ben ben’im

ben ben’im

.

yol ve gerçek

yaşam ben’im

sonsuz renklerin

kaynağı ben’im

.

ilk ben’im

son ben’im

bilinmezden

görünenim

.

sen ben’sin

ben de

sen’den başka

bir ben değilim

.

onlarca şey yerine

onlarca şey yerine

tek bir şey yapsaydın

.

dokunsaydın

elinin altında durana

.

koklasaydın

rayihasını yayanı

.

tatsaydın

lezzetini sunanı

.

duysaydın

sana sesleneni

.

bir görseydin

her yanını kuşatanı

.

düşüncelerden arınmış

duyguların

saf duyularından beslenseydi

.

doysaydın

yaşama

sen de saf ol’saydın

.

ah, onlarca şey yerine

tek bir şey yapsaydın da

onlarca parçaya bölünmüş dünyan

tek bir bütün olsaydı

.

şimdi

hisset

kapadığın tüm kapılardan

içeri girmeyi arzulayanı

.

hem içeri girmeyi

hem dışarı çıkmayı

bekleyeni

.

kapı

sen’sin

anahtar

sen’sin

iç’i ve dış’ı

buluşturacak

sen’sin

.

sen varsan

var bu dünya

sen gerçekten var isen

tüm yaşam sen’sin

sen yaşayansın

.

.

.

yarın her şey olabilir

belirsizliğin içinde

tohumu ekilmiş

doğmak için bekleyen

her ne ise

.

zihnin kudretiyle

çarpıtılmış düşünce

“o” şudur ya da budur

diye etiketlemekte

.

zihin kendince

tüm kudretin sahibi

ele geçirmişse

hakimidir yarının

tüm yarınların

.

yine de içeride

bir yerlerde

bir sevinç var

belirsizliğin gücüne

.

ne muhteşem bir his

gölgelenmeden

zihnin yargıları ve

korkularıyla

.

“yarın her şey olabilir!”

.

.

.

sen ‘ne kadar’ını kaldırabilirsin

sen ‘ne kadar’ını

kaldırabilirsin,

bilir misin?

.

bilir misin,

daldaki yaprak mısın,

yoksa yeri örten toprak mısın,

yoldaki çamurlu su musun,

yoksa derinlerde okyanus musun,

gökyüzünde bulut musun,

yoksa damla damla yere koşan yağmur musun?

.

bir bak bakalım,

sen kendini

bilir misin?

.

.

.

her bir damla

yaprağın üzerinde,

bir o yanında

bir bu yanında,

olanca ağırlığıyla

tutunacak bir yer arayışında

.

yaprak ise izin vermiş

her birinin ‘ol’uşuna,

ister bir süre misafir etmiş

ister hemen yol göstermiş

.

her bir damla

yaprak ile buluştuğunda,

bazen onu beslemiş

bazense ağır bir yük vermiş

.

yine de iç’ten iç’e hepsi bilir,

hiç biri

hiç bir şey

sonsuza dek sürmezmiş

.

yaprak

damlanın şiddetiyle sarsıldığında kızmaz,

zarifçe akıp gidene sevinmezmiş

.

damla

tüm ağırlığıyla önce yere toprağa çekilse de

sonra güneş’le birlikte hafifler göğe yükselirmiş

.

.

.

‘görünmeyen’den

‘görünen’e,

bir yukarıda

bir aşağıda,

hepsi

sonsuz bir güzellik’te,

hepsi

sonsuz bir yolculuk’ta,

hepsi

son’u olmayan

sonsuz’lukta

hepsi

bir’miş

formsuz’luk âleminden

‘formsuz’luk âleminden

‘form’ âlemine doğan

nedir?

.

tanımadığım

tanımlayamadığım

.

zihnin,

kategorilerinin

karşılaştırmalarının

benzetmelerinin,

ötesinde

.

düşününce

ne rahatsız

bir oluşumdur

‘o’

.

tanımadığı

tanımlayamadığı

.

.

.

düşünmeden

seyr’eyle

.

.

.

‘sonsuz’luk âleminden

bu âleme doğan

nedir?

.

zihnin ötesinden

öteden

doğan

kendi kendine

kimdir?

.

‘sonsuz’ yaratıcı

canlı

benzersiz

‘var’ olan

.

evin kokusu

evin kokusunu duyabiliyorum,

evin dokusunu biliyorum…

bir sınır çizdim bitkiler ve hayvanlar âlemiyle,

evin her köşesini keşfettim…

dedim: ‘Kuşlar ağaçta güzel, köpek bahçede,

ama ah, o örümcek yok mu,

arkamı döndüğüm anda ağını örmeye başlayan,

hep dikkat istiyor, hep bir düzen…”

gözlerim yarı kapalı yarı açık,

seyrediyorum hem dışarıyı hem içeriyi,

düşüncelerim, duygularım dingin olduğunda,

tüm âlem canlanıyor kendi devranında…

uzaktan gelen sesleri dinliyorum,

bahçenin sessizliğinde,

ve yaşamın muhteşem güzelliğinde…

uyandım, farkındayım,

ne yaşayabilirim gözlerim tamamen açık,

ne de sımsıkı kapalı…

aşikâr oldu

aşikâr oldu gizlenen, saklanan ne varsa…

yaprakların gölgesinde, ağaçların kuytu derinliklerinde,

bitkiler ile hayvanların âleminde,

yer yoktu insan için… hayallerin ülkesinde…

aşikâr oldu gizlenen, saklanan ne varsa…

ışığın değdiği her köşede, güneşin aydınlattığında,

gözün gördüğü, kalbin onayladığında,

yaşam gerçek ve kendi güzelliğinde…

zor oldu yüzleşmek, hikayelerimi terk etmek,

kendimi fark etmek, yaşamın içinde görmek,

inişiyle çıkışıyla, iyisiyle kötüsüyle,

kabul ettim şimdi ‘ben’i her halimle…

‘zaman’la ân’ arasında

‘zaman’la ‘ân’ arasındadır insan…

beden ‘zaman’da, zanneder, büyüyor, yaşlanıyor, hayat bir çizgide akıp gidiyor,

zihin ‘ân’da, hayal eder, geçmişe gider, geleceği düşler,

her türlü, insan, bazen lütufta bazen azaptadır…

oysa tek bir nokta vardır,

bir türlü içinde duramadığı,

bedeni ve zihni bir kılamadığı,

‘zaman’da, şu ‘ân’da gizlenmiş,

huzur’da olduğu,

tek bir nokta…

o noktanın sonsuzluğu, insan için kayıptadır…