‘Ben’

Gece derin uykudan uyanmak insan için istenmeyen bir durumdur.

Sessizliğin ve karanlığın içinde uyanık tek kişi olmak.

Saat sabaha ne kadar kaldığını işaret eder, ya tekrar uyuma ya da kendini uyanık tutma çabası bekler.

Her ikisi de isteksizdir, yorgun ve dinlenmemiş bir beden için.

Uyanmanın bir vakti vardır.

Zinde, canlı, hevesli bir şekilde yaşama katılmanın bir vakti vardır.

.

.

Çarşıda yeni açılan bir dükkanın sahibiyle sohbet ediyordum. Dükkana birkaç kez uğramıştım, ayak üstü, tadilattan, yeni tasarımlarından söz etmiştik. Şimdi ise, daha uzun bir sohbetin içindeydik.

Konuşmanın bir yerinde, “Siz de” dedi, “birkaç yıl oldu sanırım buraya geleli?

Soru ile birlikte karşımdaki kişinin konuştuğunun aslında ‘ben‘ olmadığını anladım.

Ben‘ zannettiği, biraz ileride dükkanı olan diğer bir kişiydi. Sohbet aslında ‘ben‘im üzerimden onunla yapılıyordu. Belki öncekiler de aynı şekilde yapılmıştı. Öyle olmasaydı içerikleri farklı olur muydu bilemeyeceğim, çok da önemi yok. Öyle olmasaydı ve yanıt veren ‘ben‘ olmasaydım, zaten başka bir sohbet olacaktı.

Karşımdakini hafif utandıran beni de düşündüren bu durum sadece bu sohbete mi özeldi?

Bizler çoğu zaman karşımızdaki kimlikler ile yapmıyor muyuz sohbetimizi?

En yakın arkadaşımız bile olsa, görünen ile konuşuyor, ardındaki görünmeyen kişiye belki de hiç ulaşamıyoruz.

Belki dıştaki görünen kimlik, kendi içindeki görünmeyeni kendisi bile fark etmeden, yaşıyor.

Zihnin perdesi kimi zaman kaldırılamayacak kadar ağır.

.

.

Bu sohbeti bir iş mekânında alış-veriş anında yapmıştım. Karşımdaki arkadaşım değildi. İlişki belirli bir beklenti üzerine kuruluydu. Dükkan sahibi hizmet veren, ben hizmet alandım.

İlişkinin rollerinin değiştiği, benim hizmet verdiğim, kendi çalıştığım yerleri düşündüm. Acaba ‘ben’i hiç görmüşler miydi?

‘Ben’i görmeyen ama hizmetimi bekleyen mekânlarda mı geçmişti hayatım?

.

Sorunun şimdi bir önemi yok gibi, ben de hizmetin karşılığında ücret almıştım, alış-veriş karşılıklı tamamlanmıştı.

Yaşam ise, bugün bu soruyu karşıma getirdi… düşündüm

Ben‘ karşımdaki için ne anlam ifade ediyordum?

Soru aslında karşımdaki kişiye yönelmiyor… Soru bana, kendime yönelik.

Ben‘ kendim için ne anlam ifade ediyorum?

.

Bakımını yaptığım, içinde yaşadığım evin ‘ben‘i görmesi mümkün değil.

Evde bakımını yaptığım bitkilerin ve hayvanların ‘ben‘i görmesi mümkün değil.

Karşılıklı ilişkimiz bir cins yarar üzerine kurulu, ev benim için bir yaşam ortamı sunuyor, bitkiler ve hayvanlar yaşam ortamımı canlı kılıyor, ‘ben‘ onlar için bir bakıcı, sevgi de dahil besleyici öge oluyorum.

Hiç birimizin bu ilişkiden şikâyeti yok.

Ancak, denge bozulur, ev, bitkiler ve hayvanlar beklediğimden daha talepkâr ve yorucu olursa, şikâyet edebilirim. Beklediklerini veremezsem onlar da benden hoşnutsuz olabilirler.

Peki, ya hayatımdaki insanlar?

Ev, bitkiler ve hayvanların ötesinde insanlar ‘ben‘i görebiliyor mu?

.

.

Zihin perdesi kimi zaman kaldırılamayacak kadar ağır.

İnsanın bütün hayatı ilişkiler üzerine kuruludur.

Kimi karşılıklı yarar ya da karşılıklı zarar olur. Kimi bir tarafa yarar sağlarken diğerine zarar verir. Kimi iki tarafa da ne yarar sağlar ne de zarar verir.

Onlarca olası kombinasyonda, bazıları ile arkadaş oluruz bazıları ile yanyana gelmemiz imkânsız olur.

Görünürde dışarısı ile ilişkiler ağında yaşamını sürdüren insan, asıl temel ilişkisini kendisi ile kendi içinde yaşar.

Kimimiz kendimizi severiz, kimimiz sevmeyiz. Kimimiz ön plana çıkmayı isterken kimimiz arkalara saklanırız. Kimimiz hep veren kimimiz hep alan taraf oluruz.

