Hızır ile Musa’nın yolculuğunu bilirsiniz…
Musa, yanında genç Yuşa ile birlikte yola çıkar. İki denizin buluştuğu yeri ve orada Hızır’ı bulmaktır amacı. Yolda yemek için yanlarına balık almışlardır. Dinlenmek için durdukları bir yerde balık kendini sepetten kurtarıp suya dalar ve uzaklaşır. Musa bunu görmez ancak, Yuşa görmüştür. Dinlendikten sonra yola devam ederler. Akşam olduğunda acıkmışlardır ve Musa, Yuşa’ya, “Balığı hazırlayıp yiyebiliriz artık” der. Yuşa ise dinlenmek için durduklarında balığın sepetten kurtulup suya daldığını ve bunu ona anlatmayı unuttuğunu söyler. “Bunu bana unutturan şeytandan başkası olamaz” der. Musa ise, “Aradığımız yer işte tam da orasıdır” diyerek yanıtlar ve balığın suya daldığı “iki denizin buluştuğu yer”e geri dönerler.
Vardıklarında, aradıkları kişiyi, Hızır’ı bulurlar. Musa, Hızır’ın ilminden bir ilim öğrenmek ister. Ancak Hızır, kendisiyle beraber yola çıkarsa, o izin verinceye kadar hiçbir şey sormamasını şart koşar ve “Kendi idrak ve anlayışının ötesinde olanı anlamayı nasıl ümit edebilirsin?” der. Musa bu şartı kabul eder ve yolculukları başlar…

.
Bu yolculuk, bize üç olayı anlatacaktır.
İlkinde, beraber bir gemiye binerek denize açılırlar. Fakat, denizin ortasında Hızır görünürde sebepsiz yere geminin dibinde bir delik açar. Bunu gören Musa dayanamaz ve kabul ettiği şartı unuturak, “Gemiyi batırıp bu masum insanları boğacak mısın?” diye karşı çıkar. Hızır ise, “Benim yaptıklarıma tahammül edemeyeceğini söylemiştim” diyerek uyarır. Musa özür diler ve yola devam ederler.
İkincisinde, vardıkları bir köyde yemek istemek için bir evin kapısını çalarlar. Evde yaşayanlar onlara yiyecek vermez. Buna rağmen, ayrılırken Hızır evin yıkılmış taş duvarını tamir eder. Musa yine kendine engel olamaz ve itiraz eder, “Bize yardım etmeyen bu insanlara yardım ediyorsun üstelik hiçbir ücret istemeden” der. Bu sözler üzerine Hızır, Musa’yı ikinci kez uyarır ve bir daha o izin vermeden konuşursa yollarını ayırmaları gerektiğini söyler. Musa tekrar özür diler ve kabul eder.
Üçüncüsünde, yolda oyun oynayan bir çocuk görürler ve Hızır hiçbir sorgu sual olmadan çocuğu öldürür. Musa, “Bu nasıl bir kötülük!” diye bağırır. “Tanımadığın bir çocuğu sebebsiz yere nasıl öldürürsün?” Hızır ise anlaşmalarını hatırlatır ve artık beraber yolculuklarının sonuna geldiklerini söyler. Akit bozulmuştur. “Bununla birlikte ayrılmadan önce, kendi bilgi ve görüşüne göre yargıladığın bu üç olayın iç yüzünü anlatacağım sana” der…
Gemiye el koymaları için kral askerlerini görevlendirmiştir. Hızır gemiyi batırarak kralın eline geçmesine engel olmuştur ki, daha sonra sahipleri tekrar onu geri kazanabilsin.
Yıkık duvarın altında bir hazine vardır. İki yetime ait olan bu hazineyi, onlar büyüyüp sahip çıkmaya hazır oluncaya kadar, ördüğü sağlam duvarın içinde koruma altına almıştır.
Oyun oynayan çocuk ise, ileri yaşlarda anne ve babasına zulmeden biri olacaktır. Zalim ve kibirli bu evlat yerine daha hayırlı bir evlat sahibi olmaları için çocuğu öldürmüştür.
Musa’nın sabredemeyip itiraz ettiği olayların iç yüzü onun zannettiğinden farklıdır…
.
Tıpkı bizim sabredemeyip itiraz ettiğimiz, zannımıza göre yorumlayıp yargıladığımız yaşamlarımız gibi.
.
