
Anlatılan odur ki,
Bulunduğu yerde artık yapacaklarını tamamladığını anlayan yaşlı bilge yola çıkar…
.
Bir yerden ayrılmak demek, geride kalanların ve ileride olanların ortasında durmak demektir.
Eşik noktası sınırdır. Ancak doygunluğa erişen geçebilir eşik noktasını.
Her sınır ayırır ince bir çizgiyle.
.
Yaşlı bilgeyi tanıyan sınır görevlisi, hürmetle karşılar geleni.
Beklemektedir gelişini. Doygunluğun farkındadır.
Tıpkı bir çocuk gibi, yaşam ve yaşlı bilge birlikte gülümserler hayata.
.
.
Her ne kadar bu yolcunun bir izine ihtiyacı olmasa da, bir rica vardır kapıda onu karşılayan:
Geride kalanlar için kalıcı bir iz, yolda olana ışık olacak bir rehber.
.
Bunun üzerine, sınır kapısında yürüdüğü yolun adımlarını anlatır yaşlı bilge.
Birbiri ardına eklenip yolu var eden adımları.
İlerlerken geriye döndüren, sonu ve başı birleştiren, hem başlatan hem bitiren adımları, sözcüklerin içine sırlar.
.
Nasıl ki on rakamı tamamlar ve bir sonraki basamağa geçirir artık kendi âleminde gelişmeye yer bırakmazsa, dokuz rakamı gelişim ve devamlılıktır.
Yaşamın süregelen devinimi gibi her bir adım dokuzun bir parçasıdır, kendini hem tamamlar hem de bir sonrakine devreder.
Dokuz kere dokuz hem yürünen yolun uzunluğunu hem de gelişim getirdiğini gösterir.
Sınırı geçen adım ise onuncu adımdır, 1 ve 0’ın birleşmesidir, hem vardır hem de yoktur, bir öncekini tamamlarken başlattığı yeni bir mertebede yeni bir döngüdür.
.
.
Yol üzerinde adımlar, bir ileri bir geri, bir yukarı bir aşağı, hiç tükenmeden devam eder…
Sınır kapısında söze sırlanan öğreti yolu ve yolcuyu, yaşamı anlatır.
Ne biri diğeridir ne de birbirlerinden ayrıdırlar.
Öğrenilen ve öğretilen yaşamın gizemidir.
Kendini yaşam olarak gösterenin dilini anlamadan, konuşulamayacağını söyler.
Yine de bu konuşma sözcüklere ait değildir.
.
Yaşam sadece kendisi ile bütünleşenle konuşur, sözcükler olmadan…
.
.
.
