Kendi Değerini Bilmek

Bazı sorular insan var oldukça sorulmuştur. Bazıları ise insan ancak kendisini geliştirdikçe sorulabilmiştir.

İnsan kendini geliştirdikçe hem daha önce sormamış olduğu soruları sorar kendine hem de diğerlerinin verdiği yanıtları değil kendi yanıtlarını bulmayı arzular.

.

Yaşamın içerisinde insan kendi değerini nasıl bulabilir?

İnsan nasıl kendi özgün hayatını yaşayabilir?

Benden doğan bana mı aittir, yaşama mı?

.

Bugün genişleyen bir farkındalıkla, sağlıklı ve dengeli bir yaşam için bireyin kazanması gereken özsaygı, özsevgi, özşefkat, özdeğer gibi kavramlardan bahsediliyor.

Bu kavramların kazanılması ya da ortaya çıkarılması gerekliyse ya hiç yaşanmamış ya da bir zamanlar bir yerlerde kaybedilmiş olmaları gerekir.

Aslında bunun da nedeni anlatılıyor…

Birey, içine doğduğu aile, toplum, vatan gibi kapsayıcı kalıplar ve şekillendirici yapıların içerisinde kendisine yüklenen bilgiler, öğretiler, çizilen yol haritaları, atfedilen yaşam modelleri, beklentiler, verilen sorumluluklar, yalnız kalma korkusu gibi sayılabilecek onlarca sebebe bağlı olarak, kendi varlığını ve özgünlüğünü keşfederek ortaya çıkarmak yerine, koşullandırılıyor. Koşullandırma artık bireyin etki altında olduğunu ve düşüncelerinin, davranışlarının çevresi tarafından şekillendirilip şartlandığını ifade ediyor.

O kadar ki, gerçek olanı sahte olandan ayırt etmek neredeyse imkânsız hale gelebilir. Birey kendi gerçeğini asla bulamayabilir.

Özgün olmaktan, yaratıcı olmaktan bahseden toplumlar bile bunu koşullar altında yapıyorlar. Yaratıcı ve aykırı olanın da bir şekilde topluma uyması isteniyor. Aksi taktirde dışlanıp göz ardı edilmek, eleştirilip beğenilmemek üzere, tarladan ayıklanan yabani otlar gibi bu bireyler de toplumdan ayıklanıp kendi başlarına kalmaya mahkum ediliyor.

.

Hem bütün olmak hem de bir olmak, birey olmak nasıl mümkün olabilir?

.

Gözlemlediğinizde, varoluş sisteminin kendi yapısı içerisinde bütünlüğe sahip olduğunu yine de, ortaya çıkardığı her bir varlığa kendi özgün bireyselliğini verdiğini fark edersiniz. Her varlık kendi âlemi içerisinde birbirine benzerdir, bununla beraber her varlık sınırlı da olsa bireysel farklılıklara sahiptir. Hiçbir taş, hiçbir bitki, hiçbir hayvan bir diğerine tamamen benzemez.

Bireyselliğin sınırsız bahşedildiği âlem ise insana aittir. Yaşama doğan, yaşadığı hayatın öznesi olan her insan tek ve bir olmanın özüne sahip. Ancak insan nasıl ki kendi bedeninin içini göremez, özünde sahip olduklarını da açıklıkla görüp bilemez. Her insanın kendi yaşamına ait en önemli sorumluluğu, doğuş hakkı olarak verilmiş olan bu özü önce keşfetmek, sonra da işlenip açığa çıkarılması gereken gizli bir cevher gibi değerini bulmasını sağlamaktır.

.

İnsanın kendi değerini bulması en başta bir değer sahibi olduğu idrak etmesiyle başlar.

.

Bu idrak bir merak sonucudur.

İnsan, çevresine baktığında gördüğü sayısız insan arasında, kendisinin kim olduğunu merak ettiğinde başlar değişimi. Cennet bahçesinden kovulan Âdem ve Havva misali, kendi değerini bulabilmek için ona söylenenlerin dışına adım atma cesaretini gösterdiğinde, sınırlı da olsa güvenli bir yaşamı geride bırakmayı göze alabildiğinde başlar dönüşümü.

Cennet, insan için yine öğrenilmiş bir kavram. Anlatıldığı kadarıyla, Âdem ile Havva’nın yaşadığı cennet bahçesi onlara safiyeti sunmuştur. Bu safiyet bilgi ve düşüncenin olmadığı bir yaşamdır. İnsan dünyada bu cenneti yaşamının ilk yıllarında deneyimler. Başka bir yaşam olduğunu bilmediğinde, insanın kendisi için hazırlanmış olanı tek yaşam zannetmesi gibi, her yeni doğan kendisi için hazırlanmış yaşamın içine, kendi cennet bahçesinin safiyetine doğar. Konulmuş kurallara itaat ederek yaşayacağı bildiği tek bir yaşam vardır, ta ki, cennetine şeytanı gelene kadar.

