Tanrı Düşünür mü?

Geçen sene Kasım ayının sonunda not almışım… Tam tarihiyle, 30 Kasım.

Nedense notlar tamamlanmamış, yazı bir yerde durmuş…

Şimdi tekrar okudum, diyor ki:

Tanrı düşünür mü?

İnsanın bu soruyu Tanrı’ya sorması gerekir aradığı kesin yanıtı bulabilmesi için.

.

Fakat o zaman, bir başka soru önceliği alır…

İnsan Tanrı’yı nerede bulacaktır?

Tanrı’yı bulup, insanın sorularına aradığı yanıtları alması mümkün müdür?

.

Ve bir diğer soru öne çıkar…

Tanrı nerede bulunur?

.

Tanrı’ya dair sorulan sorular bir yol ayrımına getirir insanı, ya kendisine dışarıdan anlatılanlara inanarak sorularının yanıtlarını bu anlatılanların içinde arayacak ya da kendi yanıtlarını alabilmek için Tanrı’yı arayacak, bizzat kendisinden alacaktır yanıtları.

.

Tanrı’yı duymak, Tanrı’yı görmek, Tanrı’yla konuşmak ise bir diğer yol ayrımıdır. Bir peygamber veya aklını yitirmiş biri olmanız gerekir bunları yapabilmek için… Yol ya hakikate ya da hayalin derinliklerine götürür yürüyeni.

.

Peki ya sıradan insan? Herhangi birisi, seçilmiş bir kişi olmadan ya da delirmeden, bulamaz mı Tanrı’yı?

Bu da bir diğer soru…

Tanrı’yı arayan insan, onun izlerini takip eder…

Düşünür ki, yarattıklarında görebilmelidir yaratıcılarının izini.

Her biri, bir parçasını taşıyor olmalıdır, kendilerine can veren, hayat veren, yaşam verenin.

Kolayı dışa bakmaktır, varoluşa…

Varoluş, sonsuz ve sınırsızlığı içinde hem kolay hem de zordur.

Asıl zorluk ise içe dönmektir, öze…

Öz, Tanrı kadar bilinmez, Tanrı kadar görünmezdir.

Bahçeyi seyreden gözlerimin ardında belirmişti bu düşünceler…

.

Tanrı düşünür mü?

Ben düşünebiliyorsam ve ben Tanrı’nın bir yaratımıysam, Tanrı da düşünebiliyor olmalı.

Yine de ben, düşünceler âlemimin içinde, kendimi ayırdığım bir hücrede, seyrediyor ve yorumlar yapıyordum varoluşa dair. Aslında ne bir taşı tanıyordum hakikatiyle ne de bir ağacı… Birtakım fikirlere sahiptim, şunun şöyle ya da bunun böyle oluşuna dair. Yine de yaşadıkça fikirler değişiyor, bildiğimi zannettiğim şeyler farklı yüzlere sahip oluyor, bilmediklerim bana yaklaşıyor…”

.

.

Yazının devamı, dünü bugüne, geçmiş olanı şimdi ve gelecek olana, sessiz olanı kelimelere bağladı:

.

“Bütün bu varoluş, düşünmenin ötesinde bir bütünlük içinde birliktelikte, düşünceyi aşan bir hâlde.

Düşünce insanın hem çıkış kapısı hem de çıkmaz geçidi…

Tüm hakikat insana aşikâr olsaydı, düşünceye gerek kalır mıydı, tüm soruların yanıtları bilinseydi, düşünmeye ihtiyaç olur muydu?..

Ve tüm düşüncelerin bittiği yerde başlayan neydi… ‘yaşam‘dan başka.

Aklıyla övünen insan için akıl bir cins hücre, sınırları ne kadar genişlerse genişlesin içerisi ve dışarısı arasında bir duvar ören.

Düşünce hem bir ödül hem de bir ceza insan için…

Ödülü cennete, cezasıysa cehenneme götüren bir vasıta.

.

Düşünceden azad olmak.

Huzurda.

Yakında.

.

Ne bir sesin ne de bir sözün olduğu o yerde,

Her şeyin başladığı ve bittiği noktada…

.

Tanrı düşünür mü?..

.

Leave a comment