geçit

geçit

seni bir yer’den

başka bir yer’e

taşıyan

.

.

insan

yer’yüzünde

yaşayan

.

.

geçtiği yol’dan

gelmiş ol’an

.

.

yaşamın içinde

korkutsa da insanı

ölümün varlığı

daim bir yol’culukta

açılan ve kapanan

beliren ve kaybolan

.

.

insan

bedenin ötesinde

varlık

zihnin ötesinde

yaşam

gördüğünün ötesinde

.

.

.

bir tek ins’an özgürdür

hayat dediği

koşturmacanın içinde

mevcut kalma

şansı var mı

insanın

.

.

hayat hiç bırakır mı

yakasını insanın

.

.

yakasını kaptırmış

nereye çekilirse

oraya sürüklenmiş

insanın

hiç şansı olur mu

özgürüm demeye

.

.

.

mevcut kalma

şansı yoktur

elbet

.

bir tek

mevcut ol’ma

şansı vardır

.

fark ederse

insan

gerçekte

tek bir özgür

ân vardır

.

.

.

zamandan

mekândan

bağımsız

ins’ân

ol’duğunda

özgürsün

.

.

.

elimdeki bıçağın parlaması

elimdeki bıçağın parlaması

gözümü alıyor

ışığın gücüyle bir an’da

fark edip

derin bir rüyadan uyanıyorum

.

.

ben kimi kurban ediyorum

.

.

fark ediyorum

önümde çaresiz yatanı

fark ediyorum

içimde sessiz saldıranı

.

.

uyanmamla birlikte

bıçak düşüyor elimden

şaşkınım

şimdi sanki o ben değilim

.

.

.

hepimizin elinde bir bıçak

kurban ediyoruz

oğlumuzu, kızımızı, evladımızı

eşimizi, anamızı, babamızı

arkadaşımızı, yoldaşımızı

.

.

biliyoruz aslında

dinlemiştik

asıl kurban o değil diyeni

yine de ne kadar güçlü

ele geçirmiş bizi

gözümüzde bir perde

bıçak bir türlü düşmüyor

elimizden, dilimizden

.

.

.

ama şimdi ışık çok güçlü parladı

gördüm bıçağın parıltısını

gördüm kurbanın bana bakan

gözbebeğinde

kendi yansımamı

.

.

o gözbebeği ki

beni bana anlatan

o gözbebeği ki

ben’den bana bakan

.

.

ben dediğim gerçeği örten

sahte bir kılıftan başka

bir şey değilmiş

ben dediğim dünyamdaki

bütün savaşların failiymiş

.

.

artık savaş bitti

şimdi barış zamanı

barış ile yurdumu

kalkındırma zamanı

.

.

özür dilerim

tüm kurbanlarımdan

kendimden ayrı sandığım

yargılayıp suçladıklarımdan

.

.

özür dilerim

kurbanı olduklarımdan

kendimden ayrı sanıp

haksız bulduklarımdan

.

.

.

insan

uykuda bir rüyada

hem kurban eder

hem kurban olur

farklı rollerde

kendinden kendine

fark edene kadar

sen ve ben diyerek

ayrıştırdığını

tek özden diyerek

bir’leyene kadar

.

.

ışık parladı

bıçak düştü

.

.

dönüp bakma arkana

gönül dayanmaz

savaş alanını görmeye

bil ki tüm bu canlar

bir tek senin için verildi

senin fark etmen için

.

seni senden çok seven

senden asla vazgeçmeyen

senin için canını veren

şimdi sana yaşam veren

senin kendisini görmeni bekleyen

bir tek sen

.

.

insan en çok kendine

sabır gösterirmiş

insanın en büyük teşekkürü

kendinden kendineymiş

.

ne mutlu bugünü görene

ne mutlu şimdi gerçekten

yaşamla bütünleşip

var olana

çünkü

yaşam güzeldir

güzeli sever

.

.

.

ân bu kadar hızlıyken

ân bu kadar hızlıyken

ne’ye direnebilir insan

.

ân bu kadar güçlüyken

ne’ye tutunabilir insan

.

ân’ın içinde taşınırken

tüm var ol’uş bir halden diğerine

.

ân’ın dışında var ol’ma

imkânı yoktur aslında insana

.

.

.

ağırlaştı düştü

tutundukları ile

cennet kaybedildi

.

hafifledi yükseldi

bıraktıkları ile

cennet kazanıldı

.

.

.

yolculuk dış’ta olsaydı

değişmeden gelirdin geriye

.

yolculuk iç’te olduğunda

geleni kendin bile tanıyamazsın

.

eski ol’an terk edilmiş

yeni ol’an doğmuştur

.

makbul ol’mayan bırakılmış

arınmış ol’an kalmıştır

.

.

ân’dan ân’a tüm yolculuk

kalbin değişimi

insanın dönüşümü

.

bak

ceviz ağacının dalları

şimdi bülbüllerle bezendi

.

dinle

sana şimdi sunulan

bülbülün şarkısıdır

.

yaşamın

güzelliği

sana

sen’den yakındır

.

