Diyar

Deus ex machina…

Antik Yunan tiyatrosunda, beklenmeyen veya imkânsız gözüken bir şeyin gerçekleşmesi, karakterlerin çatışmasının ortadan kalkması, bir şeyin, bir kişinin, kurtarıcı bir meleğin aniden beklenmedik bir yerde ortaya çıkması ya da anlatıcının birden bire uyanıp her şeyin bir rüya olduğunu anlaması…

Bu Latince kalıp, o dönemin tiyatrosunda, bir tanrıyı canlandıran karakterin vinç (makina) yardımıyla sahneye yukarıdan indirilmesi anlamında kullanılmaktaydı.

Hikâye gittikçe karmaşıklaşıp içinden çıkılmaz bir hal aldığında, eser yazarlarının çok sıkça başvurdukları bir yöntemdi. Yazar, kendi yazdığını kendi bile çözemez hale gelince, bir anda ortaya çıkan mitolojik tanrılar, duruma müdahale eder, ölmesi gerekeni öldürür, yaşaması gerekeni kurtarırlardı.

.

İnsan kurtarıcıları sever, insan kurtarıcıları bekler…

.

.

Bugün gerçek hayatta, şimdiki zamanda sürekli şikayet ettiği, kurtulamadığı ve uğraştığı bir şeyin –ister yaşamsal sıkıntı, engel olsun, ister hastalık– aniden mucizevi bir şekilde değiştiğini, iyileştiğini ve ortadan kalktığını görse, insan ne yapardı?

Çoğumuz bunun tarif edilemez bir mutluluk olacağını bilir.

Dert derman bulmuştur, hem de kendi kendine.

.

Kurtuluş kutlanası bir olgu.

Peki, o derdi çözmek için harcanan enerji şimdi nereye yönelecektir?

Piyangodan büyük ikramiye kazananların, çok kısa sürede kazandıkları parayı kaybedip eski hallerine, hatta daha da gerisine, düştükleri bilinir.

İnsan da, derman bulan derdinin yerine bir yenisini bulur, kurtulmuşken kaybolur, yükselmişken tekrar düşer.

.

.

Her organizmanın ya da mekanizmanın bu hayatta bir görevi, bir işi vardır. İşi olmayan organizma veya mekanizmalar, bir süre sonra ya kendini yok eder ya da hurdaya çıkarılır.

İşe yaramaz.

Bu tanım insana ait. Yaşamda işe yaramayan hiç bir şey yoktur.

Aslında, insanın işe yaramaz diye hurdaya attıkları bile, deneyimli bir göz ve becerikli eller altında yeniden yaşam bulabilir. Bugün buna, geri dönüşüm diyoruz. Yeniden dönüşüm, yeniye dönüşüm.

Eğer dönüşüm gerçekleşmezse yaşam sabırla bekler, eski ve durağan olanın çürüyüp dağılmasını, birleşenlerinin ayrılmasını… ve her bir bileşeni yeni bir görevle sisteme geri katar. Yaşam hareket âlemidir.

İşe yaramayan –daha doğrusu işe yaramadığını ve bir işi olmadığını düşünen– insan için de döngü aynı olacaktır.

.

İşleyen demir ışıldar.

Ne güzel bir sözdür.

Hayatın en önemli sırlarından birini verir. Ancak, o kadar alçakgönüllüdür ki bu söz, çoğu zaman işitsek bile ne demek istediğini anlamayız.

Yaşama doğan her bireyin bir işi vardır bu dünyada.

Keşfetmesi, bulması gereken bir işi.

Hayatta iki yol olduğunu öğrenir insan; yollardan biri sevdiği işi bulmaya götürür, diğeri ise, sevmediği şeyleri yaparak ömrünü tüketmeye.

Hiçbir şeyi sevmemek mümkün mü?

Elbette mümkün değil… Ancak, toplumsal şartlanmalar, aile, çevre baskısı –buna yanlış motivasyon da diyebiliriz- insanı sevmediklerinin içine sürükleyebilir.

Getirisi dış âleme uygun bir yaşam gibi gözükse de, iç âleminde birey için mutsuzluk, hastalık ve sıkıntılar olur.

.

Kendini sev.

Kendini bil.

Kendini bul.

Kendini keşfet.

Kendine saygı duy.

Kendine değer ver.

.

.

Coğrafyaya ilgisi olanlar bilirler ki, dünyanın belirli yerleşim toprağında yaşayan insanlar o toprağın ismiyle adlandırılırlar. ‘Diyar‘ denilen bu bölgelerde yerleşenler, o diyarın bir parçası olurlar.

Diyar, dâr kelimesinden gelir; büyük mesken, konak, ev, oba, şehir, ülke, memleket, yurt, vatan demektir. Dönmek, dolaşıp hareket ettiği noktaya gelmektir.

Döngü, zaman, çağ geçmesidir. Döngüdeki devreder, daireyi tamamlar. Gelinen nokta başlangıç noktası olsa da devir gerçekleştiyse devredilen farklıdır. O yüzden, zaman ve çağ değişir, değiştirir. Zaman değişirken mekân da değişir.

