İnsan, sonsuzluk içinde yaşamı anlamlandırmak için zamanı ve mekânı kullanır. Zaman ve mekân sayesinde kendine bir geçmiş ve bir gelecek yaratır, arzularını ve isteklerini biçimlendirir.
Oysa evrenin sonsuzluğu zamansızdır.
İnsan tüm var olma çabası içerisinde sınırsıza sınır çizer, kendince anlamlar yükler.
Zaman ve mekân insanın kendisi için -kendi elleriyle- inşa ettiği hapishanelere dönüşür…
Zamanı ve mekânı gerçekten anlamak için yaşamın içindeki doğal var oluş hallerine bakmak gerekir.
Bilge kişiler binlerce yıl önce bunu yaptılar.
Günümüzün modern yaşam stili ise zaman-mekân denince bize mekanik bir biçimde saatler ve binalar sunuyor. Bir uyanıklık anında baktığımızda göreceğimiz tek şey, fark etmeden o saatlerin ve binaların kontrolüne girdiğimizdir… Ne acıktığımızı hatırlıyoruz ne de yorulduğumuzu, gözler ise hep saatlerde hep kapılarda…
Basit bir soru: “Şimdi canım ne istiyor?”… İnsan yanıt için artık ya saate bakıyordur ya da nerde olduğuna.
İnsan kendi rızasıyla kendi özgürlüğünü, kendi yarattığı bir zamana ve mekâna teslim eder.
Zaman ve mekân ise aslında yaşamı desteklemek için vardır.
Kadim bilgiler yorumlamak için doğayı ve döngülerini takip eder. Doğanın içinde saatsiz bir zaman sürekli faaliyettedir. Tüm varlıklar yaşamı bu hissedilen zamanla nasıl yönlendireceklerini bilirler. Doğanın içerisinde farklı mekânların farklı enerjileri ihtiyaca göre konumlar sunar; yeryüzü etkileri ve manyetik alanlar yönü belirler.
Doğal olan sağlıklı ve huzurlu bir yaşam için iyidir.
Kadim Çin bilgisi var oluş düzenini bazı temel kavramlar ile açıklar. Yin Yang, beş element, beş elementin kendi içlerindeki yaratıcı, yıkıcı, kontrol edici döngüleri ve 24 mevsim zamanı ve mekânı anlamak için kullanılır.
Yin Yang kutupsallıktır, zıtlıkların kavuşmasını anlatır.
Güneş ve Ay, gece ve gündüz, siyah ve beyaz, kadın ve erkek, soğuk ve sıcak… Yaşamın içinde birbirini tamamlayan tüm kutupsallıklar.
Biri olmadan diğeri var olamaz ve birbirlerini yaratarak dönüşürler.
…
Beş element varlığın çeşitliliğidir.
Var oluşun ve enerjinin farklı doğalarını anlatır; ağaç, ateş, toprak, metal ve su. Her biri farklı vechelere sahiptir;
Ağaç bahar mevsimidir, yönü doğudur, rengi yeşildir, organı karaciğerdir, duygusu öfkedir,
Ateş yaz mevsimidir, yönü güneydir, rengi kırmızıdır, organı kalptir, duygusu neşedir,
Toprak mevsim geçişleridir, yönü merkezdir, rengi sarıdır, organı dalaktır, duygusu derin düşünme ve endişedir,
Metal sonbahar mevsimidir, yönü batıdır, rengi beyazdır, organı akciğerdir, duygusu hüzündür,
Su kış mevismidir, yönü kuzeydir, rengi siyahtır, organı böbrektir, duygusu korkudur.
Beş elementin döngüsü yaratılışın değişimi ve dönüşümünü anlatır…
24 mevsim ise uzaysal döngünün Dünya’daki yansımasıdır. İşte, biz buna zaman deriz.
İnsan için zaman, bulunduğu uzaydaki en yakın gökcisimleri ile belirlenir. Güneş merkezli dönen gezegenler Güneş’in etkilerini alırlar. Bu, Dünya üzerinde gündüz ve geceyi, mevsimleri yaratır. Dünya aynı zamanda bulunduğu sistemdeki diğer gökcisimlerinden de etkilenir. Uydusu olan Ay, Dünya üzerinde gel-gitleri oluşturur. Diğer gezegenlerin etkileri astroloji ile açıklanır. Ancak etkiler uzaklaştıkça ve tanımlaması zorlaştıkça bizler için önemini yitirir. Bugün hâlâ içinde bulunduğumuz uzaya -gökkubbe- ait gökcisimlerinin birbirini nasıl etkilediğini tam olarak bilemiyoruz. Bilim çeşitli yorumlar getirse bile günlük hayatta etkileri fark edilmediğinden bilim adamları dışında sokaktaki insan için pek de önemleri yok.
Tüm yaratılış bir enerji ifadesidir. Var oluştaki tüm varlıklar enerji alanında birbiri ile bağlıdırlar.
