Ben bir robot değilim.

“I am not a robot”…

İnternette bu ifadeye sıkça rastlamışsınızdır… Güvenlik açısından deklare etmeniz gereken bir durumu işaret eden bu cümle sonrasında, sistem giriş yapmanıza izin vermek için size geçmeniz gereken birkaç adım sunar; benzer resimleri seçer ya da bazı rakam ve harfleri tekrar benzer şekilde yazarsınız. Robot olmadığınızı göstermek çok da zor olmaz sanal âlemde…

Peki ya gerçek âlemde? Bu kadar kolay mıdır, robot değil de insan olduğunuzu ispatlamak.

.

Nedir bir robottan beklenenler?

Öncelikle hizmet etmesi. Sorgusuz sualsiz ne için programlandıysa onu yerine getirmesi.

Yapmak istemediğiniz, üşendiğiniz, tehlikeli bulduğunuz, becerilerinizin yetmediği her alanda sizin yerinize işe gören birinin -bir şeyin- olması kulağa hoş geliyor.

Yorulmadan, dinlenmeden, şikâyet veya itiraz etmeden.

Bir efendi ve hizmetkâr ilişkisi.

Nedir bizi hayran bırakan?

İnsana ait gözüken bütün görevleri onun gibi, hatta ondan daha iyi yapan bir mevcudiyetin olması.

Nedir bizi korkutan?

Bir gün gelip de bu mevcudiyetin insanın yerine geçmesi.

.

Ben bir robot değilim.

Bunu geçen gün sanal âlemde ispat etmem gerekti.

Gerçek âlemde bu kadar kolay ispat edebiliyor muyum emin değilim…

.

Birlikte yaşamak, birlikte var olmak, iç içe geçmek paylaşmak demek.

Yaşam için gerekenleri yerine getirirken, görev dağılımı yapmak, çalışmak, üretmek, yardım etmek, hizmet etmek ve hizmet almak demek.

Her gün yemek için ihtiyacınız olanı alırsınız. Bu hizmetin karşılığı para olarak ödenir. Bakkalınız, marketiniz, fırınınız, manavınız, kasabınız ve tüm diğerleri sizin yaşam için ihtiyacınız olan besini size getirirler.

Giyinme ve barınma ihtiyacınız da aynı zincir içinde karşılanır.

Toplum içerisinde herkes kendine bir meslek seçer, hizmet verir ve toplum içerisinde herkes hizmet alarak ihtiyaçlarını giderir.

İhtiyaç temel ya da lüks olabilir, fark etmez, sistem aynı şekilde ilişkisini sürdürür.

Bu, iyi ve doğru kurulmuş bir yaşam modelidir. Tıpkı bedeninizdeki hücrelerin birbirleriyle alış veriş yapması gibi, organların ve uzuvların belirli görevleri yerine getirmesi gibi, toplum da bir bütün halinde birlikte iş görür, hayatta kalır ve yaşamını sürdürür.

.

Her şey bu kadar iyi ve doğru ise, sistem mükemmel işliyor olmalı…

Biliyoruz ki, işlemiyor.

Bedenimizdeki sistem bozulduğunda hastalanıyoruz, toplumdaki sistem bozulduğunda yaşamlarımız zorlaşıyor, sürdürülmesi imkânsız hale gelebiliyor.

‘Neden’ diye sorarsak, yanıtın sistemin kendisinde olduğunu görmek kolay.

Sistem canlı.

Canlı olmak, devamlılık için değişim, gelişim göstermek demek. Ancak bu iki yönde de olabilir; olumluya ya da olumsuza doğru.

Beden ve bedeni oluşturan hücreler birer makine parçası değiller, her biri ilgi ve ihtimam gösterilmesi gereken birer yaşam ünitesi. Toplumu oluşturan bireyler robot değiller, her biri kendi âlemleri içerisinde anlaşılması, sevgi ve saygı duyulması gereken birer varlık noktası.

.

Ben bir robot değilim.

