gök’yüzü ile yer’yüzü

‘her şey boş’ dedi gök’yüzü

‘yaşam dopdolu’ dedi yer’yüzü

.

insan

gök’yüzü ile yer’yüzü arasında

.

insan

boş ile dolu arasında

.

insan

yok ile var arasında

.

.

üçüncü bir göz gerekiyor

görünmeyeni görmek için

.

.

.

Sevgim Olmasa

“İnsanların, hatta meleklerin dilleriyle konuşsam ama sevgim olmasa, ses veren pirinç bir çalgı ya da gürültü oluşturan bir zil durumuna düşerim.

Peygamberlik etme yeteneğim olsa, tüm gizleri ve bilgileri bilsem, üstelik dağları yerinden oynatabilecek iman bütünlüğüne sahip olsam, ama sevgim olmasa bir hiçim.

Sahip olduğum her şeyi yardım niteliğinde sunsam, bedenimi de yakılan sunu kılsam, ama sevgim olmasa bana hiçbir yararı olmaz.

Sevgi katlanır, iyilikle davranır, kıskançlık bilmez.

Sevgi büyüklenmez, böbürlenmez, utandırıcı bir şey yapmaz, kendi çıkarını kovalamaz, içerlemez, kötülüğün hesabını tutmaz.

Haksızlık karşısında sevinmez, gerçek karşısında sevinir.

Sevgi her güçlüğe dayanır, her şeye inanır, her şeyden umutlanır, her duruma sabreder.

Sevgi yozlaşmaz.

Peygamberliklere gelince geçip gidecekler.

Diller susacak, bilgi de yok olacak.

Çünkü bilgimiz de, peygamberliğimiz de tam değil, sınırlıdır.

Ama Yetkin Olan geldiğinde, sınırlı olan ortadan kalkacak.

Çocukken çocuk gibi konuşur, çocuk gibi düşünür, çocuk gibi kafa yorardım.

Olgunluk döneminde çocukluğa özgü davranışları geride bıraktım.

Çünkü şimdi aynada bir bilmeceye bakarcasına görüyoruz; ama o zaman yüzyüze göreceğiz.

Şimdi kısıtlı kapsamda biliyorum; ama Tanrı’nın beni tam olarak bildiği gibi o zaman ben de tam olarak bileceğim.

Şimdi kalıcı olan iman, umut ve sevgidir; bunların üçü. İçlerinden en üstünüyse sevgidir.”

Pavlos’un Korintoslulara I. Mektubu’ndan alıntı

*

Binbir kilitle sımsıkı kapatılmış bir kasa gibi insan.

İçindeki kıymete sahip olabilmesi için açması gereken binbir kilitli bir kasa ile başbaşa insan.

Bazısı hemen görünür kolay açılır.

Bazısı görünür ama açılmaya zorlanır.

Bazısı derinde gizli, ne kendini gösterir ne de açılmaya yeltenir.

Bir kilit var ki, hepsinin merkezinde…

O kilide ulaşmadan, mümkün değil bu kasanın kalbine ulaşmak…

*

28/03/2023, İnsan Bedenin Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar

büyüten yaşam

bir hücreden bir insan

bir tohumdan bir orman

büyüten yaşam

.

.

ektiğini kat be kat

biçeceğin bir program

.

.

seçer, kuvvetlendirir

geliştirir, yaşatır

ta ki nesli tükenene kadar

.

.

bir tek şikayet tohumu

çoğalır, kuvvetlenir

.

bir tek korku, bir tek öfke

seçilir, güçlendirilir

.

.

dünyada yaşam

büyütmek üzere

bir düzen

.

.

evrilir

her bir düşüncen

büyür

.

.

.

ne büyük bir dikkat ister

ekeceğin tohumu seçmek

.

.

ne büyük dikkat ister

farkındalıkla yaşamak

.

.

.

Denge

Yaşam var olabilmek için iki kutbun birleşmesine ihtiyaç duyar…

Bir iki olur, iki bir olur…

Yeni doğan, bir’in üç’ü olur…

Gök ve yer birleşir, insanlık doğar.

Baba ve anne birleşir, çocuk doğar.

Erkek ve kadın birleşir, yaratım, üretim başlar…

Bedensiz bir istek, bir düşünce, bir söz vücud bulur bedenlenir,

Semâlar arzı, gök dünyayı var eder…

Bütün âlem yok’tan var olur.

