Canlı organizmalar hayatlarını sürdürebilmek için besine ihtiyaç duyarlar.
Besin, kısaca, varlığı sürdürebilmek için gerekli olan şeydir.
Gıda olarak düşündüğümüzde, organizma için gerekli olan, yenilmeye, beslenmeye elverişli her türlü maddedir. Bunlar su, mineral, tuz gibi inorganik veya bitki ve hayvan kökenli organik kimyasal maddeler olabilir.
Besleyici maddeler genel olarak yenilebilir ve içilebilir. Canlı organizmanın bedeni içine aldığı bu maddeleri işleme sistemi kendiliğinden ve doğal olarak geçekleşir. Faydalı bölüm işlendikten sonra faydasız bölüm bedenden dışarı atılır. Bu otomatik sistem organizmanın yeterli besin alıp almadığını, besine ihtiyacı olup olmadığını farklı göstergelerle bildirir. Bedenin dilini anladığında, organizma, sistem ile uyumlu hayatını devam ettirebilir.
Ancak bazen sistemin bu yerleşik aklını bozan etkenler ortaya çıkar. Alınan besin görünürde yenilebilir ve faydalıdır halbuki bu faydalı görünenin içine zarar verici etkenler dahil olmuştur. Zehirleyen gıdalar, kimyasal bileşikler, ilaçlar, uzun süreli tüketimi bedene hasar veren gıda türleri gibi bugün artık bunları bir miktar ayırt edebiliyoruz.
.
Gıda yelpazesi, bitkiler, böcekler, kuşlar, balıklar ve kara hayvanları âleminde her türün kendisine özgü, nisbeten dar bir sınıra sahip. İnsan ise beden olarak kara hayvanları âlemine yakın olmasına rağmen neredeyse her şeyi besin olarak kullanabilir durumda.
Bu yelpaze o kadar geniştir ki gıdanın ötesini içine alır.
.
İnsan ne ile beslenir?
Yaşamla uyumlu bir insan dünyanın beş tadını tüketebilir. Acı, tatlı, tuzlu, ekşi ve baharlı tüm tatlar insan için uygundur. İnsan bu tatları, bitkiler, tohumlar, kökler, meyveler, hayvansal gıdalar üzerinden sağlar. İnsanın geniş yelpazesi o kadar sınırsızdır ki tatları yalın halleri ile tüketmenin yanı sıra birbirleri ile harmanlayarak değişik yemek türleri, tarifler olarak bildiğimiz birleşimler yaratabilir. Hem, hayvanlardan farklı, çiğ bir tüketim de değildir insanın ki. İnsan lezzet dediğimiz bir ögeye sahiptir. Bu yüzden sadece içerik değil pişirme yöntemleri de çeşitlidir insan için. Yemek insan için doymanın ve hayatı sürdürmenin yanı sıra bir zevk unsurudur.
Ama insanı besleyen sadece farkındalıkla yapılan bu gıda tüketimi değil. İnsan farkında olmadığı bir başka besin zincirinin de bir parçası.
.
Bütünlüğü içinde insan kendi başına canlı bir varlık. Kâinatın içinde ise onun bir parçası. Dünya üzerinde dünyanın bir parçası. İnsanın bedeni içinde uzuvları ve organları beden bütünlüğünün görünen birer parçası.
Ama tıpkı kâinat gibi, tıpkı yaşam gibi, insanın bütünlüğü hem görünen hem de görünmeyeni kapsıyor. İnsanın sahip olduğu her düşünce, her duygu, her kavram bu bütüne ait görünmeyen birer canlı varlık. Ve tıpkı görünen bedenler gibi beslenmeye ihtiyaçları var.
Günümüzde enerji beden tanımı çoğu kişi için bilindik. Yine de enerji bedenin nasıl çalıştığı ve alt yapısı, fiziksel bedenin doku, kas, organ yapılarının ve işlevlerinin bilindiği kadar bilinmiyor. Oysa belirli organların, uzuvların belirli görevleri yerine getirmesine benzer, enerji beden de hayatiyet verirken kendi sistemi içerisinde farklı katmanlarda ve görevlerde bu bütünlüğün içinde hizmet veren unsurlara sahip.
Fiziksel olarak karaciğer temelde bedenin iç temizliğini, toksik ve zararlı maddelerin arındırılıp atılmasını sağlar. Enerjetik olarak ise karaciğer zihinsel ve duygusal bir işleve sahiptir; analiz ve ayırt etmekten sorumludur.
