
Yeni bir yılın başlangıcı ya da doğumgünü, evlilik yıldönümü gibi özel olduklarını düşündüğümüz günlerde sevdiklerimize hediye vermek ve onlardan hediye almak bizler için küçük bir mutluluk kaynağıdır.
Ancak, hediye vermek de hediye almak da incelikli bir sanattır.
Çoğu zaman, hediyeyi alacak kişiden çok, kendi zevkimizi ön plana alır –bir nevi– hediyeyi kendimiz için seçeriz. Bizce, beğenimiz karşı tarafın da beğenisi olacaktır. Bazen de tam tersi, kendi görüşümüzü tamamen rafa kaldırır, hediye vereceğimiz kişinin dünyasına ait olacak, kendisi almış gibi benimseyeceği bir şey ararız.
Aslında belki de en büyük zorluğu seçerken yaşarız. Diğer bir kişiyi mutlu ve memnun edeceğini düşündüğümüz bir hediye bulmak kolay değildir. Kadınlar erkeklere hediye vermenin zorluğundan dem vururken erkekler de aynı şeyleri kadınlar için söyler. Anneye, babaya, eşe, kendi çocuğuna bile hediye almak kolay değildir.
.
Neden?
Bazen karşı tarafı çok iyi tanıdığımızı düşünürüz, ihtiyaçlarını ve isteklerini ondan daha iyi biliyoruzdur. Bazen de hiç tanımadığımızı düşünür neyin mutlu ve memnun edeceğini hayal bile edemeyiz… Kimini öyle yüceltiriz ki ona verilecek hediye paha biçilmez olmalıdır. Kimini de öyle kanıksamışızdır ki hediye vermek aklımıza bile gelmez… Bazen eksik gördüklerimiz çok fazladır, aralarından ‘tam da bu işte‘ diyeceğimiz birini öne çıkaramayız. Bazen de ‘her şeyi var zaten‘ deriz, var olmayanı fark edemeyiz…
Oysa bunların hepsi sadece birer düşüncedir.
Çok iyi tanıdığımızı zannettiğimiz bir kişinin derinlerde yatan arzuları kendinden bile gizlenmiş olabilir. Hiç tanımadığımızı zannettiğimiz kişi ise sadece düşünülmüş olmaktan bile mutlu olabilir. Yücelttiğimiz kişi basitliği özlemişken, kanıksadığımız kişi fark edilmeyi bekliyor olabilir. Belki eksik gördüklerimiz zaten istenmeyenlerdir ya da eksiksiz diye düşündüğümüz fazla gelendir.
Yaşam her zaman sürprizlerle dolu…
.
.
Yeni yılı güzelliklerle karşılamak için sevdiğim güzel insanlardan bir davet aldım… Buluşma günü yaklaşırken, bir arkadaşımız yeni yıl çekilişi yapmayı önerdi; hediye almak ve hediye vermek, tatlı bir gülümseme ve heyecan ile birlikte günü daha da güzelleştirebilirdi. Yine aynı arkadaşımız kolaylık olsun diye bir fiyat aralığı önerdi.
Fikri benimseyen diğer arkadaşlar da kendi önerilerini paylaştılar. Yorumlardan biri fiyat aralığına dairdi; bir arkadaşımız o fiyata ne alabileceğimizi bilemediğini söyledi, acaba fiyat konmasa daha mı iyi olur diye sordu. Diğer bir arkadaşımız çekiliş olacağı için standart olsun, fiyatı belli olsun diyerek ilk öneriyi iki katı civarı bir rakama güncellememizi önerdi. Kabul gören bu fikirle birlikte ortak karar alındı.
.
Ben, bütün bu yazışmalardan önce, herkese ufak sembolik bir hediye almıştım. Bu karar üzerine, bu sefer grubun içinden tanımadığım, kim olacağını bilmediğim o kişiye bir hediye almak için tekrar bir geziye çıkmaya karar verdim. Kendi kendime “Bir fikrim olsun...” dedim.