*

İki’den biri eksik olsa,

İki bir olmasa,

Varlık olmaz.

*

Âdem ile Havva sembolüdür ikinin birleşmesinin.

Ne Âdem bildiğin bir adamdır, ne de Havva bildiğin bir kadın.

Onlar, iki kutbun eril ve dişil doğasını anlatır bize, anlayacağımız bir dilde…

Yokluk âlemi sonsuz potansiyeldir. Yoğunlaşır, birlik olur.

Bir çiftleşir ikiye bölünür, zıtlık olur. Zıtlık birleşir varlık olur.

Varlık bölünür çokluk olur, yaşam olur…

*

Bilim bunu anlatırken “çift yaratılma gerçeği”ni aktarır. Bu, Parite Teorisi’dir.

Parite latince bir kelime, çift demek. Der ki, “Her varlık benzer veya zıt ikizi ile birlikte aynı anda doğar.”

Bu zıt ikizler, artı ve eksi kutuplar, proton ve anti proton, atomun çekirdeği ve elektronları, güneş ile ay, gece ile gündüz gibi çift olarak yaşamlarını sürdürüler…

*

Çift olarak birbirini bütünleyerek yaşamı sürdürmek.

Söylendiği kadar romantik ve kolay olmaz yaşamda.

Çiftler, kutupların zıtlığında tamamlayıcı gibi gözükmez, birbirini iter;

Çiftler, çekirdeğin merkez konumunda, elektronları bir yörüngeye sabitler;

Çiftler, güneş ve ay’ın varlığında, birleşemeyen zamanların döngüsüne girer…

Çift olmak, beden âleminde yaşamın binbir kuralını yansıtır.

*

Oysa insan, bedenin ötesinde var olur…

*

Kadın doğası

Yeryüzünde su gibidir.

Gökyüzüne çıktığında ay olur.

İçine alır ve büyütür. Yaşam verir.

Besler, gözetir.

Gizemlidir ve kapalı.

Sessizliktir.

Sevgidir…

.

Erkek doğası

Yeryüzünde dağ gibidir.

Gökyüzüne çıktığında güneş olur.

Nüfuz eder ve kuşatır. Yaşam verir.

Korur, gözetir.

Aşikardır ve açık.

Sözdür.

Güçtür…

*

Dünyada yaşamın var olabilmesi için güneşten gelen gün ışığına ihtiyaç vardır.

Gün ışığının çiftleri, aydınlık ve karanlık, sıcak ve soğuk sayesinde dünya üzerinde yaşam var olur…

Gün ışığı, gündüz ve gece ile çiftleşir, zaman olur…

Yaşamın değişim ve dönüşümü devran olur…

*

Her yıl iki kere, gündüz ve gece eşitlenir.

Eşitlenme dengeyi gösterir.

Dengenin içinde ne biri ne diğeri baskın gelir.

Tıpkı dans eden bir çift gibi, ekinoks günü, bir an’lığına yanyana durur, her biri diğer tek’ine bakar.

Devinimin olmadığı o bir an, diğerini bütünlüğünde görme anıdır.

*

Yaşamın iniş ve çıkışları, sonu gelmez bir çaba ister insandan.

İnce bir ip üstünde yürür gibi bir sonraki adım hep dikkat ister.

Dikkat hep dengeyi kurma çabasındadır.

Yaşam, yılda iki kez çabasız dengeyi sunar.

Çabasız bir denge içinde,

Durup da bakmak,

Bakıp da görmek için bir fırsat sunar…

*

Çiftin içinde tek olanı,

Tekliğin içinde var olanı,

Bedenin ötesinde insanı…

*

21/03/2023, İnsan Bedenin Ötesinde

Emsalsiz Yaşam

Hukukta yürüyen bir konunuz varsa öğrenirsiniz ki emsaller sonuçları kolaylaştırır…

Karara bağlanacak olana benzer bir konu önceden görülüp karar alındıysa, sizin için emsal oluşturur. Hakimin kararı netleşir. Bu nedenle, işe yarayan bir emsal bulmak önemli iştir hukuk çalışanları için…

Yine de, emsaller işinizi bir o kadar zorlaştırabilir…

Farklı bir karara ihtiyacınız varsa, emsali çok olan size ayak bağıdır, kararın dışına çıkabilmek neredeyse imkânsızlaşır. Büyük çaba ister emsali yıkıp sonuç almak…

Hukuk emsallere dayanan tek alan değil…

Hastaysanız iyileşen bir diğer hasta emsaldir sizin için, ne güzel bir emsaldir o… Çaresiz gördüğünüz derdinize, benzerini yaşayanın bulduğu çareyi ararsınız, içinizi açtıkça ferahlar, bir bileni bulursunuz… Damdan düşen Nasreddin Hoca bile, ‘Bana damdan düşmüş birini getirin‘ der fıkralarda.

