İnsan içindeki hayvanî tarafı nasıl fark eder?
.
Hiç kimsenin kendisine yakıştırmak istemediği bu yön sanki hep başkalarında gözlemlenen bir şey gibi. Genellikle de öfkeli, kaba, saldırgan olanlara atfedilir.
Halbuki hayvanlar âlemi çok renklidir.

Kiminin avcı kiminin av olduğu bu yaşam alanı halkalarıyla bir zincir gibi birbirine bağlı örgüsel bir yapıya sahip.
Bilimsel açıdan baktığınızda, kimin kime besin olacağını, avcı ve av doğalarının tanımlarını, nerede yaşadıklarını, nasıl ürediklerini, genel karakterlerini bulabilirsiniz. Çok uzağa değil, şehirdeyseniz kendi mahallenize baktığınızda evcil hayvanları ya da kırsalda besi hayvanlarını hemen kendi yaşam alanınızın içinde görebilirsiniz. Onlar uysallaşmış ve insana alışmış yapılarıyla bir nevi kabullenme içindedirler… insandan geleni.
.
İnsandan gelen nedir?
İnsanı hayvandan ayıran nedir?
.
Hayvanları bitkilerden ayıran, duyumsama ve hareket yetenekleri ise insanı hayvandan ayıran da konuşarak kendini ifade edebilmesi ve aklıdır. Ancak bugün bitkilerin de duyumsama yetenekleri olduğunu biliyoruz. Bitkiler de ışığa duyarlı harekete, büyüme, gelişim hareketlerine sahipler, çiçek açıp meyve vermeleri kendi âlemlerinde bir harekettir. Hatta kök hareketiyle yer değiştiren ağaçlar bile mevcut. Kökler sadece göremediğimiz bir hareketi değil kendi aralarında iletişimlerini, besin alışverişlerini de sağlıyor.
Belki de, hareketin tanımı bir zamanlar oldukça dar bir kapsamla yapıldığı için bugün bu dar içeriği değiştirmeyen insan zihni bitkileri hareketsiz görüyor.

Aynı şekilde hayvanlar âlemine dair de görüşümüz dar olabilir.
İnsan dilinde konuşma yetenekleri olmasa bile iletişime sahipler. Daha ötesi, bilimsel alanda araştırma amaçlı yetiştirilen bazı kuş ve memeli hayvan türlerinin insanlarla da iletişime geçebildiği biliniyor. Akıllı denilen hayvan türleri tanımlanıyor. Ama en ilginci türün genelinde değil de bireysel olarak ortaya konulan farklar. Aynı türden tek bir birey ortaya çıkarak aklın ötesinde bir yetenek sergileyebiliyor.
Bütün türlerin becerileri ise sahip oldukları fiziksel bedenle sınırlı.
Bunu insana hatırlatmak için insan bedenine en yakın hayvanlara bakmak yeterli. İnsanın atalarının bu primatlar ile bağlantısı olduğunu düşünen bilimsel tezler halen geniş anlamda kabul görmüş durumda.
Yine de bu sadece fiziksel olarak düşünülebilir.