Gemi, insanın yaşam yolculuğunda kullandığı aracı, bedenidir. Her insan kendi gemisine, yaşam boyu edindiklerini yükler ve hayat yolculuğunda sürekli yanında taşır. Gemi doldukça yük ağırlaşır.
Gemiyi isteyen kral, insanın açgözlülüğüdür. Diğerlerinde gördüklerinin kendisinin olması arzusu, doymak bilmeyen sahip olma tutkusu, güç isteğidir. Elde ettiği her gemi, kendi zannınca gücüne güç katmaktadır.
Gemiyi batırmak, bütün bu kısırdöngüye son vermek, eski benliğe ait her şeyi ortadan kaldırmak, açgözlülüklerden arınmaktır.
Musa, itirazı ile değişime hazır olmadığını gösterir. Onun anlayışına göre gemi gereklidir, elde olanı, geçmişten geleni, kazanılmış olduğunu düşündüğü şeyleri bırakmak istemez.
Hızır ise, önce gemiden yükleriyle birlikte kurtulmadan yola devam edilemeyeceğini bilir. Ve yine bilir ki, yolculuğun sonunda sahipleri gemiye yeniden kavuşacaktır.
.
Ev, kişinin yaşamıdır. Ev halkı fakir düşmüş bu köyde yaşarlar yine de yaşamlarını değiştirmek istemezler. Eskiye ve mevcut olana sıkı sıkıya tutunmuş bir halde aza kanaat getirir, dışarıdan gelene kapılarını açıp ellerindekini, zaten kendilerine zor yeteni vermezler. Aslında misafire yardım, yaşamın gönderdiğine, beklenmeden gelene, yeniye, değişime, insanın kendisine yardımıdır, bilmezler.
Yıkık duvar, mevcut yaşamın bereketsizliğini gösterir. Yaşam kendini ayakta tutamaz halde viranedir. Bir anlamda, ev halkı istese bile yardım edemez durumdadır.
Hazine, yaşam için asıl kıymetli olan değerlerdir. Bunlar toprağa gömülüdür ve dışarıdan görünmezler. İnsanın içinde, beden toprağında, sahip olduklarıdır.
Duvarın tamiri, yaşamın yeniden güç kazanması ve kendi ayakları üzerinde durabilir hale gelmesidir. Ancak o zaman hazine, yani değerler, yaşamı destekleyebilir.
Hazinenin sahibi iki yetim çocuktur, insanın duygu ve düşünceleri. Virane evde çaresiz kalmışlardır. Mirasları yaşamda sahip oldukları kendi değerleridir, ancak bu hazineye sahip olmak için onun hakkını verecek olgunlukta olmaları gereklidir. Bunu fark ettiklerinde, gerçekten büyüdüklerinde, kendi kendilerine yeteceklerini anlar ve yaşamlarını yeniden kurabilirler.
.
Çocuğu öldürmek, belki de en zoru… Hatıralarıyla birlikte tazelenmeden, aslında ölü gibi yaşayan insanı, yaşamın her gün ve her ân yeniden yapılanmasına katılmaktan alıkoyan, geçmişe ait olan içsel çocuğun fark edilip artık terk edilmesidir.
İçsel çocuk insanın bir zamanlar algılamış olduğu dünyaya göre yaşamak ister. Gerçek ise ne geçmişte ne de gelecekte değildir, o şimdiki ân’a aittir. İnsan ancak geçmişi ve geleceği arasındaki bu bağı anladıktan sonra yaşamın gerçeklerini görebilir ve kendi yaşamının sorumluluğunu alıp büyüyebilir.
Yol ayrımı, büyümektir.
Çocuk, tek başına var olamayacağını düşündüğü dünyada korku ve güvensizlik içindedir.
Çocuk, çaresizdir. Korunmaya, inanmaya ihtiyacı vardır.
Çocuk, yüklendiği inançları ile yaşamı bildiğini, doğru yaptığını zanneder.
Ve çocuk, hem büyümek hem de hep çocuk kalmak ister.
Ve çocuk, masumdur bir melek gibi ve şımarık, zalim, kibirlidir şeytan gibi.
İnsan büyüdüğünü zanneder oysa, içindeki çocuk büyümedikçe insana zulmeder.
.
.

