İnsan elini yıkamadan uzatırsa ona verilen nimetlere, temiz olanı kolaydır bir anda kirletmek.
Kendi tarlasını ekip sürenin eline bulaşan toprak değildir bu kir, o toprak ki güneşin altında tertemizdir zaten, bir silkelesen döner hemen tarlanın bağrına.
O yüzden, sofraya oturmadan el yıkanır.
O yüzden, bir işe başlamadan el yıkanır.
O yüzden, her gecenin sonunda beden yıkanır, temizlenir, o günün kirinden ve tozundan.
Yıkamak, arınmaktır.
Ancak arındığında kavuşur her şey, ilk günkü safiyetine, güzelliğine.
Yaşam, gün be gün arınmaya sevkeder insanı, nihayetinde kendi özüne yeniden kavuşabilmesi için.
.
Arındıkça kuvvetlenir insan.
Kendini buldukça özgürleşir.
Özgürleştikçe güçlenir.
Öyle bir güce ulaşır ki, ‘hepsi yıkılsa yeniden yaparım’ der.
Emindir, bilir ki ‘muhtaç olduğu kudret damarlarındaki asil kandadır’.
.
Yine de, zaman ister bazen yaşam.
Biraz daha zaman ver.
Biraz daha emek ver.
Görmek için, aşılması gereken son zayıf noktayı.
.
Bir adım, bedenin sağlığı, güçlenmesi demektir.
Bir adım, sürekli konuşan zihnin fark edilmesidir.
Bir adım, düşünce ve duyguların ayrıştırılmasıdır.
Bir adım, iradenin güçlenmesidir.
Bir adım, aklın parlatılması, anlayışın ve farkındalığın önünün açılmasıdır.
Adım adım öyle bir yere gelir ki insan, meydanda kendinden başka kimse kalmaz, dışarıdaki kavgası biter, içine döner.
Arınmaya devam eder.
Kendine düşman tüm duygularından, tüm düşüncelerinden, tüm inançlarından, alışkanlıklarından, tüm öğretilmişliklerinden arınır.
Kendine ait olmayan, yüklenmiş bütün huylardan temizler kendini.
Her köşeyi her bucağı öyle bir deşer ki, açar tüm örtüleri, görür tüm gizlenenleri.
Bilir hakkıyla tüm vatanını, kendine verilmiş olan var oluş toprağını.
.
İşte son bir adım, karşısında bekler onu zayıf noktası.
Buldum dese bitmez, oldum dese sonu gelmez bir son adım.
Yine de, durmanın imkânı yok artık bundan sonra.
.
.
.
Ben kendi değerimi kazanmadan içimdeki bütün kadınların değerli olması mümkün müdür?
Ben kendi özgürlüğümü kazanmdan içimdeki bütün erkeklerin özgür olması mümkün müdür?
Ben bilmeden, mümkün müdür bir başkasının bilmesi, ‘fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür’ yaşamak nedir.
Pazarlıklar dünyasında, neyi alıp neyi verdim ki bugün olduğum yerdeyim?
.
Dün dediğim bir günde,
Hayatımın en kıymetli değeri, zamanımı verip para kazanmıştım.
Var oluşumun en değerli hazinesi, özgüvenimi verip bir başkasının bilgisini, gücünü kabullenmiştim.
Öğrenmenin kendini keşfetmek olduğunu unutup, bilgi sahibi olanların kölesi olmuştum.
Yaşamın keşfedilmek üzere beni beklediğini unutup, bilinen kalıpların zindanında mahkum olmuştum.
.
Şimdi
Bir adım var
Dünden
Bugüne ulaşmaya
Son kaleyi
Kuşatmaya
.
.
.
Bütün savaşlardan galip çıktım da,
Bu son çarpışmada ‘merhamet kalesi’ aldı elimden kılıcımı.
Bazı kavramları yaşamda belirli yerlere oturtmuşsa insan, aslında her kavramın tüm yaşama dair olduğunu kolayca gözden kaçırabiliyor.
Terfi etmek iş hayatına ait diye düşünülür çoğunlukla. Okuldan yeni mezun bir genç işe girecek, belki önce staj yapacak, işin püf noktalarını öğrenip okul hayatı boyunca edindiği bilgi ve teorilerin pratikte nasıl var olduğunu görecektir. Staja ya ücret verilmez ya da ödenebilecek en düşük ücret verilir. Burada sistem bilgi öncelikli değil tecrübe öncelikli çalışır. Tecrüben yoksa istersen dünyayı değiştirecek fikirlerin olsun kimse sana iş vermek istemez. İş hayatı felsefik değil pratiktir.
Sistemin içinde kendine bir yer bulan çarkın parçası olur, sistem bireyselliği de çok sevmez, çarkı çevirebilmek için birlikte hareket etmek gerekir. Eğer uyumlu değilse bu genç, ‘Sen en iyisi kendi işini kur’ denilir. Farz edilir ki, sistemin içinde bireysel bir parça olduğunu düşünerek yine de sistemle beraber var olsun.