Fiziksel olarak akciğer temelde nefes alış veriş vasıtası ile kanın oksijenlenmesini ve karbondioksitten arınmasını sağlar. Enerjetik olarak ise akciğer eski olandan kurtulmak ve yerine yeniyi getirmekten, tazelenmekten sorumludur.
Aynı şekilde, fiziksel olarak kalp temelde bedenin besin ihtiyaçlarının, gereken oksijenin dağıtımını ve bunun için kanın bedende dolaşımını gerçekleştirir. Enerjetik olarak ise kalp, bilinç, düşünce ve duygulardan sorumludur.
Batı tıbbı olarak adlandırdığımız modern tıp daha çok bedensel sağlıkla ilgilenirken, doğu tıbbı fiziksel beden yanı sıra enerji beden üzerine de çalışır. Her iki tıbbın sahip olduğu psikoloji anlayışı birbirlerinden farklıdır. Batı, buradaki dengesizlikleri konuşma terapisi ve kimyasal düzenlemelerle tedavi ederken doğu, enerji bedendeki dengesizliğin düzenlenmesi için bazı duygu, düşünce ve kavramların gözden geçirilip arındırılmasına yönelik teknikler kullanır.
.
Her düşünce, her duygu görünmeyen birer canlı varlıktır demiştik. Var olan her şey hayatta kalabilmek için beslenmek ister.
Görünür âlemde bu besin zinciri göz önündedir. Kimin kimi yiyeceği aşağı yukarı bellidir. Görünmeyen âlemde ise kimin kime besin olduğunu bulmak için biraz daha dikkat etmek gerekli, biraz daha yaşamın işleyişinin farkında olmak gerekli.
Bir insanın gün içerisinde neyi ne kadar yemesinin bedeni için yeterli, sağlıklı ve uygun olduğunu tanımlayabiliriz. Peki aynı insanın düşünce ve duygularının her gün neye ne kadar ihtiyacı olduğunu söyleyebilir miyiz?
İlk bakışta yanıt hayır.
Ama aslında yanıt evet. Sadece biraz daha dikkat vermemiz gerekiyor. Düşünceler ve duygular, acıkan bedenin açlık ihtiyacını göstermesi gibi, beslenmek için kendilerini ön plana çıkarır ve bedensel açlığın zihni yöneltmesi gibi kendi açlıklarını doyuracak şeye yöneltirler.
Kendi yaşantımıza bakmamız anlamak için yeterli.
.
Gün içerisinde sahip olduğu düşünceleri ve duyguları gözlemleyebilen birisi, onları ne ile beslediğini de görebilir.
Okuduğu, dinlediği haberler, kitaplar, yazılar, seyrettiği filmler, ilgi gösterdiği alanlar, yaptıktan sonra kendini iyi ya da kötü hissettiği şeyler, birlikte olduğunda güçlü, motive ve zinde olduğu veya tükenmiş hissettiği insanlar. Ayrılamadıkları, alışkanlıkları, hiç bir şekilde yanında duramadıkları… Bütün bunlar o insanı besleyen ya da kendisinin beslediği ögeleri gösterir.
Her insan kendi merkezinde bu beslenme zincirininde tüketen olduğu kadar bir diğerinin merkez olduğu halde de tüketilendir.
O halde biraz daha dikkat etmek iyi olur, nasıl yaşadığımıza…
.
Fiziksel türde gıda beslenme zincirinde tüketilmek, organik yapılar için hayatını kaybetmek demek. Bu nedenle türlerin devamı ve hayatta kalabilmelerini sağlayan beslenme ihtiyacı belirlenmiş sınırlara sahip. Aç oldukça yenir, tüketilen şey her yönüyle yaşam zincirine geri döner, son bakiye toprağa ve toprak canlılarına aittir. Hayatta kalmak için kendinizi korumanız ama yine yaşamak için öldürmeniz gereklidir.
Oysa fiziksel bir yapının olmadığı enerji âleminde beslenme başka bir doğaya sahip. Tüketen ve tüketilen ilişkisi olduğu kadar, yok etmeden karşılıklı birbirini besleyen ve geliştiren bir ilişki türü de mevcut.
