Niyetin ne?

Bugün yine seramik atölyesindeydim… Çalışma sonrası sohbet ederken atölyenin kapısından içeri elinde çoraplar tutan bir kadın girdi, çorap almamız için ısrar etti… Bizse kesilen sohbete devam edebilmek için, beklenmedik bu misafir karşısında duyduğumuz bir anlık şaşkınlığın ardından, teşekkür ettik ve istemediğimizi belirttik… Kadın biraz daha ısrar etti, sonra ayrıldı…

Yaz” dedim, “çorap satmak için pek de uygun değil.” Gerçekten de ayağımda sandaletlerle dolaştığım bir günde çorap alma niyetim yoktu…

Sonra çarşıda kadını bir iki yerde daha gördüm, çorap satmak için girdiği yerlerde kimse almak istemiyor ama, biraz para verip sözsüz bir şekilde gitmesini istiyorlardı…

Nedense eve döndüğümde olay tekrar aklıma geldi, kendime “Kadın belki de çorap satmak istemiyor” dedim…

Kadın, çorap satılırsa da itirazı olmayacak şekilde, satılmadığında verilen paraları rahatlıkla alıyordu. Her iki durum da kazanç getirse de, sadece para almak daha kazançlıydı. Belki de rastgele seçilen bir ürün yeterliydi. Belki de zaten satılmasa daha da iyi olacak bir ürün gerekliydi…

Bizler, karşımızdaki insanların asıl niyetlerini bilmeden bize sunulana, bize söylenene göre şekillendiriyoruz ilişkilerimizi, seçimlerimizi, yaşamlarımızı.

Bizler, kendi yüzeysel niyetlerimizin perde arkasında yer alan derin niyetlerimizin bazen kendimiz bile farkında olmadan yaşıyoruz…

Satıcı kadın gerçek niyetinin farkında mıydı? Niyeti kendi düşüncesi miydi, yoksa birisinin önerisi miydi? Kendi düşüncesi ise neden o düşünceye sahipti? Birisi önerdiyse neden bir başkasının teklifini kendi hayatına almıştı?..

Bu kadar basit bir olay, bu kadar bağlantılı bir zincirin sonucuysa, bizler yaşamlarımız nasıl yaşıyorduk?

Kendimize bu soruları soruyor muyduk?..

Aklıma, çok uzun zaman önce yazdığım bir yazı geldi… “Niyetin ne?

Gerçek niyetimi, niyetlerimi bilmiyorsam eğer, gerçek bir yaşama sahip olmam mümkün mü?

.

Şimdi yazıda kullandığım “zihin” kelimesine daha farklı bakıyorum. Gerçek niyetlerin, kurgulanmış zihnin yarattığı yüzeysel niyetlerin altında gizlendiğini düşünüyorum…

Dış dünyanın etkisi altında kalmadan, insanın kendini keşfederken ortaya koyacağı içten doğan niyetler kendisini gerçekten tanımasına yardım ediyor.

Kontrol zihinde değil de akılda olduğunda, beden ruh ile bütünleştiğinde, kalp ile arzulandığında ortaya çıkan niyetler…

Yine de yazıda benim için değişmeyen bir şey var… Merkezde “ben” varım.

Yaşam, merkezden yayılan dalgalar gibi niyetlerle şekilleniyor. Boş oda, sonsuz potansiyele sahip. Sonsuz forma bürünerek kendini var ediyor.

Gerçekten boş olabilmesi ve saf niyeti ortaya çıkarabilmesi için, tüm yüklenenlerden arınıp temizlenmesi gerekli.

İnsan o zaman, yeni taşındığı bir evin içindeymiş gibi, huzurla ve sevgiyle bakabilir boşluğa… var edeceklerini hayal ederek… yaşama.

.
.
.

“Bir odadayım… Boş bir oda. Niye burdayım?…

Odanın içinde benden yanıt bekleyen bir soru var: “Niyetin ne?

Bu da ne demek şimdi!!!