Girip çıktığım mağazalarda olası hediyelere bakıp ilgilenen kişilerle kısa sohbetler yaparken, “O fiyata ne alabiliriz” diyen arkadaşımızı doğrular gibi, bir mağaza çalışanının fiyatların bu civarda durmayacağını söylediğini işittim. Diğer bir mağaza çalışanı ise ürünler yabancı dedi, fiyatlar buna göre değişiyormuş. Kendi üretimlerini yapanlar maliyetlerin artışından bahsettiler. Aslında sohbetlerde bunların söylenmesinin nedeni benim biraz da samimiyetle durumu anlatmış olmamdı. Bir mağaza sahibi, “Hediye ne olursa olsun beğenilir” dedi. “Ah” diye yanıtladım, “Bizler ilginç varlıklarız… Yaşam hediyelerle dolu olmasına rağmen çok şikâyet ederiz, bedenimizi, becerilerimizi beğenmeyiz, hep başkalarına özeniriz. Oysa sahip olduğumuz her şey zaten bir hediye!..” Bahsettiğim satın alınacak bir şey değildi. Derin bir sessizlikle birlikte sohbet kapandı.
.
Aklımdaki bütün yerlere baktıktan sonra eve dönerken bir fikrim olmuştu.
Olası almak isteyeceğim şeyi bulmuştum.
Daha çok gezsem, daha çok arasam belki daha başka şeyler de görecektim.
Ama tıpkı yaşamın genelinde olduğu gibi, bu açgözlü bir düşünceydi ve bir sonu yoktu…
.
.

Evdeyim. Çalışma masamda bir önceki yıl aldığım sembolik bir hediye duruyor. Ufak bir kibrit kutusu; Sihirli Kibritler. Her biri aydınlık, sıcaklık, umut getirecek, bir kıvılcım bekleyen, beni bekleyen kibritler… Dolabımda, dikiş kutumda, güzel bir iğneliğe iliştirilmiş bir dikiş iğnesi var, hayatın ikiye ayırdığı, söküp araladığı şeyleri tekrar birleştirebilmem için… Hemen yakınında ufak bir el süpürgesi, hani şu eski tip çalı süpürgelerinden, zihnimde biriken, beni kısıtlayan görünmez örümcek ağlarını ve eski yararsız düşüncelerin tozlarını kolayca arındırabilmek için… Hepsi çocuksu, basit, neşeli ve fiyat karşılığı olmayan şeyler. Bunları, bana ve arkadaşlarıma, bize hayatı anlatan, yaşam öğretmenimiz vermişti. Onları hoş bir hediye kılan içlerine yüklenmiş olan anlam, niyet, güzel düşünceler ve duygulardı…
Kendime çay yapmak için çalışma odamın kapısını açtım. Karşımda ince bir çocuk kitabı duruyor. Hediye edilmiş. Ama evde çocuk yok. Birisine verilebilir ya da istenmiyorsa atılabilir düşüncesiyle kenara ayrılmış. İsmi ‘Çocuklara Şifa Olsun’… Benim kapımın önünde durduğuna göre “bana gelmiş” dedim ve aldım. Merak edip okudum. İçimdeki çocuk dinlemek isteyebilir diye düşündüm. Belki çok daha önce duyması gerekenleri bugün duyabilir… Kitap, bu yılı kapatırken yaşamın benim için uygun gördüğü bir hediye oldu… İçimdeki çocuğa şifa olsun.
Kim bilir daha nice hediye almıştım yaşamdan, birçoğunu fark edemediğim…
.
Yaşamın hediyeleri nelerdir?
Bütün bir yılı gözden geçirdiğimde, bu sene bahçedeki kedilerin beni çok zorladığını düşündüm. Çağırmadan gelenler… Annelerinin ‘artık büyüdüler‘ diye bıraktıkları benim için hâlâ bebektiler. Hastalandılar, yaramazlık yaptılar, kavga ettiler, oyun oynadılar… Hepsi çok güzel, gözlerinin içine baktığınızda size geri bakan varlıkları önyargısız. Her birinin karakteri farklı. Onların üzerinde kendime ait onlarca farklı yönü seyrettim. İnatçılığım, ürkekliğim, sevecenliğim, korkaklığım, cesaretim… Biri gelip yanaklarımı öperken diğer birine dokunabilmem aylar aldı. Biri hep kucağıma çıkmak isterken diğer biri yanıma gelip ayaklarını ayaklarımın üzerine koyup beni koruyabileceğini anlattı. Biri iştahsızken diğeri obur, biri yaşamdan korkarken diğeri dünya eviymiş gibi rahat..
Hepsi bir bütünün parçaları.
Ve hepsi yaşamın bir hediyesi olarak geldi.
Hepsi de gelirken kendi dersleriyle birlikte geldiler.
Yaşamın verdiği her hediye, içinde gizlenmiş bir dersi de beraberinde getirir…
.