Neredeyse bütün yaşam emsal üzerine kurulur, düzenlenir, yürütülür…

.

Emsal yaratmak ise, bir tek bireye kalmıştır…

Bir bakarsınız tarihte,

Biri gelir,

Tüm çabasıyla kendi olur,

Kendi dünyasını var eder

Ve kendine göre yaşar, yaşatır…

.

Ve ne tuhaftır ki, emsal olmak o kadar ayrıştıcıyken, emsal olduğunuz anda birleşirsiniz…

Düzende ayrık otlarının bile bir yeri vardır…

.

İnsanın mucizelere inanması kolay değil.

Mucize, olmaması beklenenin olması demektir.

Mucize, bütün sistemi alt üst edecek güçtedir.

Her mucize bir emsaldir insana.

Yaşamın farklı olabileceğini işaret eden.

Yaşamın değişebileceğini gösteren.

.

Değişimse iki türde gerçekleşir….

Yüzeyde olan, popüler denileni benimsemek kolaydır çoğu insan için. Popüler, bir anda çiçek açan bahar dalları gibi tüm manzarayı değiştirebilir. Ama bahar dallarının çiçekleri kısa sürelidir. Yine bir anda dallara veda eder yerlerini yapraklara bırakırlar…

Derinde gerçekleşen değişim ise uzun zamanın görünmeyen etkisidir. İnsan ne zaman çocuk olduğunu ne zaman yaşlandığını ayırt edemez. O ‘bir an’ yoktur ama bir bakarsınız artık çocuk değilsinizdir…

Yaşam ne bu ne de diğeri der, yaşam hem bunu hem de diğerini seçer. Yaşamın iç’içeliği kavranması zor bir örgü tekniği ile sınırsız sonsuz bir çeşitlilik var eder…

.

İnsan, emsallerle büyür, emsallerle hayatı öğrenir…

Toplum, aile emsaller üzerine kurulmuştur. Kendine göre doğruları seçmiş, bir düzen inşa etmiştir.

Toplumun ve ailenin içinde birey olmak uyum sağlamak demektir. Uyum sağlamak ise insan için belki de en baştan emsalsiz olabileceğini düşünmemek, özgün varlığını reddetmektir…

Oysa, parmak izleri ile ayrıştırır toplum bireyleri. Herkes bilir ki parmak izi eşsizdir. Doğduğu anda insana eşsizliğin işareti verilmiştir.

Benim parmak izimin senin parmak izine benzemesi mümkün mü?‘ diye sorsa insan, alacağı tek bir yanıt vardır, ‘Mümkün değil.

Her insana eşsiz, benzersiz bir yaşam verilmiştir.

Bir yönünüz benzese bile diğer bir yön mutlaka farklıdır…

İnsan göremediği iç özünün etkisinde, tıpkı bir mıknatısın iki ucunun yaptığı gibi bazen çeker bazen de iter…

Yaşam ikiye ayrılır, hoşlandıkları hoşlanmadıkları, istedikleri istemedikleri var olur. İnsan, benzer yanları ile arkadaşlarını seçer, hayatta kendisine en yakın olanı, gerçek eşini bulur…

.

Yine de, her yeni doğanın emsali yoktur biliriz…

Belki de bu yüzden her veda edenin ardından hissedilir en büyük üzüntüler, her kayıpta çaresiz kalır tüm pişmanlıklar…

.

Sonsuz, sınırsız örgüsünde

Var etmeye devam ederken,

Hatırla‘ der, yaşam insana,

Sana verdiklerimi bir tek sana verdim, gönlünce faydalanman için…

Seni benzersiz sevdim, kıymetini görebilmen için…

Hazinemi içine gizledim, emsalsiz olanı keşfetmen için…’

Hatırla ki, emsalsiz bir emsal olsun yaşamın,

Mucizeyi mümkün kılan, tek bir şeyi anlatan…

.

