Siddhartha bir kralın oğlu olarak dünyaya geldi… Doğumu kral olan babasını çok memnun etmişti. Bir kral kendisinden sonra yerini alacak bir oğul ister, sahip olunanların devamlılığı, ismin yaşaması için bu hem gerekli hem de zorunludur. Bir oğul gurur kaynağıdır. Bu nedenle, oğlu dünyaya geldiğinde kral onu Siddhartha olarak isimlendirdi. İsminin anlamı ‘memnuniyet’ti…
.
Siddhartha’nın kral babası onun geleceğini bilmek istedi… Onun geleceği demek aslında kendi geleceği, krallığının geleceği idi. Bir krallığın geleceği, diğer krallıkların geleceği ve tüm krallıkların geleceği dünyanın geleceği demekti. Bir oğul güven kaynağıdır…
Kahinlere danışıldı ve hepsi aynı görüşteydi, iki parmak kaldırdılar. Bir yol ayrımı ve seçim vardı bu gelecekte. O, ya çok iyi bir kral olacak ya da bu dünyadan vazgeçecekti. Sadece bir kahin tek parmak kaldırdı ve dedi ki, ‘Seçim yok, onun yolu belirli, eminim ki vazgeçecek.’
.
Ama gururdan ve güvenden vazgeçmek kolay değildir… Böylece Siddhartha gerçekleşmesi arzulanmayan bir gelecek ihtimalinden sakınıldı. Diğer yolu hiç bilmemesi için yirmidokuz yıl boyunca sarayın duvarları içerisinde yaşadı. İstediği her şeyin hemen sunulduğu, onun için -bir kral için- mükemmel bir yaşam yaratıldı altın kafesinde. Gül yaprakları bile solmadan toplandı her gece, yeter ki seçim olmasın diye…

.
Halbuki, ikiye bölünen yaşam, sarayın duvarları dışında, ayrılan ve mükemmel olmadığı düşünülen her şeyi ile birlikte devam ediyordu. Gençlik, zenginlik, sağlık, mutluluk ve canlılık içerideyse, yaşlılık, fakirlik, hastalık, hüzün ve ölüm dışarıdaydı.
İki, ayrı gibi gözükse de içerisi ve dışarısı, yaşam için birdi.
.
Yaşam hep farkındadır. Farkında olmayan insandır.
Birbiri içine geçmiş dişli çarkları gibi, yaşam bütünsellik içerisinde gerçekleştirir kendini. İnsan ne kadar bazılarını arzulayıp diğerlerinden kaçmaya çalışsa da yaşamın sistemi bütündür. Sistemin içerisinde her çarkın bir yeri, görevi vardır.
Yaşama doğan sistemin içinde bir yere doğar. Çarklar, tıpkı bir saatin mükemmel işlemesine yardım eden birimler gibi kendi içlerinde de birer sisteme sahip, gruplaşırlar, görevleri paylaşırlar. Hiçbir görev yeri boş kalamaz. Sistem her an her biri ve birbiri ile iletişim içindedir, bozulan ya da artık iş göremeyen bir parçayı bir diğeri ile göz açıp kapayıncaya kadar yeniler.
Sistemin düzeni devam ettiği sürece vardır… Olanlar olmasaydı yaşam olmazdı.
.
İnsan yaşama doğduğunda farkında olmadan bu düzenin içine doğmuş olur. Aile ve toplum sistemleri, ülke ve insanlık sistemleri, onlarca birim, insanı görevinde tutmak için yaşam sisteminin hem işleyen bir parçası hem de kontrolcüsü olurlar. Bu, kendi kendisini gerçekleştiren, kendi bakımını yapabilen otokontrollü mükemmel bir bütünselliktir.
İnsanın kurnaz zihnine göreyse sistemlerin boşlukları, zayıf yönleri olur. Bunu bilirseniz sistem üzerinde etki sahibi olabilirsiniz. Anlamak yerine hükmetmeye çalışan insan zihni işte… Bilmez ki zihin kendini görüp değerlendiremez. O da sistemin içinde bir parçadır, sahip olduğu her düşünce kendi bildiği kadardır.
Sistem ise bilinmeyenden gelir…
.

