
yaşam
gördüğünün
ötesinde
.
.
.

Life is the most beautiful gift!

yaşam
gördüğünün
ötesinde
.
.
.

yankı vadisi olmak
kolay gelir insana
.
bana ne verdiysen
sana onu sunmak
kolaydır
.
zaten
hamuru aynı değil midir
insanın
.
sende ne varsa
merak etme
bende de var
aynısından
.
.
yankılanan seslerle
dolu yaşam
.
tarihi tekrar tekrar
yazar dünya
.
tarihi tekrar tekrar
yazar insan
.
.
.
bir an sessizlikte
.
vadi değil de
tüm heybetiyle
bir dağ olduğunu
görsebilse insan
.
zirvenin tepesinde
her şeyi gördüğünü
bilebilse insan
.
vadiye seslenen
kendi olurdu
.
vadiden tüm duyduğu
kendi şarkısı olurdu
.
.
.
iç’i dış’ındadır insanın
bilmez çaresizce
bekler o günü ta ki
tüm dünya alt üst olsun
insanın kıyameti kopsun
.
elbet kopar o kıyamet
bir gün
elbet yer değiştirir
yerler ve gökler
bir gün
.
bir gün
gelir
bir an’da
vadi olan
dağ olur
.
.
korksa da kıyametten
korksa da değişmekten
.
dağın zirvesine
çıkmadan
görebilir mi
insan
tüm yaşamı
bütünüyle
bilebilir mi
insan
.
isyan etmeden
dönüşebilir mi
insan
.
.
simyasıdır yaşamın
dönüştürmek
.
gönüllü olanı
altına
vadinin boşluğunu
insana
.
.
.

insana
enerji formu olarak baktığında
gördüğün
bir kuvvet tesiri
.
safi kuvvetin etkisinde
olsaydı
melekler gibi olurdu
insan
görevine tam teslim
.
oysa insan
yoldan çıkmıştır
şeytanın etkisiyle
ne ki
ona merak ve keşfetme
arzusunu yükleyen
.
insanı ne insan yapar?
.
yoksa
şeytana şükretmeli midir
o yoldan çıkma
değil miydi sebebi
insanın
kendisini aramasının
nihayetinde bulmasının
.
dönüşünüz bana olacaktır
demez mi
.
peşinde şeytanıyla
tüm arayışların sonunda
ta en başında
meleklerin bile secde ettiği
dönüşüm banadır
.
.
.

her gün
.
şahidim
yediğinize içtiğinize
şahidim
giydiğinize kuşandığınıza
şahidim
gittiğinize gördüğünüze
.
yine de
.
şahit değilim
aklınızdan geçene
şahit değilim
gerçekten hissettiğinize
şahit değilim
içinizde gizlediğinize
.
.
bana gösterilen ne varsa
şahit olmak kolay
oysa
iç’i dış’ı bir olmalı ise
insanın
denge kurulabilir mi
bir taraf ağır bastırdıkça
iç’i dış’ı bir olmalı ise
insanın
hem aklıyla hem gönlüyle
emin olmadıkça
iç’i dış’ı bir olmalı ise
insanın
kendine şahit olabilir mi
kendinden gizleniyorsa
.
.
.
ben
gözlerimle gördüğüm
kulaklarımla işittiğim
kokladığım tattığım
ellerimle dokunduğum
yaşamıma şahidim
.
geçmişin ve geleceğin
zanlarından arınmış
bugünüme şahidim
.
.
şahidim
içimdeki sonsuz potansiyele
şahidim
hem yaratan hem yok edene
şahidim
öfkeme ve sevgime
şahidim
tüm korkularıma ve cesaretime
şahidim
her seferinde içimden doğana
şahidim
ben’i bana tanıtana
.
.
şehadet
iki yüzü var şahitliğin
diyor unutma
.
görünen ve görünmeyen
.
ikisini de
bir’leyip
şahit olmadıkça
tanıyabilir mi kendini
bilebilir mi kendini
sevebilir mi kendini
insan
.
.
.

kelebek etkisi
diyorlar ya
tüm varoluşun
birbiriyle
tahayyül edilemez
ilişkisine
.
her nefes alış verişinin
yarattığı etkiyi
mümkün mü
bilmesi insanın
tüm âlemi
bilmedikçe
.
seviyorum dediklerini
belki de bir gün yermiştir
nefret ettiklerini
tasdik etmiştir belki de bir gün
kendinden gizli
unutulmuş
hiç gün yüzüne çıkmamış
onlarca duygu ve düşüncesinin
kelebek etkisini bilebilir mi
insan
.
.
bu resmin ortaya çıkışında
hem güzellik hem kaos
birlikte
ince ince dokudular tüm bağları
.
altta yatan görünmez katmanlar
bir an üstte en aşikâr olandı
.
hayatın günleri gibi
perde perde
açılıp kapansa da yaşam
sonsuz döngü ve devinim
üst üste yok edip yaratmakta
.
ne kadar naif olsa da
nefesin
evrenin sonsuzluğunda
etkisi
emin ol ki tahayyülünün
ötesinde
.
ancak nefesi gül kokan
yaşar gül bahçesinde
.
.
.

