Merry-go-Round

“I merry-go-round” you say,
You merry-go-round the time,
You merry-go-round the life.
But, the merriest of all
Is to free the round,
Stop the time,
And live the life…
Nothing else, but we will say,
“Enjoy the ride!”

I wish a beautiful ride to us all… Love ♥

freedom from carousel

Dersin ki: “Neşeyle dönüyorum ‘atlıkarınca’da”,
-Zannedersin neşeyle-
Döndüğünse bir kısırdöngü
Zamanın etrafında,
Yaşamın etrafında.
Bilsen ki, en neşelisi
Özgürlüktür dolaşıp dönmekten
Zamanı durdurmak
Yaşamı yaşamaktır…
O zaman sadece deriz ki:
“Şimdi, tadını çıkar bu yolculuğun!”

Hepimize güzel bir gezinti dilerim. Sevgiyle ♥

Âlem içre Âlem’dir Yaşam

view of another realm

İnsan kendini bilmez…

Bilmez şimdi hangi âlemdedir?..

Kimdir?..

Nerdedir?..

Gözleri hep diğer bir âlemde; bazen merak duyar, büyülenir onun gizleriyle, bazen de anlamaz, ürperir tuhaf bir korku içinde…

Oysa yaşam herkese, kendine ait bir âlem sunar, “Önce kendi âlemini tanı, kendine sevgi ve saygı ver, ancak o zaman diğerlerine sevgi ve saygı verebilirsin” der.

Sonra yaşam, vakti geldiğinde tanıştırır insanı, yolculuğunda uğrayacağı diğer âlemlerle.

Önce kendi âlemini tanı… Ne zaman ki âşina olur, anlarsın bu âlemi, o zaman vakti gelir bir sonrakinin. Israr edersen gözlerini ve kalbini kapatıp görmemeye tanımamaya, bil ki sana çıkış yoktur bu âlemin labirentinden, döner durursun kaybolmuş aynı yollarda, kaybolmuş aynı zamanlarda.

Kalbini açmazsa eğer, insan için mümkünatı yoktur gözünün önündekini görmenin.

Doğum öncesinde insan, ‘bilmediği bir âlem’dedir. Yaşam içinde insan, ‘yaşam âlemi’ni bilmelidir. Yaşam sonunda ise, ‘ölüm âlemi’ yine onu ‘bilinmeyen bir âlem’e taşıyacaktır.

Dünyanın içinde insan, ‘dünya âlemi’ni tanımalıdır, bu âlemin içindeki birbirine karışmış tüm âlemleri fark etmelidir. Aşağı baksa; hayvanlar, bitkiler, böcekler, madenler… Yukarı baksa; güneş, ay, gezegenler, yıldızlar… Varoluşun içinde tüm elementler; ağaç, ateş, toprak, metal, su… Doğanın içinde tüm unsurlar; hava, okyanuslar, yeryüzü ve daha niceleri… Hepsi özgün hepsi bütün birer âlemdir kendi içinde.

Mikro âlemler makro âlemler iç içe ‘evrenin âlemi’ni yaratır…

İnsanın yaşamında ‘kendi âlemi’ olur; sosyal âlemi, aile, eş, arkadaş, dost, iş âlemleri var olur. Kendi ‘iç âlemi’ vardır; bazen açılır bu âlem paylaşılır dışarısıyla, bazense bir ömür hem kendine hem dışarıya kapalı kalır.

İnsanın ‘gizemli âlem’leri vardır; ruhlar âlemi, rüya âlemi, hayal âlemi, arzularının, isteklerinin âlemi. Bedenin kendi âlemi vardır; her organın, her hücrenin bir âlemi. Duyguların kendi âlemi vardır; öfkenin, sevincin, hüznün, neşenin, korkunun, güvenin, derin düşünmenin… Hepsinin birer âlemi vardır.

İnsanın âlemlerinin yanında, âlemlerinin de kendi âlemleri vardır; ailesinin, arkadaşlarının, toplumun, ülkesinin, atalarının. Karşılaştığı her insanın, her canlının, hatta -bize göre- her cansızın bile bir âlemi vardır.