Günlerden bir gün Siddhartha, kendi dünyasına yaraşır bir şekilde, gençlik festivaline katılmak üzere saraydan çıkar. Yanındaki kişiler tembihlidir, sarayın dışındaki yaşamı uzak tutmaları gereklidir.
Ancak, insan nereye kadar kaçabilir? Sakınılan her ne ise göze en çok görünen de o’dur.
Yaşam Siddhartha’yı izlemektedir.
.
Yolda ilk karşılaşılan hasta bir adam olur, sonra yaşlı bir adam ve sonra da bir cenaze görürler. Siddhartha, şaşkınlık içerisinde yaşamın daha önce hiç görmediği ve bilmediği bu yüzünü tanımaya çalışır, belki de sadece bazıları için geçerlidir diye düşünerek sorar, ‘Şimdi sağlıklı, genç ve canlıyım ama bir gün ben de hastalanabilir, yaşlanabilir ve ölebilir miyim?‘
Yanıt ‘Evet‘tir. Er ya da geç, her insan yaşamın tamamını deneyimleyecektir.
O zaman, anlamı nedir?
Gençlik yaşlılıkla, sağlık hastalıkla, canlılık ölümle nihayet bulacaksa insan nasıl devam edebilir… yaşamaya?
.

Soru sorulduysa yanıt bulunmalıdır. Kehanet gerçekleşir. İkiliğin dünyasında yol ayrımına gelinmiştir. Seçim yapılmalıdır.
Siddhartha vazgeçer.
Dünyadan.
Karalın sarayının ona sunduklarından.
‘Ölmeyecak olan her ne ise onu bulmak isterim‘ der.
‘Her mutluluk acı ile sonlanıyorsa, acıların son bulduğu yeri bulmak isterim…‘
‘Yaşamı anlamak isterim ve yaşamın bana henüz anlatılmayan hakikatini bulmak isterim...’
.
Vazgeçiş de aslında bir arzudur. Bu arzu sistemin dışına çıkmak için atılan bir adımdır.
Yaşamın kuralları ise her alanda yürürlüktedir. Kâinat, doğa, topluluk, aile yasaları, işleyiş kuralları yaşamın düzenidir. Kaos düzenlenmiş ve yaşam sistemi olmuştur. Biri diğerini doğururken hangisinin önce geldiğini kendileri bile hatırlamaz olmuşlardır.
İnsan için bu yasaların dışına çıkmak ve sistemin dışına adım atmak bir anlamda mümkün değildir. Çünkü her doğum, kaosun düzene adım atmasıdır, yaşam içindeki her yeni adım bir başka sisteminin içine girmektir.
İnsan büyür ve öğrenir.
.
Doğduğu aile ve çevreyi değiştirebilir ancak bağlar devam eder. Üstelik her yeni çevre yeni bir sistemin yükümlülüklerini getirir. Okuduğu okuldan mezun olur, o okulun öğretmiş oldukları artık onun bağıdır. Aileden ayrılır, anne babasından öğrendiklerinin bağı kalır. Aile, okul, toplum, her yaşanılan, her öğrenilen insanı bu sistemlere bağlı tutan görünmez bağlarıdır.
İnsan sistemin içinde görevlidir.
Görevin ne olduğu bazen aşikâr bazen gizlidir. Ailenin içerisinde kız ya da erkek çocuğu olduğunuzda sizden beklenen farklı, toplumun içinde çalışan ya da çalıştıran olduğunuzda yapacaklarınız farklıdır. Toplum hem kanuna hem de kanunsuza ihtiyaç duyar. Hem hasta edene hem de şifa verene, hem isyan edene hem de yönetene ihtiyaç duyar. Toplum kendi içerisinde herkese bir görev, bir yer verir. Kimi kral olurken kimi dilenci olur.
Ancak yaşam anlayışlıdır. İnsan yaşamda, fark ettiğinde, istemediği bir hâli, bir yeri, bir görevi gönüllü olduğu ile değiştirme imkânına sahiptir. Sadece fark ettiğinde, sadece esnek olabildiğinde. Çünkü bazı şeyler fark edilmeden verilir ya da alınır ve bir kez yerleşip katılaştığında değişmesi zordur.
.
İnsana en yakın olan aile, toplum yaşam sisteminin sadece birer birimidir. Evlendiğinizde eşinizin iyi bir hayat sürme arzusu, sizin çok çalışan ve para kazanan kişi görevini almanızı sağlayabilir veya anne babanızın bir parçasının yerine geçersiniz, fark etmeden.
Bununla birlikte, bütün olan tüm birimleri kapsar, sistem her yönden kuşatır varoluşu. Cesur birinin yeri boşaldığında bir bakmışsınız içinizde cesaret hisleri doğmuştur, merhametli biri ayrıldığında merhamet size verilmiştir bile. Birinin okuyamadığı kitabı bir diğeri okur, birinin yazamadığı mektupları bir diğeri yazar yaşamda.
Ve bir bakmışsınız ki siz, kralın erkek çocuk ve vâris arzusunu yerine getiren Siddhartha olmuşsunuz, isminiz size sorulmadan ‘memnuniyet veren’ olmuştur bile…
.