Yaşam alanınıza giren her şey, ilgi, sevgi, bakım, koruma, dikkat ister. Yaşam size ne verirse versin farkındalığınızı bekler.
Ve yaşam bilir ki, ne kadar özen gösterirseniz gösterin varlık kırılgandır.
Canlılar hastalanır, yaş ilerledikçe beden değişir, ömrün süresi azalır. Cansızlar bile malzeme ömrüne sahiptir. Korumak için kullanmadıklarınız dahi gün gelir bütünlüğünü kaybeder.
Severek taşındığınız o yepyeni ev, birkaç yıl sonra bakım ihtiyaçları ile kendini belli etmeye başlar. Heyecanla sahip olduğunuz o bahçe, her gün ilgi isterken, her mevsim değişir. Beğenerek giydiğiniz o ayakkabı yürüdükçe tozlanır, çamurlanır, aşınır.
Yaşamın her hediyesi bir sevinç kaynağı iken insana hep yaşamı anlatır.
.
Büyük ve gösterişli hediyeler güzeldir. Yine de bazen en özel hediyeler en sadeleridir.
Hediye, içine anlam yüklenmiş bir paket. Dışı her ne olursa olsun, aslolan anlamıdır. Böyle düşündüğümde, eşyayı değil de anlamı fark ettiğimde, hediye vermenin ne kadar da kolay olabileceğini görüyorum. Mağaza sahibinin dediği gibi “Hediye ne olursa olsun beğenilir“; bir anlamı olduğunda. Hediyenin anlamını görebilen onu beğenir. Dış kılıf sadece güzel bir bahanedir.
Anlamı olmayan da zaten bir hediye değil, herhangi bir eşyadır.
Belki de bizler eşya değiştokuşu yapmaktan yorulduğumuz için zorlaştı hediye almak ya da vermek. Öyle ki, basitçe umursamadan bir başkasına verebilirsiniz aldığınızı. Ya da hiç dokunmadan unutup evin bir köşesinde saklayabilirsiniz…
.
.
Ben, hediye vermeyi çok seven bir anne ile büyüdüm. Onun için ne verdiğinin pek de bir önemi olmazdı. Vermek istediği sevgiydi. Aldığı her şeyle birlikte, “Bununla beni hatırlarsın” derdi. Hatırlatmak istediği bizi ne kadar çok sevdiğiydi. Yaşamın kıymeti ve güzelliğiydi. Bense gençliğin verdiği toylukla, “Seni hatırlamak için eşyalara ihtiyacım yok” derdim.
Bizler her ne kadar yaşamın can bulmuş bedenlerini sevsek bile, beden olmasa dahi ruhu sevmeye devam edebiliriz…
.
Bütün bunlar yaşamda insanın varlığına benzer.
Varlık kırılgandır. En başta insanın kendisi bekler kendi ilgisini, özenini ve sevgisini.
Şikâyet edilen her şey anlamı görülmeyendir.
Beden, ruhun güzel paketidir. O ruh, bedene emanet edilmiştir. Varlık âleminde can bulup can verebilmesi için.
Eril ve dişilin birleşmesi gibi, beden ruh ile birleşir, çocuğu dünyaya getirir.
Çocuk, insan olmak için doğar yaşama.
Yaşam, insanın en güzel hediyesidir. Dokunamadığımız ruh, bir bedene bürünür dokunulur olur.
Dünya, doğan çocuğun annesi olur, ruhun evi olur. Yaşamın güzelliğini ve sevgisini onlarca hediye ile birlikte sunar. “Bununla beni hatırlarsın” der sessizce.
Bizlerse toylukla “Seni hatılamak için eşyalara ihtiyacım yok” deriz. Oysa, verilen bir eşya değil yaşamın anlamıdır.
Unuttuğumuz ve hatırlamamız istenen.
.
Yaşamın hediyeleri…
Özdeki güzellik ve sevgiyi, çocuğunun büyüyüp kendi ayakları üzerinde durmasını isteyen ebeveynden gelen bir sembol ile paketler, yaşamın özünü anlatmaya ve öğretmeye devam ederler.
Ta ki çocuk insan olana kadar.
.
Hediye, karşılıksız verilen şeydir. Armağan, sahip olduklarından bir parça sunmaktır.
Vermek ve almak, sevinç, mutluluk, onur ve kutlama kaynağıdır.
Yaşam, en güzel hediyedir…
Armağanın özünü fark edebilene.

.
.
.














