.

.

cennet bahçesinden elini çekti

cennet bahçesinden elini çekti serçeler

kaybettikleri arkadaşlarının ardından

minicik yine de tarifsiz büyük faili meçhul bir kayıp

.

derin bir sessizlik

derin bir boşluk

yaşamın tüm coşkusu

bir an’da elini çekti

herkes olanı seyirde

herkes sanki beklemede

.

.

bütün yüzlerini bilir de insan yaşamın

kabullenmek zor gelir bazılarını

yaşam hep coşku ile gülsün ister

.

oysa ince bir denge var eder yaşamı

bir adım sağa ya da bir adım sola

orta yolu kaybeden tüm dengeyi kaybeder

.

cennet bile olsa insana verilen

korumak için ilgi, alâka

yaşatmak için çaba istiyor

.

tek bir kötü düşünce ile

cehennem azabına düşen zihin gibi

tüm âlem ince bir dengede var oluyor

.

.

şimdi esen rüzgar

gökten gelen derin bir nefes

dökülen yaprakları

güneşi gölgeleyen bulutları

ortalığı kaplamış tozları

temizleyen yüce bir nefes

.

seyreylediği dış âlemden farksız

insan ancak derin bir nefeste

tüm iç âlemini rüzgar gibi

temizleyebildiğinde

kalbinin güneşi dört bir yanı

ayrım yapmaksızın aydınlatır

.

yaşamın coşkusu

ışığın düştüğü

suyun içinde parıldayan

görünmez bir noktadadır

.

.

.

tüm âlem devasa bir orkestra

tüm âlem devasa bir orkestra gibi

duyan kulaklara muhteşem bir müzik çalıyor

.

her bir varlık portenin üzerindeki bir nota

her bir nota kendine has bir müzikal ses

.

her bir varlık kendi yaşamının müziğini kaydediyor

sonsuz âlemde kendi müziğini dinlemek için

.

âlemin içinde melodisini değiştirmeye muktedir

müziğini güzelleştirmeye muktedir bir tek insan

.

anahtarı yazacak kalem insanın kendi elinde

.

.

.

bütün ebeler

bütün ebeler ‘ıkın’ diye sesleniyordu…

.

.

‘derin bir nefes daha

şimdi tüm gücünle ıkın’…

.

.

‘derin bir nefes daha…’

.

.

dedi ki ‘çıkar çarıklarını

kutsal vadidesin…’

.

.

‘derin bir nefes daha…’

.

.

dedi ki ‘küçük çocuklar gibi olamazsan

göklerin egemenliği’ne giremezsin…’

.

.

‘derin bir nefes daha…’

.

.

dedi ki ‘oku…’

.

.

‘derin bir nefes daha…’

.

.

.

her derin nefeste

doğumun verdiği acı

şiddetlenirken

her derin nefeste

daha derine çekilirken

artık söylenenleri

duymaz oldu

tüm dış âlem

içeriye kapanırken

.

.

içeride

sükûnetin içinde

şimdi duyulan

tek bir kalp atışı

kimin kalbi bilemedi

belki kendisinin

belki de yaşama yeni doğanın

sevgiyle gülümsedi

zaten onlar birbirine bağlı

tek bir beden değil miydi

.

.

.

derler ki, insan iki kere doğar bu yaşama

.

ilki annesinin rahminden dünya hayatına

.

ikincisi yaşamın rahminden kendine

.

.

her insanın içinde

hem bir anne hem bir baba

hem bir kadın hem bir erkek

yaşamın tohumunu ekmek için bekler

.

.

her insanın içinde

tohumu besleyip büyütecek

bereketli bir toprak

hazır olduğunda

doğuracak bir rahim bekler

.

.

kiminin doğumu bir nefeste

kiminin doğumu birkaç nefes uzun

.

.

.

kendi doğumuna şahit olabilir mi insan

.

kendini doğurabilir mi insan

.

her doğum sancılıdır

.

yine de her doğum güzeldir

.

ne mutlu o anne ve babaya

.

ne mutlu gözlerini yaşama açana

.

ne mutlu adsız doğana

.

.

.

direnme kabullen

samimiyet, azim, kararlılık değil de

seçtiği direnmek ise insanın

içindeki kuvvetle taşa dönüşse

yaşam su olur her yanından kuşatır

içindeki kuvvetle duvar olsa

yaşam sel gibi nehir olur yıkar

direnci ne kadar kuvvetlense

yaşam o kadar güçlü karşısına çıkar

.

direnme kabullen diyor tüm yaşam

.

kabullen ki su gibi ol

yaşam benzeri kuşat her bir yanı

kabullen ki nehir gibi ol

yaşam benzeri çağla coşkunca

kabullen ki

yaşamla bir ol yaşam ol

.

dört bir yandan sesleniyor

tüm var oluş

sen benden ayrı değilsin

baktığın her yerde bir tek ben varım

.

yanıltmasın gözlerin seni

aslında bütün değişimleri

gerçekleşen bütün dönüşümleri

tek bir vücut olmuş

elele verip bir olmuş

birleşip bütünleşmiş

bütünleşip güçlenmiş

tek bir insan yaptı bugüne kadar

.

