Kelime, sene başında kendime aldığım bir hediye ile birlikte geldi. Çok sevdiğim bir arkadaşımın hazırlanmasına katkıda bulunduğu bir defterin kapağında yazılıydı:

.
Bu ufak çalışma defteri, sivil bir çevre hareketinin tanıtıcı parçası olarak düşünülmüş ve konusuna bağlı olarak kuş görselleri ile bezenmiş, kuşların varlıklarını sürdürebilmeleri için ihtiyaçları olan yaşam alanına, doğanın hayatımızın dışında değil içinde yer aldığına ve bizim yaşam yuvamız olduğuna dikkat çekmek, farkındalığımızı pekiştirmek üzere tasarlanmış bir çalışma.
Ön sayfaları bu farkındalığı işaret eden kısa mesajları taşıyor: “Elinizde tuttuğunuz bu defterin düşüncelerinize ve ilhamınıza aracı olmasını, alan açmasını dileriz.”
.
Ancak, tanıtım görselinde defterin içini değil de sadece kapağındaki ‘alan‘ kelimesini gördüğümde, arkadaşımın kaligrafi çalışmalarını düşünerek, defterin isme özel hazırlandığını ve görselin de yabancı birisine, ismi ‘Alan’ olan bir kişiye ait örnek olduğunu düşünmüştüm. İşin aslını öğrendiğimde bu düşünceme birlikte güldük.
Yine de, yanlış anlama sebebim belki de, ismi Alan olan bir kişinin ya da alan kelimesinin benim için aynı mesafede ve o anda uzakta olmasıydı.
“Düşünce, bizi biz yapan alan” diyordu defter.
.
Oysa, kelime bir o kadar da yakın.
.
İçinde yaşadığımız evren, uzay olarak adlandırılan bir alan.
Evrenin noktasal bir merkezin açılarak genişlemesiyle ortaya çıktığı düşünülüyor ve hâlen de yayılarak kendini gerçekleştirmesi devam ediyor.

Evren kendini gerçekleştirirken, uzay ile birlikte zaman olarak adlandırdığımız bir kavramı daha ortaya çıkardı. Aslında uzay ve zaman birlikte var oldu diyebiliriz.
Dünya yaşantımızda deneyimlediğimize göre, her oluşum bir mekâna ve bir sürece ihtiyaç gösterir. Uzay ya da mekân olarak tanımladığımız, zaman ile ortaya çıkarak varlık âleminde kendini gösteren her şeyin yaşam alanıdır. Evren, güneş sistemimiz ve dünya bizim dışsal yaşam alanımızdır.
Yaşam alanlarını, dışarıdan içeriye ve merkeze doğru gözlemlediğimizde, dünya’dan yakınlaşarak, kıtaları ya da okyanusları, havayı, doğayı, ülkeleri, bölgeleri, mahalleri, çevreyi, toplulukları, evleri, odaları ve en nihayetinde bu organik ve inorganik yapıların merkezinde insanı, bedeni ve bedenin kapsadıklarını buluruz.
Gözlerimizle gözlemlediğimiz dış uzay insan bedeninin içinde iç uzaya bağlanır ve benzer bir kapsayıcılıkta ve devasalıkta açılır. Uzaysal alan hem dışımızda hem de içimizdedir. Uzaya bağlı olan zaman da hem içimizde hem dışımızda mevcudiyetini sürdürür.
.
Benim yanlışlıkla bir insan ismi zannettiğim ‘alan’ gerçekten de bir ve bireyseldir.
Evrende varolan sayısız varlığın hepsinin kendilerine ait yaşam alanları vardır.
“Yaşam alanı, tüm canlıların en kıymetlisi” diyordu defter.
Ne kadar birlik halinde içiçe olsalar da görünmez bireysel sınırlar bu yaşam alanlarını birbirinden ayırır. Kullanım alanlarımız aynı olsa bile her birimizin yaşam alanı aynı ortamda bulunduğumuz diğer canlılardan, aynı evde yaşadığımız diğer bireylerden farklıdır. Bunu fark etmediğimizde veya dikkate almadığınızda birbirimizin yaşam alanını çok kolay bir şekilde ihlal eder, doğa ile başlamak üzere, bitkiler, hayvanlar ve insanları da içerecek şekilde yaşamsal zararlar verebiliriz.
“Sulak alan, birçok canlının yaşam kaynağı” diyordu defter.
.
Yaşam alanı sınırı ne demektir?