İnsanoğlu tarihsel sürecinde onlarca çeşit takvim kullandı. Bugün, global olarak adlandırılan modern dünya ortak bir takvim kullanır, ortak bir yaşam için zamanı yorumlamanın ortak bir dili. Kadim bilgilere baktığınızda o dönemin insanları için anlamlı farklı pek çok takvim bulursunuz. Bugünün takvimi her ne kadar ölçekte keskinleştirilip kendi içinde düzeltilmiş olsa da kadim takvimlerin sunduğu bir çok yaşamsal veriyi yitirmiştir. Modern çağın bayramları ve kutlamalarıyla süslü bu takvimler yaşamın döngülerine önem vermezler.
Yaşamın döngüleri ise çağlar boyunca Dünya’mızın bulunduğu uzaysal konumun yansımalarını anlatır.
Çinliler hâlen Güneş ve Ay takvimi olarak iki farklı takvimi kullanımda tutarlar. Güneş takvimi zamanın akışını kaydeder, mevsimlerin döngülerini işaretler. Kayıt sistemi zaman içerisinde bu takvimin kehanet için kullanılmasını sağlamıştır, 60 yıllık döngüleriyle zamanın kendini tekrarladığı bir kehanet sistemi sunar. Zamanın enerjisini elementlere göre açıklayabildiği için her yıl, her ay ve hatta gün ve saatin enerji olarak getirebileceği potansiyelleri anlatır. Ay takvimi ise ayın döngüleri ile başlangıç ve bitişleri işaretler. Yeni ay zamanı başlangıçlara dolunay zamanı ise bitişlere aittir. Ay ve kadın yin enerji doğasındadırlar, bu nedenle doğurgan döngüler ay takvimine göre belirlenir. Her yıl, yeni doğan yıl ay takvimindeki ilk yeni ay zamanı kutlanır.
Çin Takvimi mevsim etkilerini yılın içerisinde 24 zaman diliminde açıklarken, enerjilerin doğasını açıklamak için yine elementleri kullanır. Takvimde, Göksel Sütunlar ve Yersel Dallar denilen iki set sembol hem kehanet sisteminin hem de Çin Astrolojisinin verilerini sağlar.
Yersel Dallar’daki enerjiler, yıllık bazda yorumlanırken 12 hayvan ile sembolize edilen burçları oluşturur. Aynı hayvan sembolleri yıl içerisinde de 12 ayın enerjisini açıklar.
Yersel Dallar, Göksel Sütunlar’dan gelen enerjilerle birleştiklerinde oluşturdukları enerji ise kehanetin bazıdır; uyum var mı yok mu bakılır, uyumun ya da uyumsuzluğun doğası tanımlanır, yaratıcı ve yok edici döngülerde bu enerjilerin nasıl davranacağı ve ilişkili diğer enerji tiplerini nasıl etkileyeceği yorumlanır.
Daha derine girdiğinizde, bütün bu bilgileri kullanarak dünyasal yaşamda hem uluslar arasındaki hem de bireysel olarak kendi yaşantınızdaki ilişkileri, doğal afetleri, savaşları, kazanımları, bereket dönemlerini, mutlu birleşmeleri anlamlandırabilirsiniz.
Beş elementi kullanarak yaşam içindeki tüm oluşların arkasındaki gizli itici gücü görebilirsiniz.
Yine de, aynı sistem kendi içinde zamanın enerjilerinin döngüsel olarak tekrarladığını sadece olayların değiştiğini ancak arkadaki itici güçlerin aynı kaldığını söyleyerek zamanı aslında zamansızlık olarak tanımlar.
İnsan, tekrarlayan zamanın içinde bu döngülerden çıkmadıkça, bir başka hapishane içindedir.
İster modern yaşamın saat bazlı hapishanesi olsun, isterse kadim bilgilerin enerji bazlı hapishanesi, insan için özgürlüğünü elde etmenin tek yolu yaşamının sorumluluğunu eline almaktır.
Tüm takvimler insan için oluşturulmuştur, yine de insan ne takvime ne de zamana esir olmamayı öğrenmelidir. Tıpkı ilkokulda okuma yazmayı ya da çarpım tablosunu öğrendiği gibi takvimin de sadece bir araç olduğunu görmelidir. İnsan takvimi ezberlemeden takvimin neye yaradığını sorgulamalı, asıl öğretiyi kavramaya çalışmalıdır.
Bir kez bunu kavradığında artık zamansızlığa ulaşır, çünkü şimdi yaşam ile doğrudan konuşabiliyordur.
İhtiyacı olan tüm cevaplar yaşamın içerisinde kendisine sunulur.
Evrenin sonsuzluğunda insanın bildiği zaman yoktur.
Zaman sadece insanın zihnindedir.
İnsanın tek özgürlüğü ise zihninin hapishanesinden çıkmaktadır.