Gerçek Güzellik

Biraz yürüyüş yapmak istemiştim. “Nereye gideceğime dair hiç bir fikrim yok,” dedim.

Yol, “ayaklarım beni nereye götürürse oraya…” gidebilirdi.

Sabahın sakinliğinde ana sokakta ilerledim, dükkanlar açılmış müşterileri bekliyorlar. Bugün müşteri değilim, nereye gideceğime dair bir fikrimin olmayışı gibi alacak bir şeyim de yok.

Sadece yürüyorum.

.

Sokak ilerledikçe, tarihi mekânları, eski evleri, kilise ve sinagogları gezmek için gelen grupları görüyorum. Her biri kendini ayırt etmek için bir bayrağa sahip. Rehberin havaya kaldırdığı bayraklara bakıp hangi ülkeden geldiklerini anlayabiliyorsunuz. Ufak bir Türk bayrağı yerel bir grubu işaret ediyor.

Anlatılanlara kulak misafiri olmak hoş olsa da bugün benimle ilgisi yok. Hem kulak misafirliğinin insanı istemediği sokaklara sokabildiğini de öğrendim. Bazen duymak bazen de duymamak gerekiyor anlatılanı.

Ait olmadığı bir grubun peşinde, aslında kendisine anlatılmayanları dinleyerek, kolayca kaybolabilir insan.

.

Yolla birlikte ilerliyorum. Patrikhane’yi geçince yol birden bire başka bir âleme giriyor. Burası bariyerle kapatılmış bir ara sokak, biraz ileride açılıp ana yola karışacak olmasına rağmen, tek yönlü bir süzgeç gibi bir tarafı kontrol altında.

Bu sokaktaki binaları seviyorum. Bir zamanlar özenle inşa edilmiş olan evler şimdi farklı amaçlarla kullanılıyor, kimisi otel, kimisi işyeri, cafe. Kapalı olan bir yerin açıldığını fark ettim, mağaza olmuş, devasa bir sergi alanına benzer, zevke hitap eden kıyafet ve aksesuarları sunuyor. Gözlerim isim için bir tabela aradı, genç görevliye sordum, ismi yok dedi. Israrla “İsmi yok mu? Peki, insanlar sizi nasıl buluyorlar?” dedim. Eski bir Kapalıçarşı dükkanıymış, “Zaten bilenler geliyor” dedi, anladım ki hâlâ kapalı.

Israrıma karşılık görevli de ısrarla gezmemi istedi üç katlı binayı. İçerisini görmek istediğim için girdim. Genç adam “Bu ürünlerde çok indirim var” diyerek anlattı, kimi mağaza vitrininden, kimi tek kalmış, hepsi yeni bir alıcı için bekliyor. O bana kıyafetleri anlattıkça ben de, “Kıyafetler bana hitap etmiyor ama binanız çok güzel” diyerek yanıt verdim.

İsimsiz dükkan bir mekânın her an her şey olabileceğini anlattı. Dış kabuk bir hazne gibi içeridekine varoluş alanı açıyor. Ancak, insan bir şeyin dışını ne kadar çok beğense de nihayetinde aslolan içi.

.

Yürümeye devam ettim. Biraz ileride eski bir okul binasının tadilatı vardı uzun süredir. Şimdi önündeki paneller kaldırılmış, çalışma tamamlanmış, bina yenilenmiş. Okul öncesi bir sergi ile açmışlar. Bu sefer isim var. “Hayatı dokumak elimizde” diyor açılış cümlesi… Okulu görmek istiyorum, içini, sergi bu eğitim mekânının sunduğu hediye bir ders gibi.

Benden başka kimse yok…

.

Ellerimizle inşa ederiz hayatı. Ve malesef yine ellerimizle yok ederiz pek çok kıymeti. Binlerce yıl önce ellerin dokuduğu ilmek zaman aşıp bize kadar ulaşmayı başardı ise bugünün hayatına değer olarak bıraktığımız her ilmek gelecek binlerce yıl boyunca yaşamayı sürdürecek demektir…

İsmi Sıfır Artı olan sergi, tekstil ürünlerinin geçmişle geleceği birleştiren sürdürülebilir yolculuğunu vurgulamak için düşünülmüş.