.

İçerisi nasılda dışarısı öyledir.

.

Hayatımın çoğunu ‘görünmeyen hizmetkâr‘ kimliği ile geçirdiysem, bu, benim içeriden dışarıya yansıttığım kimliğimdir.

Karşımdaki kim olursa olsun, benim verdiğimi alacaktır.

Bakıcı, sevgi de dahil, besleyici olan. Zihnimde ‘ben‘im için yarattığım kimliğim.

İşimi iyi yapmam, takdir beklememem, yorulmadan çalışmam, kimliğimi güçlendirecektir.

Oysa, bir gün gelir ve ‘ben‘ yorulurum, canım iş yapmak istemez, güler bir yüz ve tatlı bir söz duymak isterim.

Görünmeyen hizmetkâr‘ı değiştirmek ise kolaydır… Çalıştığım bir iş yerinde, “Bizlerin burada masa ve sandalyeden farkımız yok” dediğimi hatırlıyorum.

Dayanıklı, fonksiyonel, estetik… her ne sunduysam, o olmuştum… fark etmeden.

Kendimi asıl göremeyen ise benden başkası değildi.

Ben‘, ‘değerli hizmet ehli‘ olamamıştım kendime göre.

.

Kendi içinde gizlenenin yansımalarını,

Dünya aynasında seyreder insan.

.

.

Gece derin uykudan uyanmak insan için istenmeyen bir durumdur.

Sessizliğin ve karanlığın içinde uyanık tek kişi olmak.

Saat sabaha ne kadar kaldığını işaret eder, ya tekrar uyuma ya da kendini uyanık tutma çabası bekler.

Her ikisi de isteksizdir, yorgun ve dinlenmemiş bir beden için.

Uyanmanın bir vakti vardır.

Zinde, canlı, hevesli bir şekilde yaşama katılmanın bir vakti vardır.

.

İnsan ancak, iyi bir uykunun ardından uyandığında zinde, canlı ve hevesli olur.

İyi bir uyku rüyasızdır.

Oysa uyku, yaşamın tüm kazançlarını, tüm başarılarını, tüm doğrularını sunar… ve uyku, yaşamın tüm hatalarını, tüm kusurlarını, tüm yanlışlarını sunar.

Uykunun getireceği rüyalarda hepsi mevcuttur. Kimi zaman o kadar güzeldir ki rüya hiç uyanmak istemez insan, kimi zaman da kâbusa dönüşür, tekrar gözünü kapamaya korkar insan.

Rüyada, zihin, kazanç kayıp ikileminde seçimler yapmaya çalışır kendine.

Kimlikler yaratır, görünürde kazanç sağlayan bir ‘hizmetkâr‘ yapar insanı, diğer bir rüyada kazanç ‘değerli‘ olmaktan gelir. Birini seçerken diğerinden kaçar zihin.

Öyle bir ağın içerisine düşer ki insan, birini seçip diğerininden kaçarken, bir yandan seçmek istemediği şeye takılır, fark etmeden, kazançlıyım derken kaybeden olur, bir ân gelir en mutlu, zengin, başarılı, güzel olur, bir ân gelir en mutsuz, fakir, başarısız, çirkin olur.

Zihnin ikilem âlemi hiç rahat bırakmaz insanı, karşılaştırmaları, seçimleri, seçmedikleri, arzuları, istedikleri ve istemedikleri ile…

.

Zihin hiç bir zaman özgürleşemez kendi ördüğü ağın içinde…

.

Halbuki, ağın yatay genişleyen âleminden yükselip bakabilse insan, kolayca görecektir, bir rüya bittiğinde bir diğeri başlar, durmaksızın akan bir nehir gibi.

İyi bir uyku rüyasızdır.

Bir üst âlemde bütün seçimleri ve sonuçları gördüğünde, insan için, seçim yapmanın anlamı da değişir.

Buradayken, yürünecek tek bir doğru yol vardır.

Başlangıcın son ile, arayışının sonuç ile buluştuğu, insanın kendi yolu.

.

.

‘Ben’ kendim için ne anlam ifade ediyorum?

Görünen maddenin arkasındaki mânâ kim?

Yolumu bulabilmek için kendime sorduğum soru.

Zihnimin yarattığı kimliklerin ötesinde, kim olduğumu görebilmek için sorulan bir soru.

Sorunun yanıtı, dünya aynasında, ‘ben’im yaşamım.

Hareketsiz sükûnet noktasından doğan bütün hareketi içeren ‘ben‘.

Her ne yaparsam, dünya aynasındaki bir diğeri için değil, kendi içimdeki var olan ‘ben‘ için yaptığım bir yaşam…

Mümkün.

.

Bir olanı ikincide yansıtan bir dünya, ayna…

Aynayı fark ettiğimde,

İçimdeki üçüncü bir göz ile,

Kendimi aynasız görebildiğimde,

Tüm ikilemlerin bittiği noktada,

Var olan bir tek ‘ben’ olarak, yaşamak…

Mümkün.

.

.

.

Leave a comment