.
Bir canlı nasıl var olur?
.
Hayvan kelimesi dilimizde ‘hay’ yani canlı olanı ifade eder. Diğer bazı dillerde hayvan hareket halinde olandır. Tanımlar bir ipucu verseler de geneldir, bu canlı ve hareketli varlık türünü tamamen anlatmazlar. Kuşu kediden, kediyi köpekten ayırt etmek için diğer özelliklerine bakmak gerekir.
Öyle ki, insan da beden olarak aynı kategoride olmasına rağmen insana hayvan değil de insan dedirten kendi özellikleri var. Bilim dünyası dışa bakarak bunu insanın zekasında, düşünme, analiz etme, yorum yapma yeteneğinde görür. İnsan iki ayak üzerinde yürüyendir. Manevî dünya ise içe bakar ve bunu anlamlandırma, fark edebilme, yakınlık kurabilme, anlayış gösterebilme yeteneklerinde görür. İnsan kıyam ederek ayağa kalkmış olandır.
İnsan her iki dünyada da potansiyel olarak en üst gelişim seviyesine sahiptir. Kendini fiziksel ve akıl yönünde geliştirerek mimari, mühendislik, mekanik, elektrik, elektronik, teknolojik, sanayi, bilim, ilim, sanat, bedensel faaliyet alanlarında açığa çıkardığı gibi, kendini duygusal ve ruhsal yönünde geliştirerek sevgi ve saygı üzerine, birlikle beraber teklik ve bireysellik, bütün yaratılış âleminde çevresinde her şeyin yerini ve merkezinde kendi yerini bilmek üzerine açığa çıkarır.
İnsan bir anlamda kendini unutmuş olandır. Tüm yaptıkları hatırlamak içindir.
.
Bitkiler, hayvanlar diğer tüm canlılar ‘can’lıdır, ruh ise bir tek insana aittir. İnsanı hayvandan ve diğer tüm canlılardan ayıran bedenindeki aklı ve konuşma yeteneği değil özündeki ruhudur.
Hiç kimse akıl becerileri düşük seviyede olan veya konuşma yeteneği kaybolmuş ya da hiç ortaya çıkmamış olan bir kişiye hayvan demeyecektir. Sadece potansiyel olarak kısıtlı alanlarını görecektir. Potansiyel, her kişi için doğuştan bazı alanlarda geniş bazı alanlarda dardır. Gelişim için bir pay olsa da kimi müziğe meyillidir, kimi resime, kimi hiç birini yapamıyorum der, ancak yine içinde en iyi yaptığı bir şeyler vardır, arayıp bulmasını bekleyen.
Bir insanı hayvanlığa en yakın gösteren öfkesi, kaba ve saldırgan yapısıdır demiştik. Ancak bu sadece vahşi hayvanlar için geçerli ki, vahşi hayvanlar en acımasız kategori olarak görülebilir. Oysa hayvan olan, hayatta kalabilmek için doğasında bir cins acımasızlığa sahip olmak zorunda olandır. Kurnaz birisi, korkak birisi, sinsi birisi, cesur birisi, dedikoducu birisi, kibirli birisi, açgözlü birisi ve daha sayabileceğimiz nice karakter özelliğini sergileyen birileri de hayvanî bir sıfata, sıfatlara sahiplerdir ve yaşamak için, bir üstten korunmak için bir alta acımazlar.
Her insan içinde öyle ya da böyle bir hayvanlar âlemi saklar. Nuh’un gemisine binen bütün hayvanlar aslında insanın içindedir. Ve insandan beklenen bu hayvanlarla birlikte çıkacağı yolculuktan sonra eski dünyasının yok olması, bambaşka, yepyeni bir dünyaya adım atmasıdır.
Ruhun dünyasına.
.
Yolculuğun sonunda hayvanlar hiçbir yere kaybolmaz. Onlar sadece hatırlatıcı ve yol göstericidir.
Dönüşüm ve kurtuluş insan içindir.
İnsanın, insan olduğunu hatırlaması, bedeninin içinde ikâmet eden ruhunu ve ruhunun biricik vatanını fark etmesi içindir.
.

Bütün manevî öğretiler ya da dinler, insan bedeni ile doğan varlığın kıymetinden bahseder. Bu beden dünya üzerinde en yüksek potansiyeli, ruhu açığa çıkarma şansına sahiptir.
Ancak, potansiyel sadece potansiyeldir. Harekete geçmeyen hiç bir güç, bir yeteneği geliştirip gerçek özü ortaya çıkaramaz. İnsanın insan olabilmesi için kendini gerçekleştirmesi, kendini gerçekleştirmek için de kim olduğunu hatırlaması gereklidir.
.
.
Bir denge halinde bu dünya üzerinde yürüyen insan, yeryüzünde aradığı cenneti kuracak olandır. Cennetinin içinde korur kendini dış dünyanın hayvansal vahşeti ve acımasızlığından.

Kendini tüm insanlarda görebilen, içindeki hayvanları dışında seyredebilen, dünyayı var eden bu birleşik zincir örgüsünün aslında yaşamı koruyan bir zırh gibi bütün olduğunu bilen, insandır.

O bilir ki, karşılaştırma yapmaya, imrenmeye, üzülmeye, öfkelenmeye ve kıskanmaya gerek yoktur, bir insan bütün insanlardır.
Bir diğerinin sahip olduğu ya da gösterdiği güzellik ve marifet, kendi içinde takdir edeceği bir yanının açığa çıkıp sergilenerek ona kendini seyrettirmesidir.
Ne yokluğa üzülmeye ne de varlığa sevinmeye yer yoktur yaşamında, insanın.
O bilir ki, bir diğer canlının gözlerinin içine baktığında gördüğü sadece kendisidir.

Seveceği, saygı duyacağı, dost olacağı, yaşam vereceği kendinden başka biri değildir aslında.
.
.
.
