Yakın

İkilik âleminde, insan, iyi ve kötü, doğru ve yanlış, güzel ve çirkin, gündüz ve gece, aydınlık ve karanlık arasında gidip gelir.

Cennet ve cehennem’in arasında gidip geldiği gibi.

Bu dünya ve öbür dünya vardır.

Bu dünyada yürünen yolun sonu öbür dünyada nihayet bulur.

İkilik dünyasında yol bir noktadan öbür noktaya alınır.

Oysa teklik âleminde, yolun başı ve sonu aynı noktada birleşir.

Adı üstünde; teklik, birlik ve birliktelik.

Yürürken görünen düz bir çizgi de olsa, bu yolun -yukarıdan bakma imkânı olsaydı, tıpkı bir zamanlar düz zannedilen dünyanın yuvarlak olduğunun keşfedilmesi gibi- bir daire üzerinde kat edildiği görülebilirdi.

İnsan sonunda başladığı yere döner.

Görünmeyen bir tohumdan dışarıya açılıp var olan, içeriye kapanır tekrar görünmez olur.

Bu dünya ve öbür dünya bir noktada birleşir.

.

Belki de öbür dünya burasıdır” dedi.

Belki, biz aslında bir başka dünyada öldük ve buraya geldik. Şimdi burda, orada yaptıklarımızın karşılığını buluyor, cennete ya da cehenneme giriyoruzdur.

İkilik âleminde hep burası ve orası vardır.

Oysa teklik âleminde, burası ve orası birdir.

Zamanda bir önceki an geçmiş olur ve ölür, bir sonraki an cenneti ve cehennemi yaratır.

Yaşamda bugüne kadar yaşanan geçmiş olur ve ölür, şimdi yaşanan, bugün olan cenneti ve cehennemi yaratır.

.

Sordu, “Cennette misin?

Yoksa cehennemde mi?..”

.

Bana tarif etmeni istesem, senin cennetin nasıl olurdu?

Güzellikler ve hoşluklarla dolu, hep memnun ve genç kalınan, sevdiklerinle beraber olacağın o cennet, senin için neye benzerdi?

Sana yakın olanlar ve senden uzak olanlar.

Cennetine aldıkların ve cennetinden uzaklaştırdıkların.

Şeytan değil miydi, tard edilen ve uzaklaştırılan… Kendini diğeriyle kıyaslayan, üstün gören, kıskanan, öfkelenen ve sevgisi tükenen…

Cennette de sana en uzak olan. O kadar uzak ki, artık adı cennet olmaz cehennem denir onun bulunduğu yere, dipsiz bir ateş kuyusu gibidir, düşene sonsuz azap veren.

.

Cennette olan, yakın olan.

En sevilen.

Gönüle taht kurmuş olan.

.

İkilik âleminde, gördüklerim, işittiklerim benden dışarıda. Oysa, teklik âleminde gördüklerim, işittiklerim benim kendi içimde.

Yakın. Şah damarından daha yakın.

Her şeyi hisseden ve bilen bir sinir sistemi gibi bedenimin her bir köşesine ulaşır, kâinatın sonsuz ağı gibi beni kuşatır. İçerisi dışarısı, dışarısı içerisi olur.

Dışarıda yürüdüğüm yol, düz bir çizgi gibi, içeride yürünür kendimde devran ettirir.

Kalpten çıkıp kalbe dönen kan gibi, kalbimden çıkıp kalbime döner düşüncelerim, duygularım, istek ve arzularım.

Kirli kan temiz kandan ayrılır. Temiz olanlar cennete, kirli olanlar cehenneme yollanır. Ta ki ateşte arınıp temizleninceye kadar. Rahmetim gazabıma üstün gelir.

İsterim ki hepsi gönül tahtında yer alsın, kendine göre güzel bir hayat yaşasın.

.

İkilik âlemi fark âlemidir. Oysa, teklik âleminde her şey farksızdır.

Ne cennet ne de cehennem vardır birlikte.

Öyle ya, yaşamın zevki farkta olsa da, yaşamın özü aynıdır yaşayanlara.

Bu dünya aslında öbür dünyadır, vicdanın, duygu ve düşüncelerin kesilen hesabının, cennet ve cehennemin dünyasıdır.

İsterim ki herkes cennete ulaşsın.

Bilirim ki şimdi cehenneme düşen, fark ettiğinde, kendini düştüğü çukurdan çıkarıp cennete ulaşır.

.

Yeter ki fark etsin” dedi.

Yakına gelinceye kadar...”

Şah damarından daha yakına…”

Farkı sevip farksızlığı görene kadar…

.

Leave a comment