Hep duyduğumuz belki de çokça tekrarladığımız birçok şeyin bazen derin anlamını düşünmeyiz. Öylece hayatımıza dahil olmuşlardır, onları benimsemişizdir. Oysa, hayatımıza etkisini bilmeden yaşamak bize pek de bir katkı sağlamaz…
.

Kelimeler…
Yaşamın anlamı ve ifadesi…
Görünmeyen bir kalem’in yazdığı, bize çizilmiş gibi görünen bu âlem, sayısız ismin ve kelimenin potansiyelini ve mevcudiyetini açığa çıkarır.
İnsan yaşamı boyunca bu isimlerle tanışır…
Ayak üstü tanıştığı insanların isimlerini nasıl kolayca unutuyorsa, tanıştığı bu yaşamsal isimleri de bazen unutur. Hatırladıklarını tanıması ise, çaba ister, emek ister.
Dost olmak karşılıklı güven, sevgi ve saygı ister…
Yaşamın öyküsünü oluşturan kelimeler, insanın okuma yazma öğrenmesini bekler…
Öğrenmek söz konusuysa, bir öğrenci ve bir öğretmen olacaktır. Mürebbi, terbiye eden, eğitendir. Kökeni olan raba, büyüdü ve yetişti anlamına gelir. Karşısında duran ise talip’tir, öğrenci, aynı zamanda isteyen, dileyen demektir ki, öğrenmek ancak bu şekilde gerçekleşir. Merbub, kul, köle anlamındadır. “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” sözleri öğretmen ve öğrenci arasındaki bağlanmayı, rabtedilmeyi anlatır. Tabii ki, düşünen insan için…
İlim sahibi olmak isteyen insan, merbub’dur… Aslında yaşama doğan her insan merbub’dur. Yaşam, yaşanırken, farkında olmasalar bile herkese kendi ilminden bir miktar verecektir. Farkında olansa gerçekten talep eden olur, talip olur. Talebiyle birlikte merbub olur. Merbub olduğundaysa Rabbini bulması gerekir. Bu bilinç halinde, öğrenci öğretmeniyle, terbiye edilen terbiye eden ile tanışır.
Merbub’un soracağı ilk soru, “Ben kimim?” ile birlikte yaşamda yeni ve boş bir sayfa açılır, yazılmaya başlanır.
Belki de ikinci olması gereken diğer sorunun, “Rabbim kim?” sorusunun zamanı ise herkes için farklıdır…
.
.
Rabb ne demektir?
Rabb, anlam olarak temelde terbiye, ıslah eden rububiyete ait olmakla birlikte, yaratıp yöneten, hâkim olan, nimetler lütfeden ve bu nimetler vasıtasıyla yarattıklarının halini düzeltip geliştiren gibi anlamları da içerir.
İlk sure Alâk, “Yaratan Rabbinin ismiyle oku” der.
Her insan, bu yaşamda kendi kitabını okuyacaktır. Ancak, yaşama yeni doğan okumayı bilmez. Tıpkı belirli bir yaşa geldiğinde okula gönderilen çocuklar benzeri, insanın yaşamı ve yaşamla beraber kendi kitabını okumayı da öğrenmesi gereklidir.
Okumak iki türlüdür.
Bildiğimiz türde olanı, birileri tarafından yazılmış olan bir kitabı okumaktır. Diğeri ise, insanın içinde var olan kitabı okuyarak ortaya çıkarmasıdır. İçten doğan bu kitap, okunmakla birlikte yazıldığındaysa, kitap sahibine olduğu kadar okuyan diğer insanlara da öğretici olur.
Dışında onlarca, hatta yüzlerce kitap okusa bile, kendi içindeki kitabı okumamış olan cahildir. Tüm okuduklarının âlimi olsa bile, bu cehaleti kendini bilmemesini ifade eder. Kendini bilmeyen, bu yaşamda kendisini geliştirecek ve yetiştirecek olan Rabbini de bilmiyor demektir.
İnsan için okumayı öğrenmek, Rabbine teslim olup onunla ilerlemektir.
.
.
Peki, kimdir ya da nedir insanın Rabbi?
İnsanın varlığına benzer, kâinatı yaratan güç, bütünlüğünü farklı veçheler ile sergiler. Bizlerin genel anlamda Allah olarak isimlendirdiği bu bütünlük, görünmeyen zâtı ile Hu, görünen tüm esmaları ve sıfatları ile Allah, kapsadığı hakikat ile Hakk, isimlenen tüm birimleriyle halk, halkın meydanda görünmesiyle mahluk ve her birimin yöneticisi olmasıyla da Rabb olarak tanımlanır.
Rabb, AllaHu’nun insanı vücutlandırması ile devreye girer. Birey olan her insanın gelişimi için sahip olduğu öğretmendir. Varlık boyutundaki her varlığın içinden Hu’nun işleyişi ve tecellisidir. Her birey Rabbi çerçevesinde benlik özelliklerine sahiptir ki, bunu biz kişilik veya karakter olarak adlandırıyoruz.