Hemen yanıt verebilirim, “Valla, kötü bir niyetim yok!“, söylerken bile güldüm, eh otomatiğe bağlayınca bu soruya karşılık ilk aklıma gelen yanıt bu. Aslında kötü bir niyetim var mı yok mu pek bilmiyorum, kime göre…

Bunu düşünürken bir korna sesiyle kendime geldim; trafikte bekliyorum, akşam karanlığında yoğun bir trafiğe takılmış eve dönmeye çalışıyordum. Peki, oda nerdeydi? Soruyu kim sormuştu?

Oda zihnimde bir süre önce yarattığım bir mekan, trafik sıkışınca farkına bile varmadan oraya çekilmiştim. İlk yarattığımda boş olsun demiştim o yüzden boş bir oda diye yazıyorum… sonra yere oturmaya karar verdim, biraz zen tarzı… önümde kocaman bir pencere olsun dedim, feng shui severim ya akışkan bir su istedim ama arkamda bir yerde, oturunca görmüyorum sadece sesini duyuyorum… bir köşede de taşlar, taşları da hep sevdim… önümdeki kocaman pencere ilk düşündüğümde yemyeşil bir bahçeye bakıyordu, arkasında orman… bugün su görmek istedim o yüzden manzaram okyanusa bakıyor, hava biraz soğumuş önümdeki kumsala vuran dalgaların köpüklerini seyrediyorum… odanın kendi etrafında dönebilmesini istiyorum, biliyorum ki her hareketinde göreceğim manzara değişecek, yarın sonsuz gözüken zirvesiyle bir dağı seyretmek isteyebilirim…

Ne yapıyorum burada? Burası “merkez” benim kontrol merkezim, içeri girdiğimde her şey nasıl olmasını istiyorsam öyle, bilincime çekildiğim, farkındalığımın toparlandığı ve kendimle bütünleştiğim bir mekan.

Kendinizi bir anlığına bedeninizden ayırın ve sizi bu “merkez”e götürdüğümü düşünün, diyorum ki “Burada olduğunda ne istersen yapabilirsin.” Tabii çocuksu bir şaşkınlıkla “Gerçekten mi??” diye sorduğunuzu duyuyorum -kabul, bazıları “Hadi ordan!” da demiş olabilir!-… Bedeniniz sadece kullandığınız bir piyon ve salt beden olmadığınızda, zihninizin yaratım odasına girdiğinizde potansiyeliniz bir anda değişiyor.

Ben kontrol edebiliyorum” cümlesi bulunduğunuz bu odada hiç de hayal değil, çünkü zaten siz kontrol ediyorsunuz. Sadece dışına çıktığınızda bunu unuttunuz. Korkuyor musunuz? Neden korktuğunuzu sorun kendinize… Keyifli misiniz? Neden? Zihninizde beliren her cümlenin bir nedeni var, bunu sorun “Neden?“… İstemiyorsanız o düşünceyi göndermenin vakti gelmiştir. İçeriye gelin ve tüm kontrolün sizin elinizde olduğunuz hissedin, kim olmak isterdiniz?

Tabii ki bir şeyler yapmak başlamak için daha kolay olabilir, hah elini kolunu hareket ettirebiliyorum, yürüyor da, bakalım şu yükseklikten atlayabilecek mi?.. Eğer, düştünüzse sebebi siz daha o yüksekten atlayabilecek kişi olmadığınız için. Alışkanlığınızı tersine çevirin, önce yapmaktan vazgeçin, önce “ol”un… Kim olmak istiyorsunuz? Odanız bunu düşünmeniz için yaratılmış olan bir mekan, burada istediğiniz kadar vakit geçirebilirsiniz. Burası sizin.

Ben kim olduğumu bulduğumda dudaklarımın arasından bir niyet dökülür sözcüklerle… Bu niyet varlığımı gerçekleştirecek olan eylemlerin döngüsünü başlatır. Her bir “ol”ma durumu bir başka niyeti, bir başka eylemi tetikler… Bazen ağzımızdan çıkıverir ya “Niyetim bu değildi!” O zaman…

Senin niyetin ne?..

.

Alıntı: 05/11/2009, Niyetin ne?, Yaşam Gördüğünün Ötesinde

Leave a comment