Bir düşüncenizi ele alın. Şimdi onu izleyin… Bu düşünce ilk ne zaman ortaya çıktı, ne kadar süredir sizinle birlikte? Her gün bir şekilde kendini hatırlatıyor mu ya da bir süre unutulup tekrar mı beliriyor? Ne olduğunda güçleniyor, daha belirginleşiyor ve neyin olması onu zayıflatıyor?
Bu düşünce bir korkunuz olabilir, genele ait çok basit bir şey: “Yaşamak için para gereklidir...” Belki de herkesin hemfikir olduğunu düşündüğünüz bir şey: “Para kazanmak için çok çalışmak gerekir…” Düşüncedeki vurgu ‘para’da, ‘çok’ta, ‘kazanmak’ta ya da ‘çalışmak’ta olabilir. Vurgu neredeyse o alan önemlidir… Sizin için önemli olanın ‘para’ olduğunu farz edelim. Aslında bu düşünce bir kavrama dönüşmüş durumda ve ‘para’ya ait düşüncelerinizden sadece birisi. İçinizde ‘para’ya ait sayısız düşünce varlığını sürdürüyor. Birbirlerini destekliyor ya da birbirleriyle çatışıyorlar. Bu düşünceler var olabilmek için sizin üzerinden beslenecekler. Aslında sizinle beslenecekler. Ve siz de onları besleyebilmek için kendinize kaynaklar bulacasınız. Okuduğunuz bir haber, arkadaşınızla yaptığınız bir konuşma, zihninizde durmaksızın dönüp duran içsel diyaloglar besin olacak.
O haberleri yazanlar sizin için besin üretiyorlar, ama bu üretim olumsuz bir düşünce içinse aslında sizin için toksik. Arkadaşlarınızla yaptığınız konuşmalar da aynı şekilde. Dedikodular, şikayetler, karamsarlık, tüketim üzerine yapılan çoğu şey insan için toksik.
Toksin ise tuhaf bir varlık. Yerleştiği ortama zarar vermesine rağmen etkisini artırmak için elinden geleni yaparak kendini bir alışkanlığa dönüştürmeye meyilli. O yüzden ‘kötü’ dediğimiz çoğu şey çok kolay bir şekilde alışkanlık olur; ‘kötü alışkanlık’. Bu sadece içki, sigara da değil, durağanlık, karamsarlık, şikayetçilik, dedikoduculuk gibi bir alanda alışkanlık haline dönüşmüş bir yaşam olur.
Birileri sizin için besin üretirken siz de birilerinin besini olursunuz. O sevdiğiniz arkadaşınız dertleşmek için içini size döker, komşunuz memleketin gidişatından size şikayet eder. Ama bu kadarı ile kalmaz, annenizin, babanızın, eşinizin, çocuğunuzun da sizden beklentileri vardır. Görünüşte iyi niyetli ilgi, sevgi isterler, kendi yaşamlarına uygun olması için sizi şekillendirmek, kontrol etmek isterler. Sizi yaşamlarının hayati parçası haline getirir, bağımlı olur, siz olmadan yaşayamaz hale gelir ve en uç sınırda sizinle kendilerine bir yaşam inşa eder sizin yaşamınızla beslenirler.
Sadece sevgilerini değil, bazen öfkelerini, korkularını, endişelerini beslersiniz. Fark etmeden…. Sonra da aynı evde, aynı ülkede, aynı dünyada yaşadığınız bu canavarların neden bir türlü gitmediklerini düşünürsünüz.
Bugün sunî gıdalar, zehirli, kirlenmiş, ilaçlı gıdalar, sağlıksız gıdalar, dengesiz tüketilen gıdalar, doğaya, canlılara, yaşama verilen zarar aslında hepsi insanın sağlıksız yaşam halini ve dengesini yitirmiş varoluşunu işaret ediyor.
Halbuki tam tersini yaşamak mümkün.
.
Tüketme ve tüketilmenin ötesinde birbirini besleyen geliştiren bir ilişki türü de mevcut.
.
‘Sevgi her şeyin ilacıdır‘ denilir. İlaç olabilmesi için o sevgi, hakiki, samimi ve kapsayıcı büyük bir sevgi olmalıdır. Bencil ve küçük sevgiler sözde karşı tarafı severken aslında tükettiğinin farkında olmaz. Bir annenin bile çocuğuna duyduğu sevgi, onun kendi başına bir birey olmasına izin vermiyorsa küçük sevgidir.
Birbirini beslemek demek, üretme ve tüketme, alma ve verme dengesinin kurulmuş olması demektir. İnsanın duygu ve düşüncelerini besleyen diğer duygu ve düşüncelerle kuracağı karşılıklı, sağlıklı ilişkilerdir.