“Yaratan Rabbinin ismiyle oku”… İnsanın kendisini oluşturan, esmalar terkibi denilen kendisindeki isimlerin birleşimi, kendisini yaratan Rabbidir ve Rabbinin ismi, kendi ismidir. Yaşamı ancak bu isim üzerinden okuyabilir. Kendini ve nefsini bilmesi, Rabbini bilmesi demektir.
Herkesin parmak izi gibi, Rabbi, karakteri de farklıdır. Diğer bir deyişle Rabb, kişiye öğreticiliğini kendi verdiği karakter üzerinden gerçekleştirir. Tıpkı okulda belirli bir sınıfa dahil olup o sınıfın derslerini almaya benzer, her insan için kendi hayatı Rabbinin özel dersidir. “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözünün anlatımı, doğuştan gelen karakteri çözebilmek, Rabbini ve öğretisini bilmek demektir.
Bununla birlikte, doğuştan itibaren içten gelen etkilere zamanla dış etkiler eklenir. Bunlar da öz benlik ya da safi nefs olarak tanımlananın önüne geçerek, sahte bir benlik veya kirlenmiş nefsi, egoyu ortaya çıkarır.
Bu durumda, ilk evrede Rabbin, doğum itibariyle insana verdikleriyle beraber, kendi başına yürümesine izin verdiği düşünülebilir. Ya da şöyle tanımlayabiliriz, Rabbin sadece benlik, kişilik veya karakter olarak kalmayıp, keşif ile gelişime yönelik işleyişe geçmesi için insanın iznini alması gereklidir. İnsanın kendine vereceği bir izin…
Bu izin sonrası, ikinci evrede, Rabbin ilk dersi sahte olanın gerçek olandan ayırt edilmesi ve arındırılması olur. Musa’nın “Rabbim ben sensiz bir adım bile atamam” sözleriyle aktardığı haldir. Bu halin içinde yapılan yolculuk insanı, öz benliğini tekrar bulabilmesi için, her biri farklı bir dersin içeriğini öğreten ve sorgulayan türlü olaylar ve sınavlardan geçirir.
Arınma sağlanıp safi nefs devreye girdikten sonra, kemâlat sürecinde, Rabb’in üçüncü evre dersleri başlar. Burada fark edilmesi gereken önemli bir nokta kişisel Rabbin, yüklediği fıtrata bağlı olarak, belirli bir çerçevede hareket edebildiğidir. Kişinin doğuştan gelen özelliği, örneğin cimrilik ise, kemâlatında dengelenmesi gereken bu özellik için, Rabbi bir noktadan sonra onu âlemlerin Rabbine devredecektir…
İnsan hayatta iki cins yüke sahiptir; ilki kendi karakteri ile gelenler, ikincisi de kendisinin farkında olarak ya da olmayarak üzerine aldıkları. Arınma bütün bu yüklerin bırakılması demektir. Sonradan yüklenilenler aslında gerçekten insana ait olmayanlar olsa da, ilk yüklenilmiş olanlar insana ait olanlardır. Bu nedenle, insanın kendine ait olan yüklerini bırakması bir nevi kendini yok etme olarak adlandırılır.
Ancak, bu yok etmek yok olmak değildir. İnsanın doğuştan Rabbinin onu vücutlandırdığı özellikleri asla yok olmaz fakat, ıslah sonucunda aşırı baskın olan dengelenebilir ya da çekinik hale getirebilir. Bunun yanı sıra, diğer bir fıtri özellik öne çıkarılıp geliştirebilir. Yani, karakter insanın hem hediyesidir hem de yüküdür.
Belki de bu nedenle, Alâk suresi ile ilk gelen ayet kendi Rabbinden bahsederken, düzenleme ile ilk sıraya getirilen Fatiha suresinin ilk ayeti âlemlerin Rabbinden bahseder. İnsanın kendine ait olanların, bedeninin, aklının, algısının, duygu ve düşüncelerinin –kendi Rabbinin– bir sınırı ve çerçevesi var, oysa ki âlemlerin Rabbi, sonsuz ve sınırsız olana ait.
Buradaki dikkate değer diğer bir nokta, kemâlat yolunda insanın, Firavun gibi “Musa ve Harun’un Rabbine iman ettim” diyebilme potansiyelidir. Böyle bir kelamla, insan kendini bir başkasına bağlayacağı için kendi gelişimini daraltıp durdurmuş olacaktır. Halbuki, Saba Melikesi Belkıs gibi “Süleyman ile âlemlerin Rabbine iman ettim” derse genişlemeye devam edebilecektir.
Ta ki, tekliğe ulaşıp hepsini kendinde buluncaya kadar.

.
.
Tekliğe ulaşmadan önce yaşanan ikilik halinde, insan kendini ve diğer tüm mevcudatı ayrı görür.