Belki de cennette, Âdem ile Havva’ya yasak elmayı yediren şeytan değildi…
Dünya yaşamına gelen her insan, içinde eril ve dişil olanı barındırır. Burası, onun içsel cennetidir. Eril olan bu cennetin Âdem’i, dişil olan ise Havva’sıdır. Bir iken ayrılıp iki olan, tekrar birleşir ve üç olur, eril ve dişilden içsel çocuk dünyaya gelir. Bu insanın benliğidir. İçsel çocuk doğduğu anda masum ve bilgisizdir. Yaşamak için öğrenmesi, öğrenmek için yaşaması gerekir.
Öğrenmek yaşam yolculuğudur. Nasıl ki yaşam her şeyi kapsar, öğrenilecek olan da her şeye aittir. Yürünen yol bir mekik gibi iki uç arasında dolaşır, hayatın dokusunu ortaya çıkarır. Yaşamın sonsuz ve sınırsızlığı içinde insan bilmeden kendini arar, ararken fark etmeden adım adım kendi içinde kaybolur. Kaybolmak, kaybetmek acı verir insana, kaybettiği kendisidir, bu öyle bir acıdır ki isyân ettirir yaşama.
.
Belki de cennette, Âdem ile Havva’ya yasak elmayı yediren insanın içindeki isyankâr çocuktu…
Daha büyümemiş, kendini tanımayan, bilmeyen, yaşamı anlamayan, henüz kendini terbiye edip geliştirmeyen yanıydı.
.
Kim söyleyebilirdi ki bunu… Söylese bile kim inanırdı.
.
Her şeyi isteyen, her şeyin onun olduğunu düşünen, masumiyetin cehaletinde yaptıklarının getirisini fark etmeyen, iyi ve kötüyü ayırt edemeyen büyümemiş bir çocuk…
Öyle güçlü ki, arzuları her şeyi yaptırabilen, kolayca yoldan çıkarabilen…
Ve öyle güçsüz ki, korkuları, vesveseleri içinde çaresiz…
İnsanı kendi cennetinden kovduran.
.
.
İbrahim rüyayı yanlış yordu… Dış âlemde oğlunu kurban etmeye kalktı. Oysa, kurban edilecek olan iç âlemindeki geçmişe ait, kaybolmuş, terbiye edilmemiş içsel çocuktu… Kemâlat yolundaki insanın yoldan çıkarıcısı.
Taşa yazılı tabletteki kuralları takip ederek yaşamı sürdürecek olan Musa’ya Rabbi, “Beni asla göremezsin” demiştir. Rabbin tecelli ettiği dağ sağlam durursa görebilecektir ancak. Dağ yıkılır, Musa göremez, henüz yeterince sağlam ve kuvvetli değildir hakikat karşısında.
Musa büyük bir adamdır, her şeyi bildiğini düşünür. Buna rağmen içindeki çocuk henüz tam anlamıyla büyümemiş, olgunlaşmamış, rüşte ermemiştir. Aslında biraz daha vakite, hâlâ kurallara, Rabbinin yol göstermesine ve öğrenmeye ihtiyacı vardır.
“Bunu bana unutturan şeytandan başkası olamaz” demişti Yuşa. İnsanın yaşamının dönüşüm noktası tam da bu fark ediştir. Yoldan çıktığını fark edip kendine geri dönüşüdür.
Hızır, denizde yüzen balık misali yaşamın ilmini bilen ve öğretendir. Yol ayrımında insanı zanlarından arındırıp doğru yolu, yaşamı okumayı, görünen olayların ardındaki gerçekleri açığa çıkaracak, gerçek anlamda görmesini sağlayacak olandır.
.
.
Yaşama bir yandan koşarken bir yandan da yaşamdan kaçan, çocuktur.
Geçmişe aittir içsel çocuk…
Hep “hep” diyen… Hep böyle olsun, hep böyle kalsın, hep benim olsun her şey…
Yaşamın değişimini reddeden, yavaşça anne ve babasını, kendi duygu ve düşüncelerini, aklının ve kalbinin gösterdiklerini, ruhunu ve dünyasını yok eden.
Hiç sorumluluk almak istemeyen.
Kıskanan, sahiplenen, böbürlenen.
Yaşamı anlamak istemeyen, laf dinlemeyen, insanın içindeki büyümemiş çocuktur.
.
Yaşama bir yandan koşarken bir yandan da yaşamdan kaçan, çocuktur.
Gelecektir dışsal çocuk…
Yarını inşa eden, merak ile büyüyen.
Büyüdükçe kendini, yaşamı tanıyan, anlayan.
Safiyeti, masumiyeti, iyiliği, güzelliği, neşeyi, coşkuyu, sevgiyi içinde taşıyan.