“Her ilmek, her parça, doğaya saygılı üretimin, yeniden kullanımın ve atıksız yaşam kültürünün hafıza kaydını tutuyor. Sergi yalnızca sanat üretmiyor aynı zamanda, doğayla uyumlu yaşamı nasıl yeniden dokuyup onu daha sürdürülebilir kılacağımıza işaret ediyor.

Çünkü gerçek güzellik, bize sunulan nimetin mütevazi cömertliğine karşı, sorumluluk bilinci içerisinde onu, kirletmeden, dönüştürerek ve yaşaratak var olmaktır.”

.

Her insan kendi elleriyle dokur hayatını.

Tüketici değil de üretici olduğunuzda ancak anlayabilirsiniz yapılan işin inceliğini, değerini. Evde basit bir sofra kurmak bile bir incelik ister. Ardında sayısız emek gizlidir. Fazla geldiği için çöpe atılan bir yemek, onlarca emeği de çöpe atar yemekle birlikte.

Yine de yaşam, sıfır atık prensibiyle işler. Çöpe atılmış olan –uygun sunulduysa– bir başkasının gıdasına dönüşür. Uygun sunmak, onu bir başkasının tüketeceğini bilmektir. Sizin yemediğinizi bir başka canlının yiyeceğini, kullanmadığınız bir eşyanın başka birisinin işine yaracağını düşünmektir.

Bunu fark edemediğinde, insan kendi yarattığı dönüşemeyen atıkların içerisinde boğulur yavaşça, hastalanır, mutsuzlaşır.

Doğanın içerisindeyse bu tür bir birikim mutsuzluğu göremezsiniz. Biriken, bir süre sonra, mutlaka çözülecektir.

Her şeyin birleşerek beden bulup bir süre sonra çözünerek aslına geri dönmesi gibi...

.

Serginin merkezinde, ipliklerden yapılmış zarif bir perdeyle kapatılmış orta alanda, bir halı yer almıştı. Halıyı görünce şaşırdığımı itiraf etmeliyim. Kısa bir zaman önce araştırıp üzerine düşündüğüm ve yazdığım bir halı yeniden canlanmıştı; Pazırık Halısı.

Türk Gördes düğümü olarak tanımlanan düğüme benzeyen dokumasıyla, bilinen en eski halı, geçmiş bir kültürün sembollerini taşıyor. Ata binen savaşçılar, kalbinde kızıl elma motifiyle, beslenen alageyik, bir başka hayatın içeriğini bugüne taşıyor.

Bu halı ise, esinlendiği kaynaktan farklı olarak iplikle ve düğümle dokunmamış, atık kumaş parçalarının birleşimiyle bütünleşmiş, yenilenmişti.

Bugün modern yaşamın içerisinde ne alageyik ne de ata binen savaşçılar var. Hepsi başka bir şeye dönüştü.

Dönüşemeyen ise birleştiği gibi ayrıştı, kaynağına geri döndü. Gözde yok oldu.

.

Yok olmak…

Var olan bir değerin yok olması mümkün müdür?

Yaşam sürdürülebilirdir. Hiç bir şey değerlendirilmeden kalamaz. Bilimin enerji kanunlarında açıkladığı gibi, enerjiyi yok etmeniz mümkün değildir, o, dönüşüp değişerek yolculuğuna devam eder.

Var olmak…

Yaratım demektir. Var olan her şey yaratılmıştır. Bildiğimiz türde bir yaratım, mevcut olandan yeni bir şey ortaya çıkarmaktır. Bu bir üretimdir. Canlılar üreyerek çoğalır ve neslini devam ettirir. Cansız madde üretim ile kullanıma katılır. Her üretim nihayetinde bir tüketim içindir.

Kâinat hem kapalı hem de açık bir sistemdir.

Açık sistem, içinde tüm yer alanların birbiriyle alışveriş yapmasına imkân verir. Bu, sistemin göreceli dengesini koruyarak devamlılığı, dönüşümü ve gelişimi sağlar. Kapalı sistem, her birimin kendi içerisinde var olmasına imkân verir. Her birim kendi bütünlüğünü ve dengesini kapalı sistem ile korur. Açık ve kapalı sistemler birlikte çalışırlar, biri diğerini kontrol eder ve dengeler, göreceli baskın olan açık olandır. Ne bir şey eklenebilir ne bir şey çıkarılabilir mevcut varoluş sistemine.