İnsan kendini müstağni görüp ayırdığında öz benlik örtülür, egosal benlik baskınlaşır ve düzenlenen âlem buna göre yaratılır. Nefsini safiyete ulaştıran içinse ayırım ortadan kalkar, tekliğe kavuşulur. Yalnızca bu teklik halinde, insan kendi Rabbinin, yani kendisinin gerçek isteklerini ortaya çıkarabilir.
Rabb, bu anlamda, egonun fark edilmesi için ders verecektir ve insana, kendine yöneltecek şekilde, fiiliyat göstertecektir. Böylece Rabbin dersi, “Nefsini bilen Rabbini bilir” sözünü öğretecek, insanın yaratılış fıtratını, safi nefsin isteklerini, onun için helal ve haram kılınanları bilmesini sağlayacaktır.
Ancak, arınma sürecinin sonunda nefs safiyete ulaşıp kendi hakikatini bilse bile, kemâlat süreci ve ıslah süregelen bir haldir. Terbiye, bir şeyi yetkinlik noktasına varıncaya kadar kademe kademe inşa edip geliştirmektir. Ve yetkinlik noktası, genişleyen evren gibi, hep ileriye taşınır…
Bu öğrenim süreci esnasında, insan için Rabbine sığınmak demek, tecelli ağır geldi demektir. O zaman Rabb, dersi değiştirebilir. Yine de Rabb, her ne kadar sığınma makamı ve nimet bahşeden olsa bile, bu cemalinin yanında öğretici vasfı ile celali yönü de vardır. Bu durumda insanın, Rabbinden gelen her şeyin, tüm nimetlerin, aynı zamanda bir ders niteliğinde olduğunu her zaman hatırlaması yaşamını kolaylaştıracaktır.
Dünya hayatı tıpkı bir okul gibi her şeyi kapsar. Dersleri ve sınavlarının yanında, teneffüsleri, tatilleri, eğlence ve oyun alanları da mevcuttur. Öğretmenler, öğrenciler, arkadaşlar, alt ve üst sınıflar hepsi birlikte ilerlemektedir. Öğrenci olan yetişir, büyür ve öğretmen olur. Öğretmen olan yeni bir derse başlar ve öğrenci olur. Beşerden insan-ı kâmile doğru, kemâlat tekmil edene kadar devam eder. Son başlangıç noktasıdır ki, uzak olan nihayetinde yakına ulaşmıştır.
Surenin son ayeti “secde et ve yaklaş” der.
Yakınlaş… ki, ben sana şah damarından bile yakınım…
.
.
Rabbin konuşması…
Vahyin ilk ayetleri Rabbin konuşmasını içerir. İlk söylenen söz, ‘ikra‘dır.
Kelime anlamı olarak ikra, ‘oku’ olarak çevrilmiştir. Daha geniş bir anlayış için, kelimeye, kökeni ve kullanımı itibariyle bakabiliriz.
Kelimenin kökeni karae, Arapçada ilk dönemlerde hayız kanının rahimde toplanıp vücuttan atılması anlamında kullanılmış. Toplayıp dışarı çıkarmak, nakletmek demek. Develer doğum yaptığında da aynı kelime kullanılırmış, rahim ve doğurmak anlamını da içeriyor. Günümüzde Avrupa dillerinde create olarak kullanılan kelime, yaratmak anlamında. Doğum, üst seviye bir yaratım.
Aynı kökten karya, insanların bir arada bulundukları küçük mahal demek, İstanbul’daki Kariye gibi. Yine toplanmayı işaret ediyor.
Kıraat kelimesi ise, harfleri ve kelimeleri biraraya getirmek demek ve okumanın sadece kelimeleri tilavet gibi dile getirmek değil akletmek ve duyurmak anlamını ifade ediyor. İçindeki dışa çıkarmak. Bu aslında, yaratmak ile bağlantılı.
İkra kelimesinden türeyen diğer kelimeler; zikra, zikretmek, hatırlamak, anmak; ikram, ikram eden; ikrah, zorlamak; ikrar, karar kılmak, onaylamaktır.
.
.
Rabbin söylediğini okuduğumda bana der ki, okunan her kelime bir yaratımdır, o halde...
.

sana vücut ve yaşam veren rabbinin ismi ile yarat
o ki bu vücutla birleşerek insanı var eden
sınırsız bir ikramla beden rahminden doğurtan
varlığın bütün kelimelerinin sahibi
ve bilmediği tüm kelimeleri insana öğretendir…
.
ben’in aynaya yansımasıdır hakk olan hakikat,
aynada görünen baş aşağı misalidir,
yaşama baş aşağı doğan insan.
ben, âdem-i mânâ ya da insan-ı kâmil,
her şeyi kendinde toplayıp cem edendir.
aynanın bu tarafında kul gibi görünen
aslında baktığı insanı var edendir…
.
.
.