Ormanlarda ve sık ağaçların olduğu alanlarda ‘taç utangaçlığı’ olarak adlandırılan bir fenomen, bazı ağaçların dallarının birbirine değmediğini ve aralarında hava kanalları bıraktıklarını gösterir. Aynı şekilde, hayvanların da kendi görünmez sınırları vardır. Av ve avcı olmanın getirdiği etkiler ya da güç ve tür baskınlıkları herkesi kendi bölgelerinde kalmaya teşvik eder.
Doğanın bir parçası olan insan ise başlangıçta hayvanlar âlemi ile benzerlik göstermiş olsa da kendi gelişimi içerisinde yayılmacı ve hakim olmaya meyilli yapısıyla alansal egemenliği eline almak istemiştir. Bunu tarih boyunca toprakların işgallerinde, bugün dünya üzerinde yer etmiş ülke sınırlarını belirleyen harita yapısında görebiliriz.
Sınır güvenli yaşam alanını işaret eder.
.
Yaşamın çift yönlülüğündeyse sınırların var olması gibi sınırsızlık da vardır.
Kendi sınırlarını çizen, bunlar için savaş veren insan, gökyüzüne baktığında sınırsız olanı görmektedir.
Dışarıda kendini sınırların içerisine yerleştiren insan, içeride hayal gücü ile bu sınırsızlığı arar. Tanrı’dan bahsettiğinde onun sonsuz ve sınırsızlığından dem vurur. Sınırlar için bunca çabadan sonra ironik bir şekilde en büyük arzusu sınırsız olanın içinde yaşamak olur.

.
Sonsuz ve sınırsız olanın kaynağı nedir?
Maddesel evren açığa çıkmadan önce ne vardı?
Bunun kabaca potansiyel bir enerji olduğunu söyleyebiliriz. Bu yaratım enerjisi kendini gerçekleştirmek üzere harekete geçmiş durumda ve hareketi değişimi, dönüşümü, gelişimi ifade ediyor, içeride olanı dışarıya taşıyor, görünmeyeni görünür kılıyor.
Görünür olmak sınırlanmak demek.
Bedenin sınırları var. Bedenin içinde organların, hücrelerin sınırları var. Bedenin yapabileceklerinin sınırları var. Bedenin dışında varolanların sınırları var. Evinizin, adresinizin, mahallenizin, ülkenizin sınırları var. Dünyanın sınırları var, kara parçalarının, denizlerin, nehirlerin, atmosferin sınırları var. Gezegenlerin, galaksilerin sınırları var. Görebildiğimiz uzayın sınırları var.
Göremediğimizin ise sınırı yok.
Bilmediğimiz evrenin sınırı yok. Düşüncelerimizin, duygularımızın sınırları yok. Sevgimizin, öfkemizin, korkularımızın sınırları yok. Hayal gücümüzün, yaratıcılığımızın sınırı yok. Biz koşullandırıp şartlandırmadıkça…
.
Bilinmeyenden korkan insan, sınırsız açılabilen korkuları içerisinde eski sınırlı düşüncelerine sarılır. Geçmişi ve geleceği ile bugününü sınırlandırır, bilmek ister. Potansiyeller hem cazip hem de ürkütücüdür insan için, garanti ister. Sürprizler güzel oldukları sürece hoştur. İnsan, iyi olanı sınırları içine alıp kötü dediklerini dışarıda bırakmak ister.
Yaşam ise kapsayıcıdır. Geçirgendir. Hiçbir şeyin sürekli olmasına izin vermez. Hiçbir şeyin sürekli kalmasına izin vermez. Yaşam alanı her şeyi ve hepsini içerir. Kendi dengesinde değişim ve dönüşüm için hepsini yeri geldiğinde kullanır. Tabağınızdaki lezzetli yemeğin görevi tamamlandığında bedeninizi terk edip tekrar toprağa karışması gibi sınırlar bile bir süreliğinedir uzay-zaman âleminde.
.
Sınır varsa saygı olmalıdır.

