Temizlik

Geçtiğimiz günlerde, 8 Mayıs, Sir David Attenborough’un doğum günüydü. 1926 yılında İngiltere’de dünyaya gelen Sir David 99. yaşını kutladı. Bir asıra şahit olma şansı veren bu yaş hepimiz için etkileyici ancak, Sir David açısından, bu yaşın sayı olarak etkili olmasının ötesinde asıl hayranlık uyandıran yanı bugüne kadar geçen hayatının seyranı.

Onu çoğunuz belgesellerden hatırlayacaksınız, doğal yaşam tarihçisi, biyolojist, yazar, sunucu ve yapımcı gibi birçok yeteneği ortaya çıkaran Sir David, yaşamın ince alma-verme dengesi içerisinde, kendisine bu imkânı veren dünyaya doğum günü hediyesi olarak yeni bir belgesel sundu; Okyanus.

Her ne kadar doğa içinde geçen bir ömür sonunda gördükleri, insanlık üzerine, karamsar bir tablo çizse de, kendisi geleceğe dair iyimser bir görüşe sahip. Okyanus, aslında dikkatimizi doğru noktaya çekmek için hazırlanmış. Üzerinde yaşadığımız kıtalara ve kara parçalarına ait doğal yaşam alanlarının her geçen gün daha da kirlenmesinin nasıl önlenebileceğinin konuşulduğu günümüzde, asıl sorunun yaşam veren su alanlarında, hatta üzerinde hiç insan olmayan okyanusların derinliklerinde olduğunu anlatıyor.

Bazılarımız artık çok geç dese de, doğanın kendini dönüştürme gücünü ve hızını fark ettiğinizde hiç bir zaman geç olmadığını, bunun sadece bir karar ve sorumluluk meselesi olduğunu belirtiyor. Doğa bir yandan kendini arındırıp onarırken bir yandan da tahminimizin ötesinde bir gelişim ve değişim gösterecek diyor.

.

Bütün bu resim bireye çok büyük gözükse de, iki kelime hepimiz için geçerli: Karar ve sorumluluk.

Tıpkı insanın bu dünyaya geldiğinden daha gelişmiş bir halde ayrılmasının beklendiği gibi, bu dünya üzerinde yaşayan herkes yaşam alanını, kendine hayat vereni korumak, sakınmak ve aslında bulduğundan daha iyi bir halde bırakmakla sorumlu.

.

Aklımda bir cümle var: “Herkes kendi pisliğini temizlemekle görevli.

Cümle kulağa biraz nahoş geliyor. Hiç kimse pis olduğunu düşünmek istemez.

Özeleştiri yapmanın zor olduğu konulardan biridir temizlik.

Herkesin temizliği kendine göredir.

.

.

İnsan tek başına yaşadığında, kendi kuralları ve kendi arzuları doğrultusunda, yaşam alanını istediği gibi kullanabilir. Ancak, dünya hayatı insanı tekil değil çoğul bir yaşam içine alır. Eviniz ayrı bile olsa, komşularınızın, aynı semti, şehri, ülkeyi paylaştığınız insanların yaptıkları sizi etkiler. Evden dışarı adım attığınızda ortak yaşam alanına girersiniz.

Çoğul yaşam ev içinde de geçerlidir. Aile ya da arkadaşlar aynı yaşam alanını kullandıklarında, odaları olsa bile, evin dışında olduğundan daha çok birbirlerini etkilerler.

Bu iç içelik ve birliktelik keskin sınırlara sahip değildir. Evin duvarları vardır yine de, kapı ve pencerelerden her türlü ses, toz, kimyasal ve benzeri kolayca içeri girebilir. Doğa gibi duvarları olmayan bir yaşam alanı içinse sınırsızlık daha belirleyicidir. Herhangi bir deniz kenarında suya attığınız bir ambalaj parçası kilometrelerce sürecek bir yolculuk yaparak dünyayı dolaşabilir ve ıssız bir adaya ulaşabilir.

Peki, iyi ve güzel yaşamak için ne yapmak gerekli?

.

“Herkes kendi pisliğini temizlemekle görevli.”

Cümle sert olsa da, bireysel bir karar ve sorumluluğu işaret ediyor.

Aslında bu diğerleri için yapılacak bir şey değil… Ve aslında bu yazının konusu dünyanın temizliği de değil.

