Değeri ve Yeri Nedir?

Görünen o ki herkes bilmek istiyor… ama neyi bilmek?

.

Kimi olanı bilmek istiyor, haberleri dinliyor… Nerede hangi ülke savaş içinde, liderler ne diyor, nelerin fiyatı arttı, bu gidişat nereye… Ama bu yeterli değil, dünya ve ülkenin hâli bir yana, kim kime ne demiş, kim nerede kazanmış nerede kaybetmiş, kimler birilerinin canına, malına el uzatmış… Bu da yetmez, akrabalarım, arkadaşlarım, beraber çalıştıklarım, alışveriş yaptığım bakkalım, manavım, insanlar, şu meşhur olanlar, ne giyiyorlar, ne yiyorlar, kime ne söylüyor, neler anlatıyorlar… Bilmek istiyor kimileri.

Kimi olmuş olanı bilmek istiyor… Tarih, siyaset, edebiyat, kültür, sanat, medeniyet, ilim, bilim… Bugün bizi, insanı buraya hangi adımlar getirdi, neleri keşfetti insan, hangi denizlere açıldı, hangi kara parçalarını fethetti, uzayın derinliklerinde neler buldu, denizlerin gizemini çözebildi mi, nasıl belgeledi bulduklarını, hangi kitapları, şiirleri yazdı, hangi söylevlerle bildiklerini insanlığa aktardı… Bilmek istiyor kimileri.

Kimi olacak olanı bilmek istiyor… Yıldızlar, kehanetler, rüyalar, içsel veya dışsal, bilim dışı ya da bilimsel öngörüşler, istatistikler veya tahminler… Henüz bilinmeyeni bilmek istiyor kimileri.

Kimi kâinatı bilmek istiyor…

Kimi sadece yaşamı.

Kimi diğerlerini bilmek istiyor…

Kimi sadece kendini.

.

Ve insan merak ettikçe her sorusunun yanıtını buluyor bir şekilde.

Ne merakın bir sonu var ne de bilmenin.

Ama zamanın, insan yaşamının bir sonu var.

O yüzden en iyisi bir sınır çizmek bilinen ve bilinmeyen -bilinemeyen- arasına…

En iyisi kendi alanını belirlemek.

.

.

İki basit soru insanın yaşamını tümüyle değiştirebilir.

“Benim için değeri nedir?”

“Benim için yeri nedir?”

.

Şimdi, yazıyı okumaya ara verip başınızı kaldırın, etrafınıza bir bakın….

Oturduğunuz yerden hemen yanıbaşınıza çevirin gözlerinizi, en yakınınıza…

Gördüğünüz her bir şeyin üzerine sorun bu iki soruyu kendinize… Ve her yanıtınız üzerine düşünün biraz…

Kahvemi ya da çayımı içtiğim bu fincan, benim için değeri ve yeri nedir?

Oturduğum bu koltuk, benim için değeri ve yeri nedir?

Duvardaki resimler, benim için değeri ve yeri nedir?

Masada duran şu biblo, benim için değeri ve yeri nedir?

Okuduğum bu yazı, bu kitap, benim için değeri ve yeri nedir?

Değeri ve yeri nedir, içinde yaşadığım bu odanın, bu evin, bu mahallenin, bu şehrin, bu ülkenin, bütün bu mekânların ve eşyaların?

Cansız diye nitelendirdiğim ama her an birlikte olduğum bu şeylerin değeri ve yeri nedir benim için?

Peki ya canlı olanlar?

Ailemin, arkadaşlarımın, komşularımın, bir ülkeyi paylaştığım vatandaşların, dünya üzerinde benim gibi yaşayan tüm insanların, hayvanların, bitkilerin, havanın, suyun, besin olup can verenlerin, gecenin, gündüzün, mevsimlerin, ışığın, karanlığın, güzelin, çirkinin, gördüğüm, dokunduğum, işittiğim, tattığım, kokladığım tüm bu şeylerin, dünyanın ve yaşamın değeri ve yeri nedir benim için?

Ya düşündüklerim, duygularım, arzularım, sevdiklerim, saygı duyduklarım, korktuklarım, anlam yüklediklerim, anlamsız bulduklarım, ülkülerim, hedeflerim, becerilerim… Bu dünyada nedir değeri ve yeri benim yaşamımın?

En nihayetinde, yaşam bulduğum bu varoluş içerisinde, kendi değerim ve yerim nedir… benim için?

.

.

Yaşam kaos ve düzen arasında gidip gelir, kurulur, yıkılır, yeniden kurulur ve yeniden yıkılır ve yeniden yeniden…

Kaos potansiyeldir. Bilinmeyene gebedir. Bilinmeyen, belki doğacak belki de doğmayacak olan.