.

.

Kendimden Kendime

Kalemlerle oyun oynarken fark etmiştim, ilk çizim, kendi kendine zihin olmaksızın ortaya çıktığında… Yine de hemen ardından zihin devreye girip sorgulamıştı, “Bu da ne şimdi? Nerden çıktı? Ben çizmedim mi? Ben değilsem, kimdi çizen?…”

On sene önce, onbir mayıs ikibinoniki, gülümseyen hücreler diye not almışım… Merak ya, ertesi gün yine oturdum, önümde defter, elimde kalemler, baktım renkleri kendi kendine seçen, elimi bir sağa bir sola hareket ettiren bir başka güç var içimde, oniki mayıs ikibinoniki -annemin doğumgünü-, biz ‘evren’ bir’iz demişim… Ertesi gün yeniden, onüç mayıs ikibinoniki, dünya gezegeninin ruhu demişim… Ve ertesi gün yeniden, her oturduğumda, hiç düşünmeksizin, ne olacak diye dert etmeksizin, her gün yeni bir çizim ortaya çıkmış…

Üç isim sonrası isim vermeden ortaya çıkmalarını kabul ettim… Ne zaman otursam, ne zaman kalemi elime alsam, benimle iletişim kuran, kendini benim aracılığımla ortaya çıkartmaktan zevk alan bir kaynağın kapısını bulmuş gibiydim…

Bazen atomik yapıları seyrettim, bazen evrenin derinliklerini… Ne kadar anlamlandırmaya çalışsam o kadar zorlandım… İsimsiz yaşamayı kabul eden bir insan olur mu diyordu zihin… Kabul ettim…

.

Bir öykü gelir aklıma…

Yaşamdaki arayışının son evresinde, Siddhartha, bir ağacın altına oturur ve aradığı yanıtı buluncaya kadar kalkmamaya karar verir. Zihni ise bu kararı sevmez, onlarca imge ile öfkesini gösterir, korkutmaya, vazgeçirmeye, kandırmaya, cezbetmeye çalışır… İradesi sonsuz güçlenmiş, imgelerin sahteliğinin farkında, oturmaya devam eder Siddhartha…

En sonunda bir an gelir, tüm imgeler kaybolur, tarif edilemez bir dinginlik ve sükûnet kaplar her yanı. Sessizlikte oturmaya devam eden Siddhartha da sanki imgelerle birlikte kaybolmuştur, artık o bildiği Siddhartha değildir. İsmi yoktur. Dinginliğin içinde tüm sahte benlikle beraber simgesi olan ismi de kaybolmuştur… Derin sessizliğin içinde söylenecek söz, sorulacak soru, verilecek yanıt kalmamıştır…

Yine de ona bir isim vermek ister zihin. Dünya hayatının düzeni bu der. Buddha olarak adlandırılır. Zihin sorulara yanıt ver der, dünya hayatında soru ve yanıtlar vardır diye ekler…

Buddha konuşur, konuştuğunda derin sessizliğin içinden gelir sözcükler. Tüm soruları yanıtlar, tek bir tanesi hariç: ‘Ben kimim?’… Yanıtı olmayan tek soru. Sessizliğin içinde yankılanıp sessizlikte kaybolan tek soru…

.

Şimdi diyorum ki kendime, bütün sorularının yanıtları verilecek bir gün, tek bir sorun hariç, ‘Ben kimim?’… Yanıtı aramaktan vazgeçtiğinde kendini yanıtlayacak tek soru… Zihnin sözcükleri olmadan verilecek yanıtı kabul ettiğinde yok olacak tek soru. İçindeki kaynağa ulaştığında yerini bulacak tek soru… Olduğu gibi olmasına izin vereceğin tek soru…

Kendimden kendime… Yazıyorum, çiziyorum…

Ama zannetmeyin siz bir başkası için döküyorsunuz onlarca sözü, paylaşıyorsunuz onlarca resmi… Senesi devredince hatırlatacak size, bak bu sen diyecek… Oysa aynı kalabilir mi insan… Ne geçmişin ne geleceğin içinde, sadece an’da var olan…

Bütün yanıtlar hatırlamak içindir…

sular durulmadan

sular durulmadan

mümkün mü

derinleri görmek

.

.

sen değişmeden

mümkün mü

değişimi beklemek

.

.

bulutlar çekilmeden

mümkün mü

güneşi görmek

.

.

kalbini açmadan

mümkün mü

yaşamı sevmek

.

.

mümkün mü

bir ol’madan

yaşamı seyreylemek

.

.

.

bir bilsen

aslında tek’tir

seyreden olanı

seyreden tüm var olanı

.

.

kalksa perde

ayrı mıdır

gören gözler

bir’bir’inden

.

.

.