Her şey olduğu gibi yerli yerindedir.

.

Yaratım ve üretim hem gerekli hem de memnun edici olsa da, insan için problem üretilmiş olduğu halde tüketilemeyen ile başlar.

Üretim o kadar fazladır ki, tüketmenin mümkün olmadığı noktada birikime yol açar. Günümüzde ‘tüketim çılgınlığı’ denilen şey aslında bir tüketim değildir. Sadece mevcut olanın el değiştirmesidir. Kapalıçarşı mağazasındaki kıyafetler gibi, bir dükkandan diğerine kendini kullanacak birini arayarak el değiştirir. Alınan çoğu şey ise tüketilmez, tüketilemez. Albenili ambalajlar, tek seferlik ihtiyaçlar, ihtiyaç bile olmadan alınanlar… birikir.

İnsan sıkılır. Hep bir sonrakini arayan açgözlü benliği doğal olan dengeye karşı gelir. Akıntıya karşı yüzmek gibi zorlaşır yaşam doğal denge bozulduğunda...

.

Sergiden çıkıp yürümeye devam ettim. Yolun bu özel alandan çıkıp ana yolla birleştiği yerde bir başka sergi alanı vardı. Görevli beni içeri davet etti… bambaşka bir bakış açısı için...

Taş-Metal-Kağıt olarak isimlendirilen bu sergi için sanatçı “bir oyun alanı” demiş. Taşın anıtsal gücü, kağıdın hafızaya dokuyan kadimliği ve metalin keskinliği ile birlikte doğa, insan ve şehiri anlatmış. Bu sefer dönüşüm, insanın kendi elleriyle kurduğu dünyasının yok olmasıyla birlikte, doğanın, doğal olanın, nasıl yeniden hâkimiyet kurduğunu anlatıyor.

Terk edilen bir binayı kolayca kuşatan bitkiler ve ağaçlar gibi, boş sokaklara inen yabani hayat gibi, insan elini çektiğinde, her şey kendi doğal akışına geri dönüyor…

Bir oyun alanı olan, insanın kendi elleriyle kurduğu dünya yaşamı. Gerçek olan, yaşam, yaşamın kuralları...

.

.

Yaratmak, gerçekten boş olan yoktan var etmek olduğunda, Bedî, örneğe ihtiyacı olmadan hammaddesiz yaratanın sahip olduğu isimdir. Eşsiz benzersiz olan, kendisinin ve yarattığının başka bir örneği bulunmayan, her şeyin kaynağı, var ettiğini bir daha var etmeyendir. Hayranlık uyandıracak şekilde güzel ve güzellik yararandır. Tüm kâinat bizâtihi güzel olanın güzelliğini yansıtan bir aynadır…

Gökleri var arzı yaratan Bedî olandır. Mânâyı ve maddeyi yaratan.

Yaratmak, dönüştürmek olduğunda, bir diğer yaratım ismi açığa çıkar, Hâlik, takdir eden. Takdir, bir şeye mahiyet ve nitelik verip, var oluş zamanını ve mekânını belirlemektir. Takdir, güzel bulmak, övmek, kıymet vermektir. Bu isimle her şey tasarlanır, ölçülüp biçilir ve her şeye bir şekil, düzen ve kimlik verilir. Bütün varlıklar bir kıymet ve değer sahibidir, yaratanın gözünde güzeldir.

Göklerden ve yerden halk olur her şey. Mânânın görünmeyen sınırsız âlemi madde ile görünür kılınır ve hammade sayısız farklı maddeye dönüşür.

.

Bir mânâdan meydana gelmiş olsa da, içinde sınırsızlığı taşıyan insan, maddeye dönüşüp sınırlanmıştır.

Baktığında semâların ve arzın sınırlarını görür insan, gök ve yer, düşünceleri, duyguları ve bedeni kapsadıkları kadarını sunarlar. Ne kadar ilerlerse ilerlesin hep bir sınır görür ufukta, ince bir çizgi ile kendini belli eden, unutmamasını söyleyen.

İnsanın bilgisi bildiğiyle sınırlıdır. Bildiğinin âlimi bilmediğinin cahilidir insan.

Bilim henüz yoktan var edilişe ulaşamadı. Bu konuda cahiliz.