İnsan…

Duygu ve düşüncelere sahip olan.

Duygu ve düşünceleri ile yaşamı olumlu ya da olumsuz etkileyebilen.

İnsan…

Yaratıcı ve üretici olan.

Yarattıkları ve ürettikleri ile yaşamı var ya da yok edebilen.

İnsan…

Sorumluluk sahibi olan.

Var oluş bilincinin açığa çıktığı nokta.

Var olmanın anlamını, kendi var oluşunu, kendi varlığını idrak edip değer verebilecek olan.

.

.

Ben bir robot değilim.

Yorulabilirim. Öfkelenebilir, üzülebilirim.

İtaati reddedip kendi fikirlerimi hayata geçirmek isteyebilirim.

Kendimi ve yaşamı keşfetmek, keşfederken öğrenmek, öğrendikçe gelişmek…

Bütün bunlar ve daha niceleri…

İnsana ait… Bana ait.

.

İnsan, sadece görünen bu beden değil.

Bu yüzden yaşamda her an tekrar ve tekrar ispat etmesi gerekir:

Ben bir robot değilim.

İspat her ne kadar dışarıya karşı gözükse de, bu sadece bir yanıdır.

Asıl ispat içeriyedir, kendisi bunu idrak edene kadar.

Ben bir robot değilim!

.

.

Sümer yaratılış destanı tanrıların insanı yaratmasını anlatır.

Kendilerine ait olan bazı görevleri artık yapmak istemeyen tanrılar, kendileri yerine iş görecek, kendilerine benzer bir varlık yaratmak isterler: insanı.

İnsan ölümsüzlüğe sahip olmayan bir tanrı gibidir.

Ancak, tanrıların yaptıkları ile övünerek dikkatlerinin dağıldığı anda, tanrıya benzeyen insan kusur sahibi olur.

Ölümlü ve kusurlu olmak, tanrı gibi olan insanı, tanrılardan ayırır.

Ve bunu bilen insan, yaşamı boyunca arar, ölümsüzlüğü ve kusursuzluğu…

.

.

Halbuki, yaşam kusurlar ve hatalar üzerine gelişir.

Ne mükemmellikte ne de kusursuzlukta gelişim payı yoktur.

İnsanın yaşam yolcuğu yaptığı hatalar, öğrendikleri ve kendini geliştirmesi ile ilerler.

İçinde var olduğu doğaya benzer bu gelişim. Doğanın gelişim seçimleri mükemmel ve kusursuzluk üzerine değildir. Denge üzerinedir.

Doğada güzelin yanında çirkini, vahşinin yanında uysalı bulursunuz. Herkesin her anlamda birbirini beslediği bu düzende var olmak ve yok olmak bir dengede sistemin sürdürülmesini sağlar.

Öyle bir dengedir ki bu, bazen kusur dediğiniz yaşama bağlandığınız nokta olur.

Öyle bir dengedir ki bu, hata yapmanız büyümenize yardım eder.

.

.

İnsan…

Canlı olan.

İnsan…

Kusurlu olan.

İnsan…

Hata yapan.

Yorulduğunda dinlenen, üzüldüğünde ağlayan, öfkelendiğinde bağıran, korktuğunda kaçan, neşelendiğinde gülen…

Seven, yardım eden, koruyan, imrenen, özenen, kıskanan, nefret eden…

Yaşayan ve yaşatan, öldüren ve ölen…

Hepsi kusurudur belki insanın ve aynı zamanda canlı olmanın güzelliğini verendir insana.

Ölümsüzlük ve kusursuzluk tanrılara ait olarak kalmış olsa da, insan tanrıların aklına ve kalbine sahiptir.

Fark edebildiğinde, insan tanrı gibidir, yaşamı aklı ve kalbiyle var eden.

Destanları yazan, tanrıları var eden.

Ve izin verdiğinde, kendine, bir tanrı gibi yaşayacak olan.

İnsan…

.

.

.

Leave a comment