ben seni hakkıyla sevemedim

gecenin karanlığında

camdan dışarı bakıyorum

odanın ışığı arkamda

karşımda gölgeden bir oda

seyrediyorum kendimi

her şey tıpkı ben gibi

gözlerim merakla kayıyor

okuduğum kitaba

fark ediyorum ki

kendimden çok kitapla ilgiliyim

odanın detayları

duvardaki resimler

her şey tıpkı ben gibi

karanlığın içinde var olan

bir hayal âlemi

soruyorum kendime

nasıl da eminsin

sen gerçeksin

seyreylediğin de hayal

belki o taraftan baktığımda

göreceğim

ışığın içinde

bir başka hayal

düşünceler kaybolurken

gözlerim kitaba takılıyor

merak ediyorum

ne okuyorum

kitabın varlığı

mutlu ediyor beni

yine de diyorum

karanlığın içinde göremediğim

gözlerime bakarak

kitap hoş olsa da

seni tanımayı tercih ederim

seninle dost olmayı

belki de en yakınım sen olurdun

ah diyorum

bilseydim bu kadar yakın olduğunu

aramazdım başka yerde

sevgiyi

gözlerim gözlerini görmeyi arzuluyor

diyorum ki anladım

gözlerini kaçırıyorsun benden

biliyorum

ben seni hakkıyla sevemedim

bütün hayatın bir fotoğraf karesi

bütün hayatın

bir fotoğraf karesi

.

art arda sıralanması

yanıltmasın seni

.

sen hikâyeni yazıyorsun

albümünden seçtiğin karelerle

.

oysa hepsi

yaşandı bitti

.

zihin

karelere hapsolmuş

can’sız

bir senaryo sunuyor sana

dün’den ödünç aldığı

yarın’a borç verdiği

.

.

.

mümkün mü

yaşamak

.

gerçeğinle yüz’leşmedikçe

.

mümkün mü

can’lanmak

.

.

.

insan kendi yüzünü

görebilir mi

aynalar olmasa

.

kendine merhameti olmayanın

kendine merhameti olmayanın

başkalarına merhameti olmaz

derler

.

kendini sevmeyen

başkalarını sevebilir mi

.

bütün o büyük sözlere

gerek var mı

.

kendinle başla

yola

.

de ki

‘ben seni hakkıyla bilemedim’

.

.

bu dünyada bilecek ne varsa

.

bu dünyada sevecek ne varsa

daldaki kuş

daldaki kuş

aşağı doğru süzülen

solgun yaprağı seyretti

.

içinden yükselen

tatlı bir melodiyle

yaprağa veda etti

.

‘güneş parlıyor’ dedi

‘yaşam coşkulu’

‘bütün sevinci yüklü

bedenimde

perdelenmeden yükselen

ötüşümde’

.

.

ne tuhaf

kiminin ömrü kısacık bir an’lıktı

kimininse sonsuz gibi

gözüken bir zaman’a uzanırdı

.

sonsuz gibi gözükse de

elbet bir sonu vardı

sözüm ona var olanın

adına ‘ben’ denilip

sınırlandırılanın

.

oysa bir melodi vardı

kuşun içinde

var mıydı yok muydu

o da bir muamma

.

başladığında ötmeye

nerden gelirdi bu ses

içinde kendinin bile

bilmediği bir yerden

.

duysa bile kulakları

bir an sonra kim bilirdi

şimdi havaya karışmış

o ses gerçek miydi

.

.

daldaki kuş

‘ben’im adım hüdhüd’ dedi

‘nedendir bilinmez

bana verilmiş sırların

hakimiyim’

‘yüreğimdeki melodi

kaynağıdır ötüşümün’

.

.

belki de sırrın sırrı

dikkatle dinlemekte

sessizliğin sesini

yaşamın nefesini

.

.

.

yaprağın ömrü

yaprağın ömrü

bir mevsimlikse

zamanı geldiğinde

bahane bir rüzgar esişi

dala konan ufak bir kuş

yağan bir yağmur

ayırır gövdeden

güçsüzleşen görünmez ellerini

.

yükseklerden inerken

boşluğun içinde

zarif bir dansla

o uzak diyara yeryüzüne

kim bilir düşünür mü

bir mevsimlik

muhteşem yaşamını

.

.

der mi ki

ne güneşler parladı üzerimde

ne bulutlar geçti başımın üstünden

nasıl da yarenlik etti yaz yağmuru

ihtiyacım olduğunda

ışığa, suya

hepsi sanki bilir gibi

her an yanımda

ne muhteşem bir coşkuydu

yaşamak

.

olmadı mı zorluklar

ah, tabii, vardı her bir yanda

o ufak böcekler, tozlu örümcekler

tadıma doyamayan minik tırtıllar

aniden bastıran sıcak havalar

güneşimi kesen diğer yapraklar

köşeye sıkıştıran uzamış dallar

birden bire uzanıp ben’i koparan eller

.