Bu yaşam bir tek senin...’

.

18/03/2023, İnsan Bedenin Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar

Teslimiyet

Buddha aydınlanmadan önce bir ağacın altına oturdu ve meditasyon yaptı diye aktarılır… Aydınlanma ânı, ağaç, oturma ve meditasyon ile yoğun bir şekilde ilişkilendirilir… Çoğu kişi için meditasyon aydınlanmaya giden yolun kapısı gibidir…

Oysa her yolculuk adım adım ilerler…

Bazen tek bir sahnesine şahit olduğumuz bir olayın öncesi ve sonrası vardır…

Nedenler ve sonuçlar vardır…

Aslında Buddha’nın öğretisi, bu neden ve sonuçları çok temel bir yere oturtmuştur. Yaşamın devinimini açıklayan karma yasası nedenler ve sonuçlardan bahseder…

Ne ektiysen onu biçersin…

Yaşam bu kadar adildir bir anlamda….

İpi geriye doğru sardığınızda sizi ilk başlangıç noktasına götürür. Ama çoğumuz ne ipi takip etmeyi hatırlarız ne de başlangıç noktalarını…

Yaşam bir o kadar adaletsiz gözükür bir anlamda…

.

Buddha’nın yolculuğunda ipi geriye doğru sarsak onu ağacın altında oturmaya getiren adımları görebiliriz. En başa gitmeyi başarabilirsek de neden yola çıktığını görürüz…

Fanî olanın, geçici olanın içinde bakî olanı, kalıcı olanı bulmak…

Yaşamın bize sundukları, ister gençlik ve güzellik, ister zenginlik ve ün, isterse sevgi dolu bir aile arkadaşlar olsun, insan bir süre sonra anlar ki hepsi bir süreliğine verilmiştir.

Yaşam tüm armağanlarını tek bir şart ile sunar, ‘Bu, bir süreliğine seninle’ der…

İnsan için her armağan sadece bir süreliğine zevkini yaşayabilmesi içindir… Tıpkı doğum gibi…

Bu yüzden belki de insanın duyabileceği en anlamlı sözlerden biridir, ‘Hayat en güzel hediye’…

.

Bütün yolları yürüyüp, bütün metodları deneyen Buddha için bir ân gelmiştir, durmaktan başka çaresinin kalmadığı, otrumaktan başka bir yolun olmadığı…

Meditasyon dışsal yolculuğun sonu içsel yolculuğun başı gibidir.

Meditasyon, teslimiyetin zirvesidir.

İnsan bedeni dışarıdan gelebilecek her türlü etkiye açık bırakılır, tüm enerjisi içe döner, içten doğan her türlü tezahür kabul edilir ve aklın alamayacağı bir dinginlik içinde teslim olunur… olana… yaşama…

.

Hepimiz biliyoruz –ya da büyük çoğunluğumuz öğrendik– diyebiliriz ki, yaşamın devinimi asla durmaz…

Sabah yataktan kalkmak istemeseniz de güneş doğar, tabiat canlanır, pazar yeri hareketlenir… En yakınınızı kaybedip en derin üzünütünün içinde olsanız bile karnınız acıkır…

Yaşam insanın bir önceki ân’da kalmasına izin vermez.

İnsan ancak düşüncelerinde ve duygularında kalır –ısrarla– o bir önceki ân’ların içinde, geçmişte.

İnsan ancak düşüncelerinde ve duygularında gider –ısrarla– o bir sonraki ân’ların içine, geleceğe.

Yaşam ise mevcut ân’ın sunduğundan başka bir şey değildir… Ne varsa nefes aldığınız bu ân’ın içinde vardır.

Ayağınızın altındaki toprak, başınızın üzerindeki gökyüzünden, dönüp de gördüğünüz dört yönden ötesi belirsizdir.

Yaşam tüm belirsizliği içinde var eder… olanı…

.

Buddha’nın tüm arayışı sonucunda bulduğu, teslimiyetin gücüdür.

Yaşam tüm heybetiyle bazen ürkütücü bazen muhteşem gözükür insana.