Hepimiz içten içe biliyoruz ki, dünya kendi başının çaresine bakabilecek bir yapıda. Ve bizim bakış açımızdan, dünyada hayatın sürdürülüyor olması, ondan daha çok bizim için önemli.

.

İnsanlık modern bir yaşama doğru yol alırken, ayırt ederek kategorize eden düşünce yapısı ile iyi kötü, güzel çirkin, faydalı faydasız diyerek, tüm yaşam deneyimlerini ve isteklerini sınıflandırıp kendi arzularına göre seçmiştir. Bugün modern hayat olarak gözlemlediğimiz yaşantı modelinde bazı işler beğenilmezken bazıları tercih edilir olmuştur. Temizlik bunlardan biri. Beğenilmeyen, mümkünse kaçınılan, göz ardı edilen bir iş.

Halbuki yaşamın içerisinde belki de en önemli görevlerden biri, kendine ait olanları temiz tutabilmek.

.

İnsanın yaşam alanı çok katmanlıdır. Bedenin içindekiler ve dışındakiler, görünenler ve görünmeyenler bu alanı birlikte yaratırlar. Ev ve beden görünür, duygu ve düşünceler ise görünmez. Hepsi içeride ve dışarıda etki yaratırlar. Ve hepsi her gün, her an, fark etsek de etmesek de kirlenirler, temizlenmeye, arınmaya, saf hallerini korumaya ihtiyaç duyarlar.

Kimi insan evinin kirlenmesinden rahatsız olmaz, kimi günlerce banyo yapmadan durabilir. Kimi hastalıklara, kimi de düşünce ve duygularını kirleten haberlere, dedikodulara, öfke, üzüntü, endişe ve korkulara aldırmaz.

Ama yaşam kritik noktaya sahiptir.

Kritik nokta bir kırılma anıdır. Sağlıklı iken artık hasta olursunuz. İdare ederken artık tahammül edemez olursunuz.

Yaşam sizden bir karar bekler. Bir karar ve bununla beraber alınacak bir sorumluluk.

.

.

İnsan sabırlıdır.

İnsan tahammüllüdür.

İnsan bekleyebilir.

Yine de sabır, tahammül ve bekleyiş birikim demektir.

Birikim ise işi zorlaştırır.

En iyisi her şeyi kolayken yapmaktır.

.

Evi her gün biraz temizleyip düzenlemek, her gün o güne ait çöpleri atmak, her gün biraz toz almak, dağılanı toplamak, çamaşır ve bulaşığı yıkamak kolaydır.

Bahar ya da bayram temizliği yapabilirsiniz. Bu bir kutlamadır. Değişim zamanıdır ve daha derinlere inilir. Eski ve işe yaramayan, artık kullanılmayan atılır. Elde olanlar düzenlenir. İnsana geçmişi gözden geçirme ve değerlendirme imkânı sunarken bugünün neye ihtiyacı olduğunu gösterir. Her şey davetkâr bir biçimde daha güzelleştirilir, güncelleştirilir, tazelenir.

Misafir gelen yeniliktir. Özele nüfuz edecek olan yabancıdır, misafir temizliği başkadır.

Bir de kimse görmese ve bilmese bile, insanın sadece kendisinin bileceği bir temizlik vardır. Mahrem olan. Ferahlatan. İnsanın kendi tuvaletini temizlemesi, kendi iç çamaşırlarını yıkaması, kendi başına banyo alması gibidir. Sır olan sadece o insana aittir.

Sır, bir tek dışarıda değildir.

İnsanın iç dünyasıdır asıl sır olan, duyguları, düşünceleridir. Ve en temiz tutulması gerekenler de bunlardır. Nasıl ki bir ayna sırrı ile yansıtır bir görüntüyü, insan da kendi sırrı ile yansıtır, var eder yaşamını.

.

Bu yüzden, insan, kendine ait olanı en iyi bilen ve kirlendiğinde onu en iyi temizleyecek olandır.

Evinizi temizlemek için size yardım edenler, hastalığınızı iyileştirmek için size yardım edenler, moralinizi düzeltmek için size yardım edenler olacaktır. Ancak onlar size ait pisliği atacağınız birer çöp kutusu değildir. Sadece, size uzanan birer yardım elidir ve kıymetleri bilinmelidir. Onlara teşekkür edin.