.

havada süzülürken

son bir dansla

toprakla buluşmaya

biraz nazla

belki kaderine küsmüş üzülmüştür

belki de kısmetine gülmüş sevinmiştir

.

yine de

‘öyle ya da böyle’

demiştir içinden

‘ne güzel şey yaşamak’

.

her ayrılık hazırlar

bir sonraki bahara

yeniden doğmaya

.

yaprak süzülürken

yatağına

dallarda kuşlar

müjdeler yeni günü

.

.

her gece uyur insan

yarına

yeniden doğmaya

.

.

.

latif bir var oluş

insanın içinde

kendinden saklı

latif bir var oluş

.

göstermek için

yüzünü

ustalaşmasını bekler

.

kalem tutan elinin

söz söyleyen dilinin

can veren kalbinin

.

.

.

ustasının elinden

yaşam

zarafet ve güzellik dolu

.

tadı ancak

ustasının elinden çıktıysa

yaşam

lezzet dolu

.

.

.

kökler bağlasa da toprağa

örtülüdür

.

güneşe uzanan dallarda açar çiçek

.

öyle bir çiçek ki

kokusu var oluşun letafeti

.

ne gözle görülür

ne elle dokunulur

.

tüm havayı kaplayan

o enfes rayiha

yaşamın güzelliği

.

.

.

bir tek sevgili

bir tek sevgiliydi o

hep ayn’ı kişiydi

yaşamın boyunca

.

beni tanıyamadın

dediğin

.

ayn’ı kişiydi

.

aslında

senin tanıyamadığın

.

seni bir tek seven var

yaşamda

tek bir sevgili

.

hep farklı yüzlerde gördüğün

hep farklı yüzlerini gösteren

.

ayn’ı kişi

.

gözlerinin içine

gerçekten

baksaydın eğer

.

o tek damla

gözyaşını

görürdün

.

senin için geldim

bütün bu yolu

.

bir tek kurtuluş

bir tek kurtarıcı

âli olan

.

beni çağırmanı bekledim

.

gözlerimin içine

gerçekten baktığında

.

gelenin

bir tek ben

olduğumu

anlarsın

.

.

.

dokunursun yaşama

hayatın getirdiklerini

kabul ettiğinde

.

yargılamadan

sorgulamadan

zorlamadan

.

satır aralarında aradığın

mutsuzluk olmadığında

.

suçlamadan

dışlamadan

eleştirmeden

.

parçayı değil

bütünü görebildiğinde

.

ayırmadan

.

anladığında

.

yaratımın

muhteşem akışını

.

gördüğünde

.

zorluğun içindeki

kolaylığı

.

fark ettiğinde

.

iyinin ve kötünün

ayrılmazlığını

.

sevdiğinde

içinde gizli olanı

.

sonsuz

ve sınırsızca

.

yaratanı

.

seni

tüm renkleriyle

.

kuşatanı

.

dokunursun yaşama

elini her uzattığında

.

.

.

hepsini öğrendi insan

hepsini öğrendi

insan

.

evsiz olmayı

aşsız olmayı

.

arkadaşsız olmayı

yalnız olmayı

.

aşksız olmayı

eşsiz olmayı

.

hedefsiz olmayı

mutsuz olmayı

.

kızgın olmayı

üzgün olmayı

.

yersiz olmayı

yurtsuz olmayı

.

anasız olmayı

babasız olmayı

.

hepsini öğrendi

insan

.

tek bir şey kaldı

geriye

.

kapının eşiğinde durur

insan

.

en zor dersi ile yüzleşir

insan

.

öğrenirken

ben’siz olmayı

.

.

.

nokta

yaratım tek bir noktadan başlar

hareket tek bir noktadan açılır

üst üste inşa edilen katlar gibi

boyut boyut içiçe örgülenir

.

hareketi zihin yönettiğinde

ortaya çıkan bildiğinin tekrarı

bildiklerinin bir başka karışımı

.

hareket kendini yönettiğinde

bilmediğine teslim ortaya çıkan

zihnin ötesinde

.

sınırsız kaynağın

sonsuz canlılığı

yaşam ağacı

.

hareketi başlatan nokta

yaratımın içinde gizli

arasan da bulamazsın

.

nerden başladığı

o noktada kayboldu

artık

gördüğün tüm noktalar

ayn’ıdır

.

.

.