Çocukluğu geride bırakıp ergenliğe ulaşan insanın içindeki şeytanı uyanır. Şeytan, insan için ötesindekini işaret edendir. İnsana gördüğünün ötesinde bir yaşamı düşündürtendir. Bu nedenle, yoldan çıkarıcı denilir. Şeytan isyankardır, baş kaldıran, kuralları tanımayandır. Kendini beğenen ve üstün olduğunu söyleyendir. Şeytan hem kötü hem de iyidir insan için.

.

Sadece kötülüğü ile bildiğimiz şeytan, nasıl olur da iyi olabilir insan için?

.

Şeytanın iyiliği uyandırmasındadır insanı. Öğretilmiş kalıpların ve koşulların dışına çıkabileceğini fark ettirmesindedir.

Şeytanın kötülüğü ise açgözlülüğü getirmesindedir. İnsanın sadece arayışta ve sahip olunacak arzuların hayalinde kalıp, hiçbir şeyle tatmin olamayan bir hayatın içine çekmesindedir.

.

.

Aramayan bulamaz.

Yola çıkmayan ulaşamaz.

Kaybetmeyen kavuşamaz.

Yitirmeyen değerini bilemez.

.

İnsanın kendi değerini bilmesi için yitirmesi gereklidir değer taşımayanı.

Kendi gerçeğine kavuşabilmesi için kaybetmesi gereklidir sahte olanı.

Özüne ulaşabilmesi için göze alması gereklidir yola çıkmayı.

Bulabilmek için araması gereklidir kendini.

.

.

Merak olmasaydı insan yaşamda hiçbir şeyi keşfetmek, öğrenmek istemez, gelişemezdi.

Merak şeytana uymaktır. Bilinmeyeni bilmek arzusudur.

Merak değişimdir. Dönüşümdür.

Merak insanı cennetten çıkaran, dünyaya indiren, kendini fark ettiren ilk adımdır.

.

Farkındalık özün ışığıdır dışarı yansıyan.

Öz cevher, işlenip açığa çıktıkça genişleyen bir farkındalıkla, yeni bir yaşam inşa eder insan için.

Yeni bir yaşam, sunulmuş cennetten çıkıp kendi kurallarıyla cennetini kuranlara bahşedilir. Ancak cennet her kurulduğunda şeytan tekrar ve tekrar belirecektir. Yaşamda ne zaman düzen kurulsa düzeni bozmak için bir görevi vardır.

İnsan fark edene kadar…

Çıkması gereken diğerlerinin kurup kendisini içine aldıkları bir cennettir. Bu cennet ki belki de cehennemidir insanın.

İnsan ancak kendi cennetini kurduğunda ve sahip çıktığında gerçek vatanına, sahip olduğundan memnun olduğunda özüne kavuşabilir.

Özsevgi

Özsaygı

Özşefkat

Özdeğer

Kendi yaşamına sahip çıkanın bulacağı en kıymetli hazinedir.

.

.

Ben, sana ait olmayan ama senin dudaklarından dökülen o sözleri duyduğumda nasıl tanıyabilirim seni?

Ben, sana ait olmayan ama senin anlattığın o fikirleri dinlediğimde nasıl saygı duyabilirim sana?

Ben, sana ait olmayan ama senin sahiplendiğin o yaşamı gördüğümde nasıl sevebilirim seni?

Ve sen,

Benim gerçeğimi göremiyorsan eğer

Nasıl bilebilirsin kim olduğumu…

Ki ben,

O gerçeği ortaya çıkaramadıysam eğer

Nasıl bilebilirim kim olduğumu…

Ve yaşam,

Gerçeği sahteden ayırt edebilmesi için

Her insanın kalbine ihtiyacı olan tek şeyi sundu

Bütün ‘benim’ denilenler, bütün fikirler geçici iken

Şimdi sor kendine, senin için kalıcı olan neydi?

.

.

Yaşamın içerisinde kendi değerini bulmak için kendine değer vermesi gereklidir insanın.

Bedenin içinde her bir hücrenin yaşam kıymetinde olması gibi her bir insan yaşam demektir bu âlemde. Ne bir eksik ne bir fazla olması mümkün değildir kusursuz bir dengede.

Başkasına ait söylemleri geride bıraktığında insanın elinde kalan kendine ait sözlerdir. Kulaklarını kendisine kapatmış olan insanın ilk kez kendi içinden doğan sözlerini dinlemesindedir değeri.

Çok uzakta ve imkânsız değil, insanın kuşatıldığı sahte ve yapay olandan sıyrılıp özlemle ulaşmaya çalıştığı gerçeklik, sadece kendisi gerçek olduğunda gerçekleşir.

Değerli olan safi, som olan, gerçek olandır.

.

.

.

Leave a comment