Hiç yerinden ayrılmasa bile… insan, diyar diyar dolaşır bu yaşamda…

.

Peki, bir yerin parçası olmak ne anlama gelir?

Özünde, o diyarın hamuruyla yoğrulmaktır, oraya ait olmak.

Siz, sarp kayalıkların ortasına doğduysanız, o sert dünyanın parçası olursunuz. Yumuşak, ekilebilen topraklarda doğduysanız da o dünyanın bir parçasısınızdır. Dünya, soğuk ve sıcak bölgeler, sert ve yumuşak topraklar, elverişli ya da çetin iklim şartlarıyla bezenmiştir…

Kimi ülke aklıdır bu dünyanın, kimi ise kalbi. Kimi ülke şarkısı olur ortak yaşamın, kimi güzelliği, kimi ülke de öfkesi ve kendi kendiyle savaşı.

Her birimizin karakterleri gibi…

Kimimiz uyumlu, tatlı dilli, kimimiz çetin ceviz oluruz. Kimimiz öfkeli, kimimiz hüzünlüdür. Kimimiz her zaman neşeli, kimimizse çoğu zaman karamsardır.

.

Hiçbir yerin diğerine, hiçbir kimsenin birbirine benzemediği bu dünya âleminde her yer ve her birey kendi özgün harmanına sahiptir. Kendi toprağı gibidir.

Her toprağın verimi, verimine göre de yetiştireceği ürün faklıdır.

Toprağınıza bakın. Size ne anlatıyor?

Bu topraklar, yeniden doğuşun merkezidir.

Bereket taşır ‘anadolu‘, anaçtır, doğurgandır, üretkendir.

Cem ettiren, toplayan, topluluk oluşturan, birleyen, birleştirendir.

.

İnsan görebilirse, kendi vatanının ona ne anlatmak istediğini duyabilir.

.

Bizlerse karşılaştırma ve kıyaslama dünyasında, hep gözlerimizi diğerlerine çevirmiş, onlar gibi olmak, onlar gibi yaşamak isterken, kendi yaşamımızı yavaşça yok ediyoruz, toplanacağımıza ayrışıyoruz.

Kendimizi beğenmeyip, diğerlerini överek ya da imrenerek, bizlere verilen nimetleri göz ardı ediyoruz.

Suni gübreyle beslenen, kısır tohumlar ekilen topraklar gibiyiz.

Yanlış yöntemlerle özümüzü kaybediyor, verimsizleşiyor, kendimizi güçlendireceğiz diye bilinçsizce zehirliyoruz.

Kaçmak istiyoruz, başka diyarlara, –bilmeden– kaçacak başka bir yer olmadığını.

Mecalimiz kalmamış, kapanıyor gözlerimiz, kulaklarımız, dudaklarımız ve ellerimiz, yaşamaya çalışıyoruz, görmeden, duymadan, konuşmadan, dokunmadan… hissetmeden… olanıvarolanı.

.

.

Her insanın vatanı yaşadığı yer. Her insanın vatanı kendi bedeni.

Ruhun ana vatanı geldiği ve gideceği yer.

Vatanın ne olduğunu fark etmekle başlar insanın kendine saygısı ve sevgisi.

Vatan korunmak, ilgi görmek, gelişip yükselmek ister.

.

Derdi çözmeye harcanan enerji, insan yanlış dertlerle uğraşmayı bıraktığında, olması gereken yere akacaktır.

Vatanı bayındır hale getirmeye.

Bu vatanın çocukları vakti geldiğinde toprağın onlar için ne demek olduğunu hatırlayacaklar.

Hem kendi topraklarına hem de yaşadıkları topraklara sahip çıkacaklar.

.

Başkalarına özenmeden, kendi değerini bilerek yaşamak…

Verilenin kıymetini bilmek…

Verileni hayata geçirmek, yaşama dönüştürmek…

Terk edilmiş, dağılmaya yüz tutmuş olanın yeniden toplanıp yeniden doğmasına yardım etmek…

Dermandır, bu vatanın çocuklarına.

.

Ama önce kendisiyle başlamalıdır insan.

Kendi bedeniyle, kendi ruhuyla.

İçerideki ışık yeterince güçlü olduğunda aydınlatacaktır dışarıyı… bir zamanlar olduğu gibi.

Ne demişti, “Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.

Kendi toprağını, kendi kanını arındırıp, asaletini ve gücünü geri kazanmalıdır insan.

Zaten başka çaresi de yoktur, “ya istiklal ya ölüm” denmiştir bir kere.

.

Yaşam, kendine ulaşmaya çalışana yakınlaşır…

.

.

Şimdi aç gözlerini ve bak toprağına.

Dinle sana anlatmak istediğini.

Bastığın toprak, yürüdüğün yer değildir sadece.

Sana yaşam veren, senin yaşam vereceğindir.

.

Deus ex machina…

Her sabah doğan güneş, derin uykundan uyanman için gökyüzünden inendir.

Aslında hepsi senin için, kendi yaşamını özgürce kurabilmen için.

Bunca diyarın içinde, asıl olanı bulman, kendi diyarına sahip çıkman için.

.

.

.

Leave a comment