Geçtiğiniz yolun, girdiğiniz binanın, oturduğunuz koltuğun bir âlemi vardır. İnsan bir dursa, seyreylese bir sokak neler anlatır ya da bir mahalle, bir binanın dilinden ne hikâyeler dökülür yaşamı renklendiren. İnsan biraz vakit ayırsa ve dursa, bir ağacın yanında, kim bilir hangi kuşlar sohbet eder dallarında, hangi mevsimler geçer, hangi zamanlar akar sessizce, kimilerini getirir, kimilerini götürür.

“Ben hep bulutların âlemini severdim, kuşların âlemini ise bilmezdim, öğrendim.

İnsan öğrenince bir diğer âlemi, onun tüm zenginliği kendi âlemine akar, bir o kadar zenginleştirir insanı…

Sen bilmezken ‘benim âlemim’i, ne kadar kolaydır öfkelenmek, yargılamak ve ben bilmezken ‘senin âlemin’i…

Oysa yaşam iki âlemi boşuboşuna buluşturmaz, ister ki tanışsınlar, birbirlerinden öğrensinler.

Bazen bir an yanyana kalırlar, bazen bir gün, bazense yıllar boyunca.

Yine de her karşılaşma bir fırsattır sunulan, yepyeni bir âlemi tanımaya, yepyeni bir âlemi kucaklamaya…”

Aslında saymaya çalışsak, belki de sonu yoktur tüm bu âlemlerin.

İnsan ise ancak kendi bildiği kadarını var sanır…

Bir âlem daha vardır ki, el-âlem deriz, insan için ‘yabancılar âlemi’dir… Düşünmez ki insan, her birimiz birbirimize el-âlem’iz, birbirimizin yabancısıyız.

Kendi âlemini tanıyıp bilene ise ne yaban vardır ne de yabancı. O bilir ki biz hepimiz, birbirine benzer yine de kendine özel âlemlerde yaşarız; aynı havayı solur, aynı toprağa ayak basar, aynı suyu içer, aynı dünyayı paylaşırız.

journey

Tüm âlemler sadece ‘Yaradan’ın âlemi’dir. Tektir. Bir’dir.

Âlem içre âlem, var olur birlikte… 

Sırası geldiğinde, yolcunun yolu geçer her bir âlemden.

Şimdi yolculuktaki insan için kalbini açma vaktidir,

Her birini tanıyıp sevgi ve saygı gösterme zamanıdır.

Yaşam Gördüğünün Ötesinde

Yaşam Gördüğünün Ötesinde - Saba Melike Belkıs Doğar

Şimdi yaşamı ele alma zamanı.

Başkalarınınkini değil, bırakın artık annenizi babanızı, eşinizi, çocuğunuzu, sevgilinizi, patronunuzu, komşunuzu, politikacıları, sporcuları, sanatçıları… O çok sevip hayran olduğunuz ya da eleştirmekten kendinizi alıkoyamadığınız herkesi artık bir kenara bırakın.

Şimdi, kendi yaşamınıza bir bakın. İçinde yaşadığınız yaşama. Hayata. Hayat verene….

Siz, bir başkasının yaşamına merakla yönelmişken ya da sevgiyle –diyelim-, o kişiyi beslemeye çalışır ya da hayranlıkla onun yerinde olmayı arzularken hiç düşünüyor musunuz sizin yerinizde kim yaşıyor acaba?

Hiç kimse ve herkes…

Hayatta hiç kimse bir başkasını yerine yaşayamaz. Ama herkes sizin yerinize yaşamınızı doldurmaya heveslenebilir. Ne kadar çok severseniz sevin ya da kendinizi adayın, bir başkasını kendinizden daha çok düşündüğünüzde o kişinin yaşamını yaşamaya başlarsınız. Siz doldurdukça da o kişi yaşamını boşaltmak zorunda kalır.

Artık vazgeçin…

Başkalarının hayatını yaşamayı. Bu yaşamda herkes kendisinden sorumludur öncelikle. Diğerleri ile olan ise bir ilişkidir, ister sevgi, dostluk, destek verin isterseniz alın, bilin ki herkes kendi yaşamını yaşamalıdır.

Şimdi, insan için kendi yaşamının sorumluluğunu alma zamanı. Yine de fark etmek ve anlamak ihtiyacında insan.