Onlar her zaman var olsa da, sizin sır âleminizi bilemezler, asıl iş yine kişinin kendisine aittir. Her gün dış dünyası gibi iç dünyasını da temizleyecek olan o tek kişidir.

.

.

Okyanus‘un galasında, Sir David’i İngiltere Kralı ile yan yana görüyoruz. Kral, kraliyetin hizmetlerinden dolayı ‘Sir‘ olarak şereflendirdiği David Attenborough’un, dünyaya verdiği bu hediyeyi onurlandırmak ve takdirlerini göstermek için yanında.

Bu birliktelik anında insan düşünmeden edemiyor, bir ülkenin kralı ya da yaşamın kralı olmak ne demek?

Ülke, size toprak, güç ve iktidar verirken, yaşam, sevgi ve dostluk sunar, keşfetmenin, birlikte yaşamanın değerini öğretir. Ülke başkanlarının el sıkışması arkalarındaki gücün temsilidir. Yaşam ile el sıkışmak ise kurulan muhteşem dostluğun…

Ülke kralının elleri yaşam karşısında arkasına gizlenmiş, yaşam kralının elleri ise saygı ile önünde kenetlenmiş.

Dünya üzerinde sağlıkla geçen 99 yıl, yaşamın dostluk hediyesidir.

.

.

Dünyaya gelen her birey aynı özün bir parçasının farklı bir yüzüdür. Farklılık dünya yaşamına benzer, zenginliğinin ve göz alıcılığının kaynağıdır.

Ve farklılık aynı zamanda tamamlayıcılıktır. Her canlı bir diğerinin yaşamını destekler.

Belki de, yaşamın ince alma-verme dengesi içerisinde, en çok ihtiyacımız olan bu birliği ve birlikteliği görmektir.

Bugün şaşırtıcı bir şekilde, en büyük problemlerimizden biri olan plastik atıklarını yiyebilen mantar türleri ortaya çıkıyor. Bugün şaşırtıcı bir şekilde, bitkilerin birbirleriyle iletişim ağları olduğu keşfediliyor. Bugün şaşırtıcı bir şekilde, dünyanın kendi yaşamını sürdürebilmek, kendisini temiz tutabilmek için yarattıklarını ve yok ettiklerini görüyoruz.

Ve bugün artık bütün bunlara şaşırmadan hayranlık ile saygı duymayı öğreniyoruz.

.

İnsan olarak kendimize saygı ve sevgi duyulmasını istiyorsak, dünya ve dünya yaşamı bize bir yol gösteriyor.

Bu çoğu zaman anlaşılmaz iç içelik, bize her düşüncemizin, her duygumuzun, her hareketimizin bir etkisi olacağını anlatıyor. Bu etki sadece dışarıya yönelik değil. Çünkü aslında dışarısı yok. Dışarısı aynı anda içerisi.

Yaşamın sırrı.

Dışarısının temiz olmasını istiyorsak önce içeriyi, içimizi temizlemekle başlamalıyız.

Okyanus bize, asıl sorunun yaşam veren su alanlarında, hatta üzerinde hiç insan olmayan derinliklerde olduğunu anlatıyor.

Su, yaşamdır ve yaşamı kuran bilgidir.

Okyanus bize, suyun içimizde, üzerinde hiç insan olmayan derinliklerimizde, sır âlemimizde, kalbimizde, duygu ve düşüncelerimizde olduğunu dile getiriyor. Kirlenen suyun yarattığımız benliklerimizde olduğunu, bu suyun temizlenip arınması ve yaşam verecek saf haline dönmesi gerektiğini ifade ediyor.

Bu kararı verip, kendi yaşamımızın sorumluluğunu aldığımızda, göreceğiz ki, içerisi temizlendikçe görüşümüz değişecek, işimiz kolaylaşacak, yolumuz açılacak.

.

Bize bahşedilen dünya, bize bahşedilen ülke, bize bahşedilen şehir, bize bahşedilen ev, bize bahşedilen oda, bize bahşedilen beden…

Geldiğimizde nasıl bulduysak, giderken bulduğumuzdan daha iyi ve güzel bir halde bırakarak ayrılalım.

Yaşam zaten eskiyeni yenilemek üzere kurulmuş düzendedir. Her şeye ve herkese bir ömür biçilmiştir bu düzenin içerisinde. Onu en iyi şekilde değerlendirmek bizim kendi ellerimizde…

.

.

.

Leave a comment