Yaşamda insan kendisine arkadaş olarak, fikirdeş, duygudaş insanları seçtiğinde bir denge kurma şansına da sahip olabilir. Karşılıklı alınan ve verilen fikirler sohbet, karşılıklı hissedilen güzel duygular muhabbet kurulmasını sağlar.
Ancak sadece benzer fikir ve duygular yeniliğin ve gelişimin önünde bir engel de olabilir. Yaşamı her yönüyle, her haliyle kabullenen insan her şeyi hazmedebilen insandır. Farklı bir görüş bile bu kişi için tabağındaki değişik bir lezzet olacaktır.
Bu gerçekleştiği anda, sadece tüketim amaçlı kurulan zincir doğasını değiştirir üretim yapabilecek hale gelir.
.
Üretim ne demektir?
İnsanlığın gelişmek ve devamlılığını sağlamak için ortaya çıkardığı her şey bir üretimdir. Modern toplumlarda tarım, sanayi, teknoloji gibi farklı alanlarda insanlığın hizmetine ve yararına sunulmuş sayısız üretim nesnesi görebiliriz.
Bununla birlikte üretim fiziksel yaşamın devamlılığının ötesinde bir kapsamdadır. İlkel olarak adlandırdığımız ilk insanların yaşam dönemlerinde dahi, anlamak ve anlamlandırmak üzerine ürettiklerinin izlerini görebiliyoruz. Bugün sanatın ilk örnekleri denilen çizimler, heykeller, inançlarını gösteren tanrıça, tanrı, hayvan sembolleri, giysiler, eşyalar, takılar, evler, köyler, şehirler, mabedler, hepsi insanın hem yaşamı korumak, kolaylaştırmak, güzelleştirmek hem de kendini ifade etmek için ortaya çıkardıkları.
.
Tek bir el, bir arada onlarca el… İki farklı insanın, iki farklı kültürün birleşmesinden doğanlar aslında karşılıklı birbirini besleyen ve geliştiren bir ilişkinin varlığını ortaya koyar.
‘Ben ve biz’in kaynaştığı, bir bütün olduğu bu birliktelik, birbirini tüketmeden, yaratılan ortak alanın her iki tarafı da beslemesini hatta verdikçe güçlenmesini sağlar.
Bu ortak alan, yaşam verebilen yaratılışın kaynağı ile bağlantıdadır. Sonsuz ve sınırsız olanın kaynağı.
.
Bir’i ve bir’liği anlayabilmek…
Yaşamda her birey kendi tekliğine ve özgünlüğüne sahip. Bulup ortaya çıkarması gereken bu bireysellik insanın yaşamının kıymetini gösterir. Kendi tekliğini ve özgünlüğünü bulan her birey ise birliktelik ile çoğalır. Yaşam birleşik bir bütündür. Hem tek’tir hem de bu tekliğin içinde çok’tur.
Beslenme zincirinde hayatta kalma ve tüketmenin bir adım sonrasına geçebilen insan üreten insan olur. Tüketmeden üretebilen insan. O zaman yaşam, bambaşka bir dünya açar bu insanın karşısına. Sonsuz ve sınırsız kaynağın ortaya çıkarabildiklerini, gücünü ve yaratımını fark eden insan için korku kalmaz, sınır kalmaz.
.
İçinde yaşadığımız kâinatın temel yapı taşları –aslında mağara duvarındaki ellere benzer– birbirleriyle birleşerek elementleri, maddeleri, bugün gördüğümüz sayısız canlı ve cansız varlığı ortaya çıkardı.
Kimi birbirine benzer kimi tamamen farklı bu varlıklar halen yaratımın temel yapı taşlarını oluşturuyor, birbirleriyle birleşerek gördüğümüzün ötesinde yeni ve benzersiz bir yaşamı var etmek için.
Bunu fark eden insanın yapması gereken tek şey bu birleşmeye izin vermek olacaktır.
Yararlı olanı kullanmak yararsız olandan arınmak insanın üretken yaşamına açılan kapının anahtarı gibidir. Yaşamın neşesi ve güzelliği bu tarifsiz doğurganlıkta gizlenmiş insandan açığa çıkmayı bekler.
İnsanın kendisinin yaşamın bizzat yaratıcısı olduğunu fark etmesini ister.
.
.
.