Yaşam olan, yaşam verecek olan, insanın içindeki büyüyüp gelişen çocuktur.
.
Bu yaşam, ilk bakışta görülmese de, hakim olan bir denge üzerine kurulur.
Çocuk olmadan yaşam olmaz, hayat devam edemez. Çocuk yaşamdır.
Yaşam hiç aynı kalmaz, kalamaz. Yaşam çocuğun içinde, çocuk yaşamın içindeyken, kendisiyle birlikte gelişmesini, büyümesini, kendi yaşamına sahip çıkmasını bekler.
İçindeki çocuğu büyütürken, insan, marifet ile safiyeti birleştirdiğinde, bilmenin ve neşenin zevkini de tek bedende birleştirir.
Yol ayrımı ikidir. Musa’nın denizi ikiye ayrıması gibi, kurallar iyi ve kötüyü, güzeli ve çirkini ayırır birbirinden. Musa yolunu ayırarak bulabilir, seçmek gereklidir.
İnsan ikilemde kaldığında, seçim yapamadığında, karar alamadığında, kararlarından pişmanlık duyduğuda, henüz büyümemiş, kendi birliğine ulaşamamış bir çocuktur.
Kararlarından ve yaptıklarından pişmanlık duymak tövbe gerektirir, af gerektirir. Pişmanlık, Musa gibi Rabbine tövbe etmektir. Ardından her adım kaçınılmaz yeni bir karardır. Musa gibi iman etmektir. Eminlikle, hak ile alınan her karar, ikiyi birleştirir, kemâlatın yolu olur, görebilmek için.
.

Yaşam, bazen öyle görünse bile, hem o hem de bu değildir.
Yaşam, tümünü içinde barındıran, ve o ve bu olan, tek olandır.
Hızır iki denizin birleştiği yerdedir.
Yaşam yolculuğu süregelen bir öğrenim, arınma, gelişim sürecidir. Yolculuk her seferinde başladığı yere geri döner, geçmiş gelecek ile, çocuk büyük ile, düşünceler duygular ile, istekler sonuçlar ile, akıl gönül ile, ruh beden ile, marifet safiyet ile, iki deniz birbiriyle birleşir.
Birleştiği noktada, artık insan aynı kişi değildir. Hızır olmuştur. Yaşamı bilen, yaşamı okuyabilen, kendi içindeki kuzey yıldızını bulmuştur. Dünya dönerken, güneş ve yıldızlar doğudan yükselir ve batıdan kaybolurlar. Bir tek kuzey yıldızıdır, ne doğan ne de batan, dönen bir tekerleğin merkezinde her an doğru yönü işaret eden.
O merkezde önce kendisini bulur insan. Yitirdiği gemiye tekrar sahip olur. Ve sonra yaşamın sunduğu, duvarın altındaki hazine hak edilir. Hayırsız evlat iyi bir evlada dönüşür.
Kayıp cennet yeniden kazanılır.
.
.
İnsan büyüdüğünde, başka bir çocuk doğar kendi içinden.
Veled-i kalp denir adına… Kalbin çocuğu.
Doğumu, kalbin kendini kirleten tüm düşünce duygulardan arınması ile birlikte gerçekleşir.
Artık gerçekleri süslemeyi bırakır insan.
Süslemek daha güzel, daha göz alıcı, daha hoş gösterir yaşamı. Söz oyunları, yaşamın oyunu olduğunda ise, insan hep çocuk kalabilir, kendi bile fark etmeden. Kendine hikâyeler anlatır, anlattığı hikâyelere inanır, eskinin masalları ile yaşar. Ancak elindeki yeni ve taze olan değildir, bu yüzden yaşarken gittikçe mutsuzlaşır, gittikçe hastalanır, gittikçe yaşamdan kopar.
Masallar ve hikâyeler güzeldir, onların masal ve hikâye olduğunu bildiğimiz sürece. Yine de onlar küçük çocuğu uykuya hazırlamak içindir, büyüyünceye kadar.
Gerçek yaşam kalbin çocuğu uyandığında başlar. Hikâyenin bittiği yerde, yaşam bekler insanı, yaşamın gerçeği.
Kalbin çocuğunun yazacağı kitap ise, yaşamın en güzel hakikatini anlatır.
İnsanın kendisine.

.
Benim Hızır’ım olan tüm öğretmenlerime teşekkür ile…
Tuncay Kul, Kamer-i Ayn Melek ve Emrah Balım’a sevgilerimle… ❤️