Oldu ki uyumludur o genç, kurum denilen yapıların içerisinde aşağıdan yukarıya bir merdivenin ilk basamağına adımını atmıştır. Hedef merdivenin basamaklarını çıkmak en tepeye ulaşmak. Tepe nokta, her işin zirvesidir, vaadi dünya yaşamına dair insanı tatmin edecek şeylerdir, zenginlik veren para, iyi bir unvan, kontrol etmek için güç, saygı ve belki de sevgi… Burada bile başka bir merdiven vardır tırmanılacak, önce para gelir, sonra unvan ve güç, saygı ve sevgi ise belki vardır, belki de yoktur basamakların sonunda.
.
Bunu bir kalıp olarak gördüğünde insan, aynı kalıbın yaşamın farklı yerlerinde kolayca tekrarladığını fark eder. İnsan için, yaşama dair her ne olursa olsun, hep bir merdiven vardır tırmanılmayı bekleyen.
Yukarı doğru merdivenin basamaklarını çıkmak, yükselmek, terfi etmektir. Yine de bir garip merdivendir bu, yukarı çıkarken bir yandan da aşağı iner, yükselirken alçalır, dışa açılırken içe döner.
.
Terfi şirketlerin zam döneminde önemlidir, kazancın artmasını belirler. Ya da terfi, arzulanan bir unvanın –bir cins madalyanın– isminizle anılmasıdır. Kartvizit sahibi olduysanız eğer, bilirsiniz ki unvan ismin öncesinde yer alır. Unvan sahibi olukça isim önemini yitirir der sistem. İnsan artık bir makam sahibi olmuştur. Makam yer belirler, üstünlük bildirir.
Terfi önemlidir insan için.
Bir bakkal dükkanında tek bir çırağınız ve müşterileriniz olur, siz bir anda üst olursunuz, işin ehli iseniz usta olursunuz. Bir kurumda binlerce çalışanınız, yurtiçi ve yurtdışında bilinirliğiniz olur, şirket başkanı olursunuz. Bir ülkenin başında, hayatî kararlara imza atıp ulusun kaderini belirleyen kişi, tüm milletin önderi olursunuz.
Askerseniz, hele bir de savaşa girmişseniz, hizmet madalyalarınız şereflendirir göğsünüzü. Bazı emeklerin karşılığı ödenenemez misali, ömrünüz boyunca ve sonrasında şükran duygusuyla anılır adınız.
Terfilerin en şereflisi, bütün maddiyatı ardında bıraktırır insana. Göğüse takılan madalya ile kazanılan makam bu sefer gönüldedir.
.
Yaşamın içinde insan bir bakar ki, istese de istemese de basamakları tırmanmaya başlamış. Ya kendi gücüyle ya arkasından itenlerin gücüyle ya da tüm gücü birleştirip, bir olmanın akıl almaz sinerjiside.
Bu güç nedir?
Yaşama arzusu nereden gelir?
Daha iyisi neden istenir?
Neden bıraktığınız yerde durmaz insan –yaşam– sürekli bir devinimdedir?
Bütün bu çaba, bunca emek, kayıp ya da kazanç ne içindir?
.
Öyle bir âleme doğmuştur ki insan, bazı şeyler ne tartışılabilir ne de değiştirilebilir.
Su kaynama noktasına kadar dışta sakindir, o noktadan sonra artık içinde birikmiş olan dışa hareket verecek göze görünür olacaktır. Bu yaşamın değişmez bir kuralıdır. Onlarca kuralından sadece bir tanesi.
İnsan kolay ya da zor yoldan öğrenir yaşamın kurallarını. Kural olduğunu fark etmedikleriyle de isterse bir ömür çatışsın sonuç elde edemez.
İnsan, merdivenin basamaklarını yaşamı öğrendikçe tırmanır, yükselir, yükseldikçe manzarası değişir, manzarası değiştikçe bakış açısı değişir, bakış açısı değiştikçe bir önceki durumu fark eder, fark ettikçe bir sonraki hali idrak eder, idrak ettikçe anlayışı açılır, anlayışı açıldıkça kavrayışı açılır, katman katman soyunup içi açıldıkça güzelleşir, güzelleştikçe latifleşir, latifleştikçe terfilerin en yücesine elle tutulamayan gözle görülemeyen ama her şeyi var eden dışın içine, için özüne, özdeki cevhere, cevherden doğanlara, içten dışa yansıyana, her şeye ve hiç bir şeye ulaşır.
İnsan terfi eder.
Kendinden kendine.
.
Şirketin sahibi ben olsaydım, terfi ettireceğim elemanım güler yüzlü olurdu, tatlı dilli olurdu. Kendini geliştirmeyi kabul etmiş, tüm potansiyelini, bilgisini ve becerilerini keşfetmek için yola çıkmış, hevesli heyecanlı neşeli olan olurdu. Kolay vazgeçmeyen, tecrübe için denemeye devam eden, yeri geldiğinde bırakmasını, yön değiştirmesini bilen, isteklerini inanca, inançlarını eminliğe dönüştürebilen, kendini ifade edebilen, cesaret gösterebilen yine de kendini koruyabilen olurdu.
Yaptığı işe, bulunduğu yere, kendisini besleyene, kendisinin beslediğine sevgi ve saygı duyan olurdu…
Anladım ki ben, benim yaşamımda, bunlar olmadan terfi edemiyorum. Kendimi terfi ettirmiyorum.