Yaşam nedir?

Ah evet, bunca eğitimin içinde bugüne kadar bize öğretilmeyen tek şey belki de yaşam sanatı.

Bilelim ki, gözlerimizin açılmasına izin vermediğimiz sürece gerçek yaşamı görmemiz mümkün olmayacaktır. Siz, o izni bir kere verdiğinizde artık bileceksiniz ki, yaşam gördüğünüzün ötesinde…

Bu, bir uyanma çağrısı. Gözlerinizi açmanız için. Bugüne kadar tüm öyküler aslında sizi uyandırmak için anlatıldılar. Ve bugünden sonra da bu böyle olacak.

Öykücü, “Söyleyecek yeni bi şey yok!” dedi, yine de yeni bir söylem vardı.

Her yaşam yeni bir söylemdir.

* Yaşam Gördüğünün Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar, Pozitif Yayınları– 17 Aralık 2012 itibariyle tüm kitapçılarda

Sessizlik

Kelimeler sadece birer yorumdur dinlendiklerinde… İnsanın kendi hayat hikâyesi bile kendine anlattığı bir yorumdur –yanlış anlaşılmaya hatta hiç anlaşılmamaya mahkum…Yine de insan kelimeleri kullanır, ne çare… Gerisi sessizliktir….silence“… Buddha aydınlandı; ama yedi gün sessiz kaldı. Yedi gün sessiz kalmasına pek çok neden gösterdi; esasında sonsuza kadar sessiz kalmak istiyordu. Daha sonra, yedi gün sessiz kalmasının ve sonra konuşmasının nedeni tekrar tekrar sorulduğunda, “Konuşmak bile müdahale etmektir; ötekinin sessizliği anlamasına izin ver. Eğer sessizliği anlayamıyorsa, benim kelimelerimi anlayacağını mı sanıyorsun? Çünkü benim kelimelerim sessizliğimden çok uzak olacak, tanıtıcı olmayacak. Kelimelerimle yanlış yola sapması için her olasılık var ve ben bunu önlemek konusunda çaresiz kalabilirim. Sessizlikte eğer biri bana gelirse, bunu yanlış yorumlayamaz. Anlayabilir, anlamayabilir; sadece iki olasılık vardır ve ben onu hiç de niyetim olmayan bir yola göndermekten sorumlu olmayacağım. Fakat kelimelerim, onu işaret ettiğim yönün aksi yöne götürebilir” der.

Bu nedenle yedi gün sessiz kaldı ve “Neden konuştun?” diye sordu insanlar.

“Şimdi, eğer bana güvenirseniz, bunu kanıt olmadan kabul etmek zorunda kalacaksınız. Fakat bunu kabul etmeye gerek yok, çünkü anlamsız. Kozmostaki diğer aydınlanmış varlıklar tarafından ikna edildim. Fakat o konuma ulaşmadıkça bunu kanıtsız kabul etmek zorunda kalacaksınız.” dedi.

“Bu, benim öğretimin parçası olmamalı; ben sadece sizin merakınızı gideriyorum. Bunu reddedebilirsiniz, çünkü öğretimin temel bir parçası değil. Fakat konuşmamın nedenini sormakta ısrar ederseniz, o zaman size cevap vermek zorundayım. Daha önce aydınlanmış insanlar beni ikna etti, benimle tartıştı: ‘Binlerce yılda bir insan senin olduğun varlık konumuna gelir. Yüz kişiden biri bile kelimelerini doğru anlasa, bu kadarı yeter. Doksan dokuzu için endişelenme, çünkü onlar seni dinlemeseler de yoldan sapacaklar. Sapmaya mecburlar. Eğer seni dinledikten sonra bile yoldan çıkabiliyorlarsa ne zannediyorsun, seni dinlemezlerse yoldan çıkmayacaklarını mı? Sorgulamadan kabul et: O doksan dokuzun sen konuş ya da konuşma yoldan çıkacağı kesin. Fakat yüzde bire ne olacak? Sana, senin konuşman olmadan yolu bulamayacak o yüzde bir için çağrıda bulunuyoruz’ dediler.”

