yankı vadisi

yankı vadisi olmak

kolay gelir insana

.

bana ne verdiysen

sana onu sunmak

kolaydır

.

zaten

hamuru aynı değil midir

insanın

.

sende ne varsa

merak etme

bende de var

aynısından

.

.

yankılanan seslerle

dolu yaşam

.

tarihi tekrar tekrar

yazar dünya

.

tarihi tekrar tekrar

yazar insan

.

.

.

bir an sessizlikte

.

vadi değil de

tüm heybetiyle

bir dağ olduğunu

görsebilse insan

.

zirvenin tepesinde

her şeyi gördüğünü

bilebilse insan

.

vadiye seslenen

kendi olurdu

.

vadiden tüm duyduğu

kendi şarkısı olurdu

.

.

.

iç’i dış’ındadır insanın

bilmez çaresizce

bekler o günü ta ki

tüm dünya alt üst olsun

insanın kıyameti kopsun

.

elbet kopar o kıyamet

bir gün

elbet yer değiştirir

yerler ve gökler

bir gün

.

bir gün

gelir

bir an’da

vadi olan

dağ olur

.

.

korksa da kıyametten

korksa da değişmekten

.

dağın zirvesine

çıkmadan

görebilir mi

insan

tüm yaşamı

bütünüyle

bilebilir mi

insan

.

isyan etmeden

dönüşebilir mi

insan

.

.

simyasıdır yaşamın

dönüştürmek

.

gönüllü olanı

altına

vadinin boşluğunu

insana

.

.

.

dönüşüm banadır

insana
enerji formu olarak baktığında
gördüğün
bir kuvvet tesiri
.
safi kuvvetin etkisinde
olsaydı
melekler gibi olurdu
insan
görevine tam teslim
.
oysa insan
yoldan çıkmıştır
şeytanın etkisiyle
ne ki
ona merak ve keşfetme
arzusunu yükleyen
.
insanı ne insan yapar?
.
yoksa
şeytana şükretmeli midir
o yoldan çıkma
değil miydi sebebi
insanın
kendisini aramasının
nihayetinde bulmasının
.
dönüşünüz bana olacaktır
demez mi
.
peşinde şeytanıyla
tüm arayışların sonunda
ta en başında
meleklerin bile secde ettiği
dönüşüm banadır
.
.
.

şahidim

her gün

.

şahidim

yediğinize içtiğinize

şahidim

giydiğinize kuşandığınıza

şahidim

gittiğinize gördüğünüze

.

yine de

.

şahit değilim

aklınızdan geçene

şahit değilim

gerçekten hissettiğinize

şahit değilim

içinizde gizlediğinize

.

.

bana gösterilen ne varsa

şahit olmak kolay

oysa

iç’i dış’ı bir olmalı ise

insanın

denge kurulabilir mi

bir taraf ağır bastırdıkça

iç’i dış’ı bir olmalı ise

insanın

hem aklıyla hem gönlüyle

emin olmadıkça

iç’i dış’ı bir olmalı ise

insanın

kendine şahit olabilir mi

kendinden gizleniyorsa

.

.

.

ben

gözlerimle gördüğüm

kulaklarımla işittiğim

kokladığım tattığım

ellerimle dokunduğum

yaşamıma şahidim

.

geçmişin ve geleceğin

zanlarından arınmış

bugünüme şahidim

.

.

şahidim

içimdeki sonsuz potansiyele

şahidim

hem yaratan hem yok edene

şahidim

öfkeme ve sevgime

şahidim

tüm korkularıma ve cesaretime

şahidim

her seferinde içimden doğana

şahidim

ben’i bana tanıtana

.

.

şehadet

iki yüzü var şahitliğin

diyor unutma

.

görünen ve görünmeyen

.

ikisini de

bir’leyip

şahit olmadıkça

tanıyabilir mi kendini

bilebilir mi kendini

sevebilir mi kendini

insan

.

.

.

kelebek etkisi

kelebek etkisi

diyorlar ya

tüm varoluşun

birbiriyle

tahayyül edilemez

ilişkisine

.

her nefes alış verişinin

yarattığı etkiyi

mümkün mü

bilmesi insanın

tüm âlemi

bilmedikçe

.

seviyorum dediklerini

belki de bir gün yermiştir

nefret ettiklerini

tasdik etmiştir belki de bir gün

kendinden gizli

unutulmuş

hiç gün yüzüne çıkmamış

onlarca duygu ve düşüncesinin

kelebek etkisini bilebilir mi

insan

.

.

bu resmin ortaya çıkışında

hem güzellik hem kaos

birlikte

ince ince dokudular tüm bağları

.

altta yatan görünmez katmanlar

bir an üstte en aşikâr olandı

.

hayatın günleri gibi

perde perde

açılıp kapansa da yaşam

sonsuz döngü ve devinim

üst üste yok edip yaratmakta

.

ne kadar naif olsa da

nefesin

evrenin sonsuzluğunda

etkisi

emin ol ki tahayyülünün

ötesinde

.

ancak nefesi gül kokan

yaşar gül bahçesinde

.

.