gecenin karanlığında
camdan dışarı bakıyorum
odanın ışığı arkamda
karşımda gölgeden bir oda
seyrediyorum kendimi
her şey tıpkı ben gibi
gözlerim merakla kayıyor
okuduğum kitaba
fark ediyorum ki
kendimden çok kitapla ilgiliyim
odanın detayları
duvardaki resimler
her şey tıpkı ben gibi
karanlığın içinde var olan
bir hayal âlemi
soruyorum kendime
nasıl da eminsin
sen gerçeksin
seyreylediğin de hayal
belki o taraftan baktığımda
göreceğim
ışığın içinde
bir başka hayal
düşünceler kaybolurken
gözlerim kitaba takılıyor
merak ediyorum
ne okuyorum
kitabın varlığı
mutlu ediyor beni
yine de diyorum
karanlığın içinde göremediğim
gözlerime bakarak
kitap hoş olsa da
seni tanımayı tercih ederim
seninle dost olmayı
belki de en yakınım sen olurdun
ah diyorum
bilseydim bu kadar yakın olduğunu
aramazdım başka yerde
sevgiyi
gözlerim gözlerini görmeyi arzuluyor
diyorum ki anladım
gözlerini kaçırıyorsun benden
biliyorum
ben seni hakkıyla sevemedim

bütün hayatın
bir fotoğraf karesi
.
art arda sıralanması
yanıltmasın seni
.
sen hikâyeni yazıyorsun
albümünden seçtiğin karelerle
.
oysa hepsi
yaşandı bitti
.
zihin
karelere hapsolmuş
can’sız
bir senaryo sunuyor sana
dün’den ödünç aldığı
yarın’a borç verdiği
.
.
.
mümkün mü
yaşamak
.
gerçeğinle yüz’leşmedikçe
.
mümkün mü
can’lanmak
.
.
.
insan kendi yüzünü
görebilir mi
aynalar olmasa
.

daldaki kuş
aşağı doğru süzülen
solgun yaprağı seyretti
.
içinden yükselen
tatlı bir melodiyle
yaprağa veda etti
.
‘güneş parlıyor’ dedi
‘yaşam coşkulu’
‘bütün sevinci yüklü
bedenimde
perdelenmeden yükselen
ötüşümde’
.
.
ne tuhaf
kiminin ömrü kısacık bir an’lıktı
kimininse sonsuz gibi
gözüken bir zaman’a uzanırdı
.
sonsuz gibi gözükse de
elbet bir sonu vardı
sözüm ona var olanın
adına ‘ben’ denilip
sınırlandırılanın
.
oysa bir melodi vardı
kuşun içinde
var mıydı yok muydu
o da bir muamma
.
başladığında ötmeye
nerden gelirdi bu ses
içinde kendinin bile
bilmediği bir yerden
.
duysa bile kulakları
bir an sonra kim bilirdi
şimdi havaya karışmış
o ses gerçek miydi
.
.
daldaki kuş
‘ben’im adım hüdhüd’ dedi
‘nedendir bilinmez
bana verilmiş sırların
hakimiyim’
‘yüreğimdeki melodi
kaynağıdır ötüşümün’
.
.
belki de sırrın sırrı
dikkatle dinlemekte
sessizliğin sesini
yaşamın nefesini
.
.
.

yaprağın ömrü
bir mevsimlikse
zamanı geldiğinde
bahane bir rüzgar esişi
dala konan ufak bir kuş
yağan bir yağmur
ayırır gövdeden
güçsüzleşen görünmez ellerini
.
yükseklerden inerken
boşluğun içinde
zarif bir dansla
o uzak diyara yeryüzüne
kim bilir düşünür mü
bir mevsimlik
muhteşem yaşamını
.
.
der mi ki
ne güneşler parladı üzerimde
ne bulutlar geçti başımın üstünden
nasıl da yarenlik etti yaz yağmuru
ihtiyacım olduğunda
ışığa, suya
hepsi sanki bilir gibi
her an yanımda
ne muhteşem bir coşkuydu
yaşamak
.
olmadı mı zorluklar
ah, tabii, vardı her bir yanda
o ufak böcekler, tozlu örümcekler
tadıma doyamayan minik tırtıllar
aniden bastıran sıcak havalar
güneşimi kesen diğer yapraklar
köşeye sıkıştıran uzamış dallar
birden bire uzanıp ben’i koparan eller
.
.
havada süzülürken
son bir dansla
toprakla buluşmaya
biraz nazla
belki kaderine küsmüş üzülmüştür
belki de kısmetine gülmüş sevinmiştir
.
yine de
‘öyle ya da böyle’
demiştir içinden
‘ne güzel şey yaşamak’
.
her ayrılık hazırlar
bir sonraki bahara
yeniden doğmaya
.
yaprak süzülürken
yatağına
dallarda kuşlar
müjdeler yeni günü
.
.
her gece uyur insan
yarına
yeniden doğmaya
.
.
.