Evde uyuyan bir bebek ya da hasta için herkes sessizlik sınırına uyar. Yatak odası, banyo, çocukların odaları özel alan sınırlarını çizer. Evin kapısını kapadığınızda izniniz olmadan kimsenin giremeyeceği sınırınızı mühürlemiş olursunuz. İşyerinizde çalışma masanız ya da odanız size verilen alanın sınırlarını belirler. Ülkelerin sınırları ise daha kesin ve geçilmezdir, askeri güçlerle korunur.
Bununla birlike sahipsiz olduğunda doğanın sınırı yoktur insan için. İstediği gibi işgal edebilir, kirletebilir, ele geçirmek ve değiştirmek için kurnaz planlar yapabilir. Sınır olmadığında saygı sanki kendiliğinden ortadan kalkar.
“Doğal alan, bizi zenginleştiren yuvamız” diyordu defter.
İnsan, sınırsız olduğunu düşündüğünde kendi yuvasını yok etmeye başlar.
.
Bu nedenle, birlikte yaşam için görgü kuralları, ahlak kuralları, toplumsal kurallar, dini kurallar konulmuştur. Hepsi insana sınır çizer ve saygı göstermesini bekler.
Evlendiğinizde eviniz artık sadece sizin değil, eşinizin ve çocuklarınızındır. Yeni taşındığınız bina yalnızca sizin değil aynı zamanda komşularınızındır. Ülkeniz, vatan dediğiniz topraklarınız sizin gibi bu topraklarda yaşayanlarındır. Sınırların içinde her görüşe her anlayışa saygı göstermeniz ve birlikte uyumlu yaşamanın yolunu bulmanız gereklidir.
Arzuların açgözlülüğe dönüşmemesi için sınırlandırılması gerekir. Konuşmak ve dinlemek bile bir sınır dahilindedir. Yaşamda zaman da mekân da sınırlıdır.
Yine de yaşam sınırda bitmez, sınırın ötesinde de yaşam vardır.
.
Sınırın olmadığı yerde sevgi vardır.
İnsan sınırsızca sevebilir.
Sevgi insanın sınırlı dünyasına değil, yaşamın sınırsız dünyasına aittir.
Yaşam hem sınırı ve saygıyı hem de sınırsızlığı ve sevgiyi içerir.
Bu dengeyi anlamasını bekler insanın.
Her ikisini de insana verirken fark etmesini ve yerinde kullanmasını ister.
Gündüzün ve gecenin, iyinin ve kötünün ince bir çizgide buluşması gibi saygı ve sevgi ince bir çizgide buluşurlar yaşamda.
İnsan hem sevebilir hem de sayabilir yaşam alanında tüm varolanları.
Çünkü bir olsa da yaşam, birlikteliktir yaşanan.
.
“Özgürlük, tüm canlıların hakkı olan alan” diyordu defter.
İnsan için özgürlük, hem sınırları bilmek hem de sınırsızı bulmaktır.
Alanın bireyselliği insanın kendisi olabilmesinin güzelliği, alanın birliği ise insanın kendi içinden varoluşun doğuşunu seyredebilmesidir.

Eğer düşüncelerin alanı ise bizi biz yapan, bizi hapsolduğumuz benliklerimizden kurtaracak olan da düşüncelerin ötesindeki bir alandır…
.
.
.