.

ben seni hakkıyla sevemedim

gecenin karanlığında

camdan dışarı bakıyorum

odanın ışığı arkamda

karşımda gölgeden bir oda

seyrediyorum kendimi

her şey tıpkı ben gibi

gözlerim merakla kayıyor

okuduğum kitaba

fark ediyorum ki

kendimden çok kitapla ilgiliyim

odanın detayları

duvardaki resimler

her şey tıpkı ben gibi

karanlığın içinde var olan

bir hayal âlemi

soruyorum kendime

nasıl da eminsin

sen gerçeksin

seyreylediğin de hayal

belki o taraftan baktığımda

göreceğim

ışığın içinde

bir başka hayal

düşünceler kaybolurken

gözlerim kitaba takılıyor

merak ediyorum

ne okuyorum

kitabın varlığı

mutlu ediyor beni

yine de diyorum

karanlığın içinde göremediğim

gözlerime bakarak

kitap hoş olsa da

seni tanımayı tercih ederim

seninle dost olmayı

belki de en yakınım sen olurdun

ah diyorum

bilseydim bu kadar yakın olduğunu

aramazdım başka yerde

sevgiyi

gözlerim gözlerini görmeyi arzuluyor

diyorum ki anladım

gözlerini kaçırıyorsun benden

biliyorum

ben seni hakkıyla sevemedim

bütün hayatın bir fotoğraf karesi

bütün hayatın

bir fotoğraf karesi

.

art arda sıralanması

yanıltmasın seni

.

sen hikâyeni yazıyorsun

albümünden seçtiğin karelerle

.

oysa hepsi

yaşandı bitti

.

zihin

karelere hapsolmuş

can’sız

bir senaryo sunuyor sana

dün’den ödünç aldığı

yarın’a borç verdiği

.

.

.

mümkün mü

yaşamak

.

gerçeğinle yüz’leşmedikçe

.

mümkün mü

can’lanmak

.

.

.

insan kendi yüzünü

görebilir mi

aynalar olmasa

.

kendine merhameti olmayanın

kendine merhameti olmayanın

başkalarına merhameti olmaz

derler

.

kendini sevmeyen

başkalarını sevebilir mi

.

bütün o büyük sözlere

gerek var mı

.

kendinle başla

yola

.

de ki

‘ben seni hakkıyla bilemedim’

.

.

bu dünyada bilecek ne varsa

.

bu dünyada sevecek ne varsa

daldaki kuş

daldaki kuş

aşağı doğru süzülen

solgun yaprağı seyretti

.

içinden yükselen

tatlı bir melodiyle

yaprağa veda etti

.

‘güneş parlıyor’ dedi

‘yaşam coşkulu’

‘bütün sevinci yüklü

bedenimde

perdelenmeden yükselen

ötüşümde’

.

.

ne tuhaf

kiminin ömrü kısacık bir an’lıktı

kimininse sonsuz gibi

gözüken bir zaman’a uzanırdı

.

sonsuz gibi gözükse de

elbet bir sonu vardı

sözüm ona var olanın

adına ‘ben’ denilip

sınırlandırılanın

.

oysa bir melodi vardı

kuşun içinde

var mıydı yok muydu

o da bir muamma

.

başladığında ötmeye

nerden gelirdi bu ses

içinde kendinin bile

bilmediği bir yerden

.

duysa bile kulakları

bir an sonra kim bilirdi

şimdi havaya karışmış

o ses gerçek miydi

.

.

daldaki kuş

‘ben’im adım hüdhüd’ dedi

‘nedendir bilinmez

bana verilmiş sırların

hakimiyim’

‘yüreğimdeki melodi

kaynağıdır ötüşümün’

.

.

belki de sırrın sırrı

dikkatle dinlemekte

sessizliğin sesini

yaşamın nefesini

.

.

.

yaprağın ömrü

yaprağın ömrü

bir mevsimlikse

zamanı geldiğinde

bahane bir rüzgar esişi

dala konan ufak bir kuş

yağan bir yağmur

ayırır gövdeden

güçsüzleşen görünmez ellerini

.

yükseklerden inerken

boşluğun içinde

zarif bir dansla

o uzak diyara yeryüzüne

kim bilir düşünür mü

bir mevsimlik

muhteşem yaşamını

.

.

der mi ki

ne güneşler parladı üzerimde

ne bulutlar geçti başımın üstünden

nasıl da yarenlik etti yaz yağmuru

ihtiyacım olduğunda

ışığa, suya

hepsi sanki bilir gibi

her an yanımda

ne muhteşem bir coşkuydu

yaşamak

.

olmadı mı zorluklar

ah, tabii, vardı her bir yanda

o ufak böcekler, tozlu örümcekler

tadıma doyamayan minik tırtıllar

aniden bastıran sıcak havalar

güneşimi kesen diğer yapraklar

köşeye sıkıştıran uzamış dallar

birden bire uzanıp ben’i koparan eller

.

.

havada süzülürken

son bir dansla

toprakla buluşmaya

biraz nazla

belki kaderine küsmüş üzülmüştür

belki de kısmetine gülmüş sevinmiştir

.

yine de

‘öyle ya da böyle’

demiştir içinden

‘ne güzel şey yaşamak’

.

her ayrılık hazırlar

bir sonraki bahara

yeniden doğmaya

.

yaprak süzülürken

yatağına

dallarda kuşlar

müjdeler yeni günü

.

.

her gece uyur insan

yarına

yeniden doğmaya

.

.

.

latif bir var oluş

insanın içinde

kendinden saklı

latif bir var oluş

.

göstermek için

yüzünü

ustalaşmasını bekler

.

kalem tutan elinin

söz söyleyen dilinin

can veren kalbinin

.

.

.

ustasının elinden

yaşam

zarafet ve güzellik dolu

.

tadı ancak

ustasının elinden çıktıysa

yaşam

lezzet dolu

.

.

.

kökler bağlasa da toprağa

örtülüdür

.

güneşe uzanan dallarda açar çiçek

.

öyle bir çiçek ki

kokusu var oluşun letafeti

.

ne gözle görülür

ne elle dokunulur

.

tüm havayı kaplayan

o enfes rayiha

yaşamın güzelliği

.

.

.