz bir hızla

dönen girdabın içinde

bir tek merkez

sükûnet mahalidir

.

suların durulduğu

düşüncelerin durduğu

merkez

huzurun mekanıdır

.

.

kapıldığı girdabın içinde

merkez menziline varan

insan şimdi huzurdadır

.

bağlıdır artık varlığı

tüm var oluşa

görünmeyen bir bedenin

örgüsünde

.

.

.

bütün çocuklar masallarla uyutulur

bütün çocuklar masallarla uyutulur

.

kahramanın kötülükleri alt ettiği

herkesin birbirini sevdiği

mutlu sonla biten

masallar

.

bütün çocuklar masallarla uyutulur

.

içeride bir yerlerde

gözlerini kapamış

tatlı rüyalarla uykuya dalmış

küçük bir çocuk yatar

.

içeride bir yerlerde

yaşamın masal gibi

olmasını bekleyen

bir umut yatar

.

.

yaşamsa heybetlidir

kurdu vardır, kuşu vardır

avcısı vardır, avı vardır

cesareti vardır, korkusu vardır

.

yaşamsa dalgalanır

büyümesi vardır, yaşlanması vardır

sağlığı vardır, hastalığı vardır

sevinci vardır, hüznü vardır

.

yaşamsa bilinmezdir

doğumu ile, ölümü ile

her şeyi kapsayan, kabul eden

devasa bir ummandır

.

.

içeride güzel düşlerle

uyuyan çocuk için

pek bir acımasız

pek bir çetindir

.

uyuyan, düşleyen çocuğu

içinde taşıyan insan için

pek bir kabullenilmezdir

.

.

yatağında debelenen

bir türlü uyanamayan insan

kabustadır

içindeki çocuğun tatlı rüyasını

arzulayan

kendi kabusunu lanetleyen

insan uykudadır

.

.

.

peki, kim yazdı o öyküleri?

kimdi tüm masalların sahibi?

belki de senin gibi

içindeki çocuğun rüyasının

umudunu taşıyan

bir’i yazdı o öyküleri

.

belki kalemin sahibi sendin

hatırlamadığın bir zamanda

bir var’mış, bir yok’muş diye

anlatmaya başladın

.

bir var’dın, bir yok’tun

uykunda

bir yaşamı düşledin

.

yaşamsa seni düşledi

sen yok’tun, var ol’dun

.

şimdi aç gözlerini

artık uyanma vakti

öyküleri yeni’den yazma vakti

içindeki çocuğu

gerçek yaşam’la

tanıştırma vakti

.

.

.

-dinle, bak…

bugün öykü değişti

kuşlar âleminin

ürkek, narin üyesi kumrular

cesaret pelerinine büründü

güneşin ışıkları ile parıldayan

suyun içinde

ilk defa neşeyle yıkandılar-

.

.

.

biraz yer açsa insan

biraz yer açsa insan

görmeye…

.

biraz yer açsa insan

duymaya…

.

.

dünya hâl’i kapamış

kaplamış her yanı

.

istekler, arzular

düşünceler, duygular

fark ettirmeden

insanı hapis almış

.

.

biraz yer açsa insan

gülmeye…

.

biraz yer açsa insan

neşeye…

.

.

yaşam gailesi dediği

ağırlıkla ezilmiş

.

korkular, kızgınlıklar

üzüntüler, endişeler

fark ettirmeden

insana hakim olmuş

.

.

biraz yer açsa insan

sevmeye…

.

biraz yer açsa insan

hoş görmeye…

.

dünya’ya geldiğini

yaşam’a doğduğunu

bir hatırlasa…

.

.

biraz yer açsa insan

kendine…

.

susturabilse

kendi kendi’si ile konuşan zihnini…

.

ulaşabilse

o sükûnet noktasına…

.

bilse

zihin ona ne hikâyeler anlatır…

.

bilse ve

her duyduğuna inanmasa…

.

fark etse tüm zanları da

kendi’ne yeni’den doğsa…

.

bir’az araladığı tüm kapılardan

bir’an’da içine dolan kaynakla

bir olsa…

.

yaşasa

şimdi gerçekten

yaşasa insan…

.

her bir varlığın farklılığını

zevk etse…

.

her bir varlıkla

bir bütün olsa insan…

.

şimdi burda bir tek

yaşam olsa insan…

.

.

.

ol’sun

sıradan bir gün

.

.

sabah yağmur yağdı

ol’sun

.

.

hava birden soğudu

ol’sun

.

.

şimdi güneş açtı

ol’sun

.

.

toprakta nem kokusu

ol’sun

.

.

gökyüzünde bulutlar

ol’sun

.

.

aradan güneş parlar

ol’sun

.

.

bahçede salyangozlar

ol’sun

.

.

yapraklarda damlalar

ol’sun

.

.

ev biraz dağılmış mı

ol’sun

.

.

salondaki çiçek çok büyümüş

ol’sun

.

.

bir tanesi de kurumuş mu

ol’sun

.

.

içimde bir mutluluk

ol’sun

.

.

düşünceler dağılmış

ol’sun

.

.

ufak bir hüzün gördüm

ol’sun

.

.

gördüm hemen kayboldu

ol’sun

.

.

belki biraz kızgınlık

ol’sun

.

.

gitmek için izin ister

ol’sun

.

.

gözlerimde berraklık

ol’sun

.

.

kalbimde bir coşku

ol’sun

.

.

sıradan bir günde

.

şimdi sıradan bir’i ol’dum

.

ne korkuların kurbanı

ne övgülerin kahramanı

.

ne zihnin oyunları

.

sadece kendim ol’dum

.

yaşamın güzelliği

.

hem içerde

hem dışarda

.

sıradan bir günün

.

olağanüstü sıradanlığında

.

.

.

üç katı var ev’in

üç katı var ev’in

.

alt kat zemin

yere en yakın olan

taşların, böceklerin

sessizce gezinen kedilerin

bahçeyi koruyan köpeklerin

derinlere salınmış köklerin

.

orta kat gövde

arada köprü olan

ağaçların, kuşların

bugünün manzarasında

kumru, serçe, karga

saksağan, bülbül, baştankara

.

üst kat baştacı

gökyüzüne yakın olan

engin derinliğin

bulutların, yağmurların

esen rüzgarın

parlayan gökkuşağının

.

üç katı var ev’in

.

her bir katın kapıları

ayrı bir âleme

ayrı bir manzaraya

ayrı bir canlılığa açık

.

insan

ayakları yer’de

başı gök’lerde

hem ev’in sahibi

hem tüm âlemlerin misafiri

.

üç katı var insan’ın

.

düşünceleri, duyguları dağıldığında

gök’yüzü berrak ve aydınlıktır

insan’ın

.

ayakları yere sağlam bastığında

yer’yüzü güvenilir ve bereketlidir

insan’ın

.

gök’yüzü ve yer’yüzü

arasında

üç katlı insan

gövdesiyle

her bir âlem’e köprü

bin’bir yüzüyle

yaşam’a köprü

.

hangi kattan bakıyorsa

gözleri

aslında gördüğü kendi yüzü

.

.

.