Âlim olma yolunda ilerlediğimiz bilgi ile, enerji ya da mânâ olarak tanımladığımız her şey, maddeye dönüşmeden önceki mânâ hâlini anlatır. Varlık bu görünmeyen hâl ile var oluşa başlar ve bu anlamda bizler, gerçekten boş olan yokluğu, enerjiden önce ne olduğunu bilemeyiz. Görünmeyene yok dediğimiz zaman bile, sadece göremediğimizi ifade etmiş oluruz.

.

Sürdürülebilirlik yaşamın bir kuralı.

İnsanın anlaması gereken temel bir kural.

İnsan her ürettiğinin, görmese bile, var olmaya devam edeceğini hatırlamalı.

Sadece maddesel olarak değil, görülmeyen mânâda üretilen her düşünce, her duygu tam anlamıyla tüketilmediğinde ve dönüşemediğinde bir süre sonra düzenin işlemesi için kendini dönüştürmek isteyecektir.

Olumsuz düşünce ve duyguların maddeleşmesi ile ortaya çıkan zihinsel problemler, bedensel hastalıklar, aşırılıklar, bağlılıklar, bağımlılıklar, hepsi dengenin bozulduğunu anlatmak için gelmiştir ve düzeni bozulmuş olan yerde dengeyi ararlar. Sağlıklı olmak dengeli olmak demektir.

.

.

Binlerce yıl önce atılan bir ilmek, dokunan bir halı… tamamlandığı zaman bir mekânı süsleyip güzelleştirmiş, koruyup ısıtmış, yaşamın parçası olmuştu… bugün dönüştü, bir müzede sanat eseri oldu.

Kendisine benzer olan onlarcası eskidi, tekrar ilmeklerine ayrıldı ve toprağa karıştı.

Doğanın ve doğal olanın bir parçası olan insan da aynı kurallara tabii.

Yaşam, insanın kendini ve hayatını her gün, her an yenileyip dönüştürmesini bekler.

Yenilenmeyen her şey bir süre sonra kendisine tutunanı mutsuz ve hasta ederek, eskimeye, birikmeye, çürümeye mahkûm… Bırakmak, dönüşmesine izin vermek, yaşamın bir kuralı.

Eskiye ait duyguları, düşünceleri, anıları, eşyaları, eskiye ait benliği , tüm ağırlıkları bırakıp yola yalın ve yüksüz devam etmek yaşamı kolaylaştırır. Beden dahi bir gün bırakılacak olandır.

Yola devam edecek olan dönüşmüş olandır…

.

.

Bu noktadan sonra daha ileri gitmedim. Geldiğim yoldan başlangıç noktama döndüm. Spiral merdivende bir basamak daha yukarı çıkmak gibi, her şey aynıydı ama her şey farklı gözüktü.

Aradan geçen saatler içinde sokaklar bambaşka bir enerji ile yenilenmiş. Dükkanların içinde müşteriler, sohbet edenler, alışveriş yapanlar, gezdikleri bir durağı tamamlayıp rehberleri ile birlikte diğerine geçen gruplar…

Aynı gibi gözükenin bile aynı kalması mümkün değil diyordu yaşam.

.

Hayatta olmak ve bir yaşam sahibi olmak ne ifade ediyor?

Sadece yaşamak ancak, farkındalıkla yaşamak.

Güzel bir yaşama sahip olmak.

Çünkü gerçek güzellik, bize sunulan nimetin mütevazi cömertliğine karşı sorumluluk bilinci içerisinde onu, kirletmeden, dönüştürerek ve yaşaratak var olmaktır…” demişti sergiyi düzenleyen akıl.

İnsan… kendi seması ve arzı ile birlikte, aklını ve gönlünü, bedenini ve ruhunu bir ederek yaşamını yaratıp var edecek, her var ettiğini kirletmeden koruyacak, dönüştürecek, kendini geliştirecek, sahip olduğu tüm nimetlerini, becerilerini kullanarak hakkıyla yaşayacak olana verilen isimdir.

Çünkü gerçek güzellik, her ne kadar dışarıda zevk edilse bile aslında içeriden yansıyandır. Bütün varlıklar bir kıymet ve değer sahibidir, yaratanın gözünde güzeldir ve tüm kâinat bizâtihi güzel olanın güzelliğini yansıtan bir aynadır…

.

.

.

Leave a comment