Sabah pencereden bahçedeki kuşları izliyorum…
Her şeyin sessizlikten yeni uyandığı bu vakit günün sakinliğini yansıtıyor…
Doğanın içerisinde her ne kadar uyanışı güneşin doğuşu ile belirlesek de her varlığın kendine ait bir saati var. Bitkiler, böcekler, kuşlar, kediler, köpekler kendi iç zamanlarını takip ediyorlar. Gün ağarmış da olsa biri uyanıkken diğerini uyur görebilirsiniz.
İnsan doğadan ayrı değil… Herkesin günün aydınlanmasıyla birlikte uyanmasını bekleyemezsiniz.
Üstelik, toplumsal yaşam, iş hayatı, yaşam rutini ile birlikte kalıplaşmış uyku ve uyanıklık saatleri olsa da modern zamanda suni ışığın da yardımıyla insana serbest bir alan tanınmış durumda.
İstediğiniz an yaşamınızı gündüz kadar aydınlatabilir istediğiniz an gece kadar karartabilirsiniz.
.
İnsanın iç âlemi de benzer değil mi?
İçsel aydınlık ve içsel karanlık sanki elimizde bir ışık düğmesi varmış gibi bizim kendi insiyatifimize ya da insafımıza kalmış diyebiliriz.
Işık düğmesini zihnin eline verdiğinizde sizinle bir çocuğun oynadığı gibi oynayabilir. Duyulan iyi bir haberle ışıkları yakıp hemen ardından bir düşünce ile karartabilir. Doğanın dengesi gibi değildir zihin âlemi. Zihinden dengeli olmasını bekleyemezsiniz. Daha çok kontrolü elinde tutmaya çalışan bir lidere benzer. Tüm güç kendi ellerinde olsun ister.
.

Bu sabah kuşlar, günlerdir süren sıcak havanın ardından akşam yağan yağmurun etkisiyle rahatlamış gibiler. Bahçede keyifle geziyor, toprağın serinliğiyle yüzeye çıkan böceklerin peşinden koşuyorlar.
Yaşamın devamlılığını ve öyküsünü sağlayan av ve avcı çarkı her an her yerde…
Onları seyrederken dikkatimi bahçeye gelmiş olan yeni tür bir kuş çekti ve birden diğer her şey arka plana düştü. Fotoğraf çekiyorsanız buna odağı belirlemek diyebilirsiniz. Odağım tek bir kuşa çevrildiğinde bütün çevre alan ikincil bir öneme sahip oldu. Şimdi gözlerim için en net olması ve artık takip edilmesi gereken dikkatimin seçtiği bu kuş.
Ben, oturduğum noktadan, gözlerimin imkân verdiği bir mesafede ya da duyularımın alanı içerisinde var olan şeyleri algılayabiliyorum. Göz için bu görüş alanı demek. Duyularınız sağlıklı işliyorlarsa her birine ait bir kapasite mevcuttur. Bunun dışına ancak araçlar yardımıyla çıkabilirsiniz.
Duyularımın çerçevesinde bir dünya mevcut oluyor benim için. Tıpkı av ve avcı ilişkisindeki gibi, her ne giriyorsa bu dünyanın içerisine benim için var olan sadece o oluyor.
Oysa dünya sonsuz bir zenginliğine sahip. Evrenin tüm kapsamını ise bilemiyoruz. Sonsuz ve sınırsız kavramı yaşadığımız evreni ve varoluş hakkındaki sınırlı bilgimizi yansıtmak için kullandığımız bir terim. Kendimiz dışında bir yaratıcıya, tanrıya ait bir alan.
Benim dünyam ise benim algı alanım ile sınırlı.
.
İnsanın hayal gücü ve düşünceleri fiziksel dünyasının ötesine gidebilse bile yine bir sınıra sahip. Hayal edebilmek için bilinenlere ait bir fikire sahip olmalısınız. Ya da yaratıcı olmak için esinlenebilirsiniz.
Bilinmeyenin ortaya çıkarılmasına ise keşif diyoruz. Bu bilinenden başka bir oluşum. Sanatçıysanız buna ilham diyebilirsiniz. Ya da manevî âlemde en ileri seviyede vahiy denebilir.
Bilinen ve bilinmeyen, gündüz ve gece gibi, birlikte var olmalarına rağmen kendi farklı kurallarına sahipler.
.
.