İnsanın hayatta öğreneceği en büyük beceri dengede kalmak olur, farkında, esnek, değişebilen ve dönüşebilen bir yapıda.

İnsan ancak ân’a teslim olduğunda en büyük potansiyeline kavuşur…

Bütün planları yapabilen yine de bütün planları tek bir hamlede yıkabilen… Tek bir sözü ile hem yaratan hem yok eden olur…

İnsan ancak yaşamı gerçekten anladığında teslim olur… Hem dimdik ayakta durabilen hem de gönülden boyun eğen…

İnsan ancak taraf seçmeden hepsini kabul eden bir olduğunda var olur…

İnsan bir bakar ki, bir ân’da yaşam olur…

.

16/03/2023, İnsan Bedenin Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar

mağaradan çıktım

mağaradan çıktım

benzemiyor hiç bir yer

bıraktığım eski yere

.

ne zaman değişti

yollar

yükseldi tüm bu

binalar

.

ne zaman yabancı

oldum

bildiğimi zannettiğim

yerlere

.

.

mağaradan çıktım

karnım aç susamışım

dediler ‘senin paran

geçmez artık burada’

.

ne tanıdık bir yüz

ne tanıdık bir ses

zamanı aşmışım

bir an’a ulaşmışım

.

kıymet verdiklerim

param gibi pul olmuş

dönüş yok anladım geriye

bütün eski bildiklerime

.

.

mağaradan çıktım

karanlıktan

ışığa

yeniden doğmuş gibi

.

gözümü kapadığımda

yok sandığım

yaşam akıyor

açılmış gözlerimin önünde

.

hayretle seyrediyorum

durmaksızın var olanı

değişse de tanıdık kalanı

yaşama sunulanı

.

.

mağaradan çıktım

ne gerisi var ne ilerisi

bir ben var’ım

bir de ne varsa şimdi

.

yaşam

mağaranın dışında

bilir

acıktığımı ve susadığımı

.

yeniden keşfetmemi ister

bekler

her an yeniden doğanı

yeniden can’lananı

.

yaşam

öyle bir sınırsız ve sonsuz

her gün yeniden başlar

.

yaşam

öyle bir engin ve derin

her gün yeniden doğar

.

yaşam

öyle bir sevgiyle

bekler seni

.

yaşamı yeniden kurmanı

yeniden yaşamaya başlamanı

kalbinde eminlik ve cesaretle

yaşamanı

.

.

.

bedenin içinde göğüs kafesinde

bedenin içinde

göğüs kafesinde

bir kuş yaşar

.

kafeste yaşar

ama durmaksızın

özgürlüğü arar

.

görmeden

güneşin doğuşunu

karanlığı kovuşunu

.

tatmadan

rüzgarın serin nefesini

sınır tanımayan esişini

.

olabilir mi

özgür

bir kafesin içinde

.

değil mi ki

kuşların âlemi

gök’yüzünde

.

.

.

bedenin içinde

göğüs kafesinde

bir kuş yaşar

.

göğsü ağırdır insanın

bilmeden

içinde hapsettiğini

.

her atışında

kendine

seslendiğini

.

derinden içeriden

gelir sesi

bir an durmaksızın

.

der ki,

‘genişlet göğsünü

benim sınırsız âlemimi’

.

‘öyle bir genişlet ki

semâlar kadar

uçsuz bucaksız

alsın içine kapsasın

gündüzü ve geceyi

tüm var olanı’

.

.

.

bağlanır bir cevherle

tüm var oluş bir’birine

ince bir ağ örgüsünde

.

dolanır o cevher

tek bir yöne

bedenin kâbe’sine

.

bütün yollar

açılır aynı merkez’e

hepsinin bir tek öz’üne

.

.

.

bedenin içinde

göğüs kafesinde

bir kuş yaşar

.

adı kalp’tir bu kuşun

beslenir

sevgi denen cevherden

.

seslenir

‘genişlet göğsünü

öyle bir genişlet ki

sığsın tüm sevgim içine

sevgiden yarattığım

tüm kâinat

dolsun tek bir noktaya

öyle bir genişlet ki

açılsın tek bir noktadan’

.

bütün var oluş

susmuş dinler

sesini

kalbin ezgisini

.

her bir atışında

seslenen,

‘tüm kâinat benim içimde

ben tüm kâinatın içinde

var oluruz bir’likte’

.

.

.