“O yüzde bir için konuşuyorum.” dedi…”*

Hepimiz hâlâ o yüzde bir için konuşuyoruz… Gerisi sessizliktir…

* Öykü, alıntı: Osho, Kendine Saygının Büyüsü

Su gibi…

Yolun kenarında küçük havuzcuk, yağmur suyunun yaşam kabı.

Hiçbir dış etken yokken, kendi dinginliğinde…

Oysa yanından geçse birisi hemen titreştirir adımları, minik bir dal düşse hemen dalgalandırır ya da en ufacık toz tanesi, gözle görülmez dev bir çalkantı yaratır.

Hava biraz soğusa katılaşır, biraz ısınsa buharlaşır…

Yolun kenarında küçük havuzcuk -bize göre sıradan bir su birikintisi- ona sorsanız yaşamın ta kendisi.

Doğru değil mi ki?

Su birikintisi naif, duyarlı bedeninde –yaşam ne sunarsa– tıpkı bir ayna gibi yansıtır.

Aslında bir baksan kendine, sen de pek farklı değilsin yoldaki su birikintisinden;

En ufak uyarımda hemen dalgalanan, bazen ufak ufak kıyıya vuran bazense yakıp yıkan.

Belki de sorman gerek yoldaki su birikintisine, ne de olsa ikiniz de aynı yolun yolcusu:

Nasıl bulunur bilir mi ki, suyun dinginliği?

Belki de sormak gerek, dalgalanmadan su bilebilir mi kendini?

Su için dalgalar kendini bilmek demek, yine de yaşam, dalgalandıktan sonra nasıl durulacağını bilmek demek.

Peki, insan bilir mi, şimdi hangi dalganın yolculuğunda?

Belki de görmek için kendini seyreylemek gerek, tıpkı su birikintisi gibi, diğerlerinin aksini kendinde görmek gerek.

Yaşam kendini sana bir dalgalı bir dingin sunar.

Suda yansıyan sadece kendinsin, ister dalgalan istersen durul, içine yansıyan dış etken bir tek sensin.

İçindeki “sen” ve ben

İçindeki bu “sen” hangi sen?

Ne kadar tanıyorsun “ben” dediğin seni?

Onlarca isim, onlarca sıfat verebilirsin

Yine de bilebilir misin hangisi gerçek olan?

Dersin ki: “Bu güzel sözleri söyleyen, 

Şefkatli ve bilge olan benim.”

Peki, ayaklarının dibinde yatan kim o zaman?

Onun katili sen değil misin?

İçindeki bu “sen” hangi sen?

Nasıl bilebilir insan

Kalbi sevgi ve mutlulukla parlayan

Ya da isteği olmadığında hırçınlaşan mı

Yoksa öfke ve nefretle kavrulan mı gerçek “ben”?

Yaşadığın yılları saymak yeter mi

Zaman yeterince geçmişse eğer, artık

“Hepsini gördüm”, “Hepsini tanıdım” demeye

Emin misin gerçekten hepsi bu?

İçindeki bu “sen” hangi sen?

Sonu var mıdır sonsuz “ben”lerle tanışmanın

Sonu var mıdır her tanışmada tekrar karışmanın

“İşte, şunlar övünülecek olanlar

Şunlarsa yerilecek olanlar” derken

Yaratmaya da yok etmeye de muktedir olan 

İçindeki hangi “sen”?

İçindeki bu “sen” hangi sen?

O sen ki kendinden bile gizlenmiş

Kaçak bir yabancıysa eğer

Döndüğün bir köşebaşında karşılaştığında

Sen kendini tanıyamaz

Ve korkarsan varlığından 

Bir de kendinden kaçıyorsan bilmeden

Nasıl bulursun kaybolmuş benliğini yeniden?

İçindeki bu “sen” hangi sen?

Eğer benle tanışmaya geldiysen

Belki de en iyisi önce senle tanışman

Ve belki ancak o zaman

Ne “sen” konuşmaya gerek kalır burada

Ne de “ben”

Varlığın gerçek aleminde

Ne söze gerek kalır ne de isme

İçindeki tüm “sen”ler tek tek tanışır birbiriyle

Ve hepsi özde birleştiğinde

Geriye ne sevgisizlik kalır ne de “sen”