Çarkın dışına çıkmak mümkün müdür?
Siddhartha’ya ne olmuştur?..
Anlatılan odur ki, kurtulmak arzusuyla birlikte her vazgeçisi yeni bir bağlanma olmuş, maddi dünyadan vazgeçtiğinde manevî anlam arayan birine dönüşmüş, girdiği bir öğretiden vazgeçtiğinde bir diğerinin içine düşmüş…
Öyle bir noktaya kadar ki, en sonunda yemeden içmeden, bedeninden, yaşamından vazgeçmiş…
Ve vazgeçmekten vazgeçebilmek, arayışını sonlandırmak için durmuş…
Eylem dünyasını sona erdirmiş.

Yine de, beden dursa da zihin düşünce üretmeye, soru sorup yanıt vermeye devam eder. Zaten zihin değil midir eylemlerin çarkını çevirmeye en çok yardım eden…
.
Durmaksızın dönen bir çark, her şeyi var eden, var ederken kontrol eden bir sistem varsa eğer nasıl dışına çıkabilirim?
Ben bedenimin, düşüncelerimin, duygularımın, geçmişimin, geleceğimin içinde hapsolmuşken bu yaşamda nasıl kendimi özgür kılabilirim?
Özgürlük nedir?
İnsan ne zaman gerçek kendisini, kendi gerçeğini bulup gerçekten özgürce yaşayabilir?
İnsan doğduğu sistemlerin içerisinde öğrendiyse her şeyi, kendisini var eden bu sistemin dışında asıl benliğinin ne ve kim olduğunu nasıl bilebilir?
Sistemin kurucusu kimdir?
Kimdir ta en başta her şeyi planlayan ve böyle olmasını sağlayan?
Her soru bir yanıt arzuluyordu.
Sonsuz bir çark gibi her bir soru yeni bir hikâye başlatıyordu…
.
.
Anlatılan odur ki, Siddhartha soruların, arayışın ve hepsini başlatan arzuların doğasını anladığında özgürleşir, hem Siddhartha olmaktan hem de sistemin bağlarından.
İsimsiz kaldığında ona artık bir sıfat ile hitap edilir, buddha, aydınlanmış olan. Ancak bu sadece onu anlamak isteyenlerin kullandığı bir işarettir. Buddha, zihnin ötesine geçen demektir.
.
Kimisi için dünyanın sundukları albenilidir. Kimisi içinse dünya bir yüktür.
İnsan hayatı istediği gibi yaşayabilir.
İki parmak sadece bir kişinin kaderini anlatmaz. İki, dünya hayatının düzenidir. Çarkı döndüren kazançlar ve kayıplar, ekilen tohumlar ve biçilen hasattır.
İnsanın mutluluğunun veya acılarının kökeni aynı yerdedir. Kendi zihninin içinde, sahip olduğu düşüncelerde. Öyle ki, tek bir kelime bir an’da insanı dünyanın en mutlu kişisi yapabilirken, tek bir kelime bir an’da en derin acının içine atabilir.
Yaşamsa ‘değişen hiçbir şey olmadı‘ der. Bak etrafına her şey aynı.
İki, hem mutluluğun hem de acının kaynağıdır. Yaşam için hepsi birdir.
Yaşamın birliği kendiliğindenlik hâlindedir.
.
Savaş ve şiddet varsa barış içinde korunacak bir hayat da vardır. Ancak insan hatırlamalıdır ki, savaşı ve barışı yaratan kendi zihnidir.
Sıradanlığı reddedişi, özel ve ayrıcalıklı olma açgözlülüğüdür ayrımları yaratan. Sahip olma çabasıdır insana en büyük acı veren.
İnsanın kenetlenmiş bir elle yaşaması ise zordur.
Yaşam, parmakların arasından akarken avucu serinleten su gibidir insan için. İçinde olabilir, içine alabilir insan ama ne kadar istese de ellerinde kalamaz.

Dünyayı anlamaktır insanın yapabileceği.
Yaşamın lezzeti saf suyun arınmışlığı ve tazeliğidir.
Berrak bir suyun şeffaflığında görebilir insan, içindekini, içindekileri…
.
.
Siddhartha’nın sonlanıp buddha’nın doğduğu o an’da derin bir sessizlik hâkim oldu her şeye.
Sessizliğin içinde bir kuş ötüşü duyuldu uzakta.
Akan suyun sesi duyuldu.
Otların fısıltısı, yaprakların çağrısı duyuldu.
Sessizliğin örtüsü aralandı yavaşça.
Yaşamın konuşması duyuldu.
Buddha dinledi.
Gözleri kapalı, kulakları açık.
Her an bambaşka bir öyküde kendini gerçekleştiren yaşamın sesini,
Varoluşun müziğini dinledi.
Şimdi, hem var hem de yok, yaşamla bir idi..

.
.
.