Kaos’un bilinmeyeni yaşamın bir yarısı olsa da, insan için yaşam diğer yarının bilinen düzenidir. Yaşam, ince bir denge hâlinde var olan Dünya’dır. Hava, su, toprak, ışık, ısı birazcık azalsa ya da artsa bozulacak, yok olacak olan bir düzen. Yaşam, ip üzerinde yürüyen cambaz gibi bulmak zoundadır dengesini, var edebilmek için Dünya’sını.

Bu yüzden yaşam bilir, her şeyin değerini ve her şeyin yerini…

.

Yaşamla uyumlanmak isterse insan önce dengeyi öğrenmelidir.

Kendi bedeninin, düşünce ve duygularının, sahip olduğu kavramların, aldıklarının ve verdiklerinin, bildiklerinin ve yaptıklarının, içindekilerin ve dışındakilerin dengesini kurabilmeyi öğrenmelidir.

Yaşam alanının dengesini korumayı öğrenmelidir.

İnsan yaşam gibi bilmelidir, dengeyi kurabilmek için, her şeyin ve herhangi bir şeyin, herkesin ve birisinin, kendisi için değerini ve kendi yaşamındaki yerini.

.

.

Kaos’a aitse etrafında gördüklerin, bil ki yaşamın bilinmeyene gebedir.

Bir sonraki adım doğumun getireceği düzendir.

İpin üzerinde yürüyebilmek denge ustası olmayı gerektirir.

İleriyi görebilmek her seferinde yeniden sağlam bir adım atabilmek için gerekendir.

Gebe ise yaşam beklemek gerekir doğacak olanı.

Güzel şeyler düşünmek gerekir.

Güzel olanı davet etmek için her ân’ı güzellikle kuşatmak gereklidir.

İnce ipin üstünde yürüyen insanın elindeki denge sopası olur iki basit soru:

Benim için değeri nedir?.. Benim için yeri nedir?..

.

.

Değer dediğimiz şey ise sabit görüldüğünde pek yanıltıcıdır ilk başta.

O kadar yanıltabilir ki, bazen değer verilen zehir olur yok eder, bazen değeri bilinmeyen panzehir olur kurtarır bütün bir yaşamı.

Değer, görünmeyen bir özdür, kiminle ve neyle birleşirse oraya taşır aktarır sahip olduğu cevheri.

Bu öyle bir özdür ki, hem hiç değişmeden kalan hem de maddi manevî, zamansal mekansal her an değişmekte olan.

Değerin özüdür belirleyen yaşamdaki yerini. Kimi değer işlevdedir, kimi biçilen pahada, kimi zevktedir.

Nehir kenarında suyun bolluğu, kaynak noktasında suyun saflığı ve temizliği, denize kavuştuğunda suyun birleşip bütünleşmesi, çölde kaldığında suyun yokluğu gösterir değerini ve yerini.

İnsan, gerçekten yaşamak isteyen insan, her gününe yeni baştan başlamasını bilmelidir.

Bilmelidir ki, yaşam her an farkında olmasını ister, değişenin ve değişmeyenin, hava ve su gibi değerini hiç kaybetmeyenin.

.

İnsan için yaşamın doğuş noktası kendi durduğu yerdir ve kendi yaşamı sahip olduğu en büyük değerdir. Bir unutup bir hatırladığı en büyük değer…

Şimdi, tekrar bakın etrafınıza.

Aynada kendinize bakın, ama en derine, göz bebeklerinizin içine, doğumun gerçekleştiği yere.

Değer, görünende değil asıl görünmeyende, dışarıdan yansıyan aslında içeride.

Ne yakınlık ne de uzaklıkla ölçülmez ait olduğu yer çünkü, yeri değerinin eşidir.

Bugün kaos varsa yaşamınızda bilin ki doğacak olana gebedir.

Doğumu yapacak olan ise sizden başka biri değil.

Yaşam göz bebeklerinizden doğar hayata.

İnsan, salt yaşam olduğunu bildiğinde anlar kendi gerçek değerini.

Bilir ki kuracağı yaşam kendi biricik eseridir.

Şikayet yaşamını başka ellere emanet ettiğini gösterir insana.

Her doğum cesur olmaktır.

Her doğum yeni yaşamın sorumluluğunu almaktır.

Her doğum yeni bir isimdir yaşama doğan.

Kendi ismini almaya hak kazanan,

Kendine gerçek ismini verebilen,

Yalnızca kendini doğuran insan olur yaşamda…

.

.

.

Leave a comment