Şehadet

Vatan şehit vermeden kazanılmıyor…

.

içimde bir vatan

kopuyor bir cins tufan

kıran kırana bir savaş

hakkıyla yaşamak

yaşamıma ve kendime

sahip çıkabilmek için

.

Kimleri kaybettim bu güne kadar…

Benim için kimler canını feda etti…

Bilemedim, ta ki fark edinceye kadar…

.

.

Bu dünyada karanlık ve aydınlığın savaşı bitmez derler. Dünyanın düzeni bu derler. Yaşamın doğal bir süreci…

Savaş varsa eğer bu dünyada, kurtulup zafere kavuşan kadar, kaybeden de vardır.

Kazananların yerini biliriz de, kaybedenlerin yeri nedir bu yaşamda?

Savaşın içinde canını verenlerin yeri nedir bu hayatta?

.

.

İnsan, kendisine öğretildiği gibi yaşarsa, iyi iyidir, kötü kötüdür.

Hâlbuki, gece karanlığı getirdiği için kötü olabilir mi? Mümkün müdür kışın soğuğu, çölün susuzluğu getirmesine kötü demek? İnsanın hep bir bahar gününün tatlı esintisi ve güneş ışığının sıcak kucaklaması içinde yaşamaya imkânı var mıdır?

Yaşam, “Sınırsız bir zenginlikte benim sofram” der, “her gün aynı yemek konulmaz aynı tabağa...”

İnsan ne kadar sevdiklerini beklese de, yaşam tatmasını ister her tadını, bazen de açlığın verdiği hissiyatı.

İnsanın öğrenmesini bekler, her şeyi yiyebilmeyi ve her şeyi hazmedebilmeyi.

.

Oysa kolay mıdır hazmetmek? Kolay mıdır her şeyi yiyebilmek?

İnsan olabilmek için çıkmak gereklidir hayvanlar âleminden…

O âlem ki, kimin ne yiyeceği bellidir ve keskindir sınırları… Tek bir uygunsuz lokma bile canından edebilir bir hayvanı.

.

İnsan, yeryüzünün tüm tatları kendisine sunulmuş olan….

Herkes kendi toprağında yetişene aşina olsa da, yeryüzünün tüm toprakları sayısız çeşit sunar insanın âlemine. Yaşamı kabullenmek, sunulanı almak ve kendi beden toprağında işleyebilmektir. İşleyip dönüştürebilmektir. Hepsi can vermek içindir insana.

Bedene can veren gıda iken, ruha can veren gıdadaki mânâ olur.

.

Ve hiçbir vatan şehit vermeden kazanılmaz.

Birileri insan için can verir gıda olur, birileri insan için can verir mânâ olur.

Mânâ’yı fark edebilirse insan, şahit olabilirse olana, o zaman can veren her şey şehit olmuştur.

İnsanın yaşamı, –görebilirse eğer– ‘kurtuluş savaşı’nın meydanıdır hayat alanı. Kazanan ya da kaybeden yoktur bu savaşta, tek bir hedefi vardır, hürriyete kavuşmak. Özgür olmak. Kendi vatan beldesine sahip çıkmak. İşgal edilmiş bir yaşamı, hakkıyla yaşamayı, geri almak.

.

Görünür âlemde insan, içine doğduğu, üzerinde yaşayıp büyüdüğü toprağa vatan dese de, insanın kendi vatan beldesi beden toprağıdır. Aydınlık ve karanlığın meydan savaşı insanın içinde kopar kıyameti. Ne birine iyi ne de ötekine kötü denebilir, savaşın asıl galibi dengeyi kuran insan olur.

Ve kuruluncaya kadar denge, birileri can verir insan için…

İnsanın görünmeyen âleminde süregelen savaşın görünür âlemindeki yansımasıdır hayatı. Ve insanın, o tek bir insanın, şahit olabilmesi için hâkikate, canını verir niceleri, şehit olur.

Ta ki, fark edinceye kadar…

İnsan, kendisi, şehadet edene kadar…

.

.

Gün gelir şehit olurum

Bir insan şahit olsun ve dirilsin diye

Gün gelir ben’im için şehit olunur

Şahit olayım hakikâte, insanlığıma dirileyim diye

O hâlde, kim diyebilir ki şehitler ölmüştür?

Şehitler ölmez

Şahit olanın âleminde daima diridirler.

.

İnsan vakti geldiğinde şahit olur kendi asılsız inanışlarına. O halde, hakikâti açığa çıkaran, her ne ise veya her kim şehadetle, minnettar olmak gerekir verilen cana…

.

.

Leave a comment