Belirli bir an içerisinde, insan tek bir şeye odaklandığında dikkati en üst seviyeye çıkar. Odak yayıldığında dikkat de dağılacaktır. Bu yüzden önemli bir iş ile uğraşanlar rahatsız edilmek istemezler. Meditasyon gibi duyuları içe döndürdüğünüz ve dış âlemi kapattığınız bir hâle ilk başlarda sessiz ve dingin bir ortamda daha kolay geçebilirsiniz.
Yaşamın çift yönlü yapısı bir yandan dinginliği sunarken diğer yandan dış dünyanın tehlikelerine karşı canlı varlıkların bir cins gizli alarm halinde olmasını gerektirir. Siz fark etmeseniz bile içinizde bir şey sizi korur. Koruma mekanizması güçlü olanlar için dikkati vermek ya da düşüncelerin getirdiği endişelerden arınıp dinginleşmek daha zorlaşır.
Her insan için ortak olan, uykuya dalarken bu koruma mekanizmasının en düşük seviyesine inmesidir. Duyuların algısı odaların ışıklarını söndürmenize benzer şekilde teker teker kapanır. Zihin ise biraz dirençlidir, devre dışı kalmak istemez. Bu yüzden, bazıları için uykuya dalmak kolay bazıları için zordur.
Uyumak için önce güvenli bir yer arar insan ve en rahat içerisi ve dışarısı karanlıktayken uyur.
Uyku dinlenmektir.
.
Ancak yaşam sadece uykuda geçemez. Uyku gerçekleştiyse uyanış da gerçekleşecektir. Bedeniniz yeterince dinlendiğini bildiğinde zihninizin herhangi bir müdahalesi olmadan otomatikman uyanırsınız. Sizi uyandıran iç saatinizdir.
Hepimizin iç saati farklı bir zamana kurulmuş. Güneş doğmuş ve hâlâ uyanmadıysanız daha çok uykuya ihtiyacınız var demektir. Güvenli ve rahat alanınızda uyku tatlı gelebilir. Ama uyanmak isteyip de uyanamıyorsanız, uyandığınız halde kalkamıyorsanız sisteminizin dengesi bozulmuştur.
Dengesini yitirenin tekrar dengeye kavuşturulması gereklidir.
.
Uyanmak sadece fiziksel olarak güne uyanmak değil de bütünsel olarak yaşama uyanmak olduğunda da kurallar pek fazla değişmiyor.
İnsan, kendisi için vakti geldiğinde uyanabilmek için önce dengeye kavuşmalı. O zaman hiçbir müdahaleye gerek kalmadan, zihni ile çalar saatler kurmadan, birisinden kendisini uyandırmasını istemeden, kendi doğallığı içerisinde ve ihtiyacı olduğu anda uykusunu tamamlayıp uyanacaktır, bütün zindeliğiyle.
Uyanmak, algı kapılarının açılmasıyla birlikte farkındalık âlemine girmektir.
.
.
Gözlerini açıp uyandığında, insan kendi algılarının ve odağının farkındalığında sorabilir;

İçinde var olduğum bu varoluşun odağı nerededir?
İnsan gibi -benim gibi- mi odaklanır yoksa dikkati yaygın mıdır tüm kapsadıklarına?
.
Soruların yanıtını kim verecek?
Bilincin yapısını sadece kendi bilincimiz üzerinden gözlemleyebilir ve anlayabiliriz. Bu nedenle bilgimiz yine ortak olarak aracımız olan insan bedenimize ve bireysel olarak kendimize göre sınırlı olacaktır.
Hem ‘varoluş her şeyi kapsayacak kadar yaygın bir bilinç yansımasıdır‘ diyebilir, hem de ‘her bir varlık onun odak noktasıdır‘ diyebiliriz.
Her varlık, varoluşun tüm dikkatini verdiği ve yaratıma geçtiği bir çıkış noktasıdır. Ve her varlık için o anda –kendi yaşamında– diğer her şey arka plandır.
Arka plan yaşamın zenginliğidir, mevcudiyetin çeşitliliğidir, olasılıkların kaynağıdır. Ancak arka plan, önde olacak olan değildir.
Bilincin farkındalığında olan insan, nasıl ki kendi dikkatini verdiği şeyi öne alıyorsa, hatırlamalıdır ki kendi varoluşu kendisine verilmiş olan bir önceliktir, ön planda olma hâlidir.
Her insanın yaşamı, tek bir odağın izlenmesi gibi izlenebilir.
.
Var oluş bilinci, bütünlüğü içerisinde her bir varlığı aynı anda ortaya çıkarıp odak haline getirirken, her birini yine aynı anda birbirinin arka planı yapar.
Ben, kendi dünyama baktığımda, odağım kuş iken, o anda kuşun odağı böcek, böceğin odağı topraktır göreceli canlılar aleminde ve bilinç toprak ile birlikte göreceli cansızlar âlemine geçer, insanın henüz bilmediği bir biçimde var olmaya devam eder. Arka planın nasıl var olduğu ise bilinmezdir benim için.
Bu nedenle odağını şaşırır insan, bilinmeyeni kendisinden ayırır.
.
Uyanış insan için bilinenin ötesinde bilinmeyene atılan bir adımdır. Genişleyen bir farkındalıktır. Varoluşla birleşebilme potansiyelidir. Sınırları kaldırıp sınırsız olana erişebilme kapısıdır.
Her insan kendi vakti geldiğinde uyanır.
Aslında, var zannettiği, ne bir seslenmeye ne de kendisini uyandıracak birine ihtiyacı yoktur insanın.
Yaşama doğduğu an gibi kendisine aittir zamanı.
İzin verdiğinde
Gözlerini açmaya
Beklediği
Kendisidir
Hem uyanacak
Hem de uyandıracak olan
.

Her an tek bir ân’a uyanır insan.
Yaşam o ân’ın içinde varoluşun odağının bir tek kendisi olduğunu bilmesini ister. Uyandığında gördüğü şeyler yaşamın ve kendisinin gerçeği, işittiği sözler yaşamın ve kendisinin hakikatidir.
‘Baktığım zaman benimle birlikte gören sensin, işittiğimde benimle birlikte duyan sensin, ne ben senden ayrıyım ne de sen benden ayrısın…’
Her an tek bir ân’a uyanır insan.
Odağını yaşama çevirdiğinde
Yaşam veren de yaşayan da
Var olan da var eden de
Yalnızca kendisi olur.
.
.
.
