Bir ve On Bin Varlık İnsan

Yaşam kararlar ve seçimlerle ilerliyor.

Bir yol ayrımında hangi yönün seçileceği alınan karara bağlı. Nereye gitmek istediğini bilen insan için seçim çok nettir.

Yol ayrımında kararsızlık varsa, yolun nereye götürdüğü bilinmiyorsa, insan önce duracaktır ama sonra bir karar vermelidir… seçim yapabilmek için.

Karar ve seçim yoksa mecburiyet vardır, yaşam yönlendirir.

.

İlerlemenin bir sonu var mıdır?

Gelişimin bir sınırı var mıdır?

.

Durağan olan görecelidir, yaşamda hareket kaçınılmazdır.

Yaşam insanı karar almaya zorlar, ilerlemeye teşvik eder, gelişmeye, kendini keşfetmeye, kendini gerçekleştirmeye yöneltir. İnsan için olabilecek en ileri, en üst nokta, üst insan, farklı kültürlerde farklı isimlerle tanımlanmıştır.

Biz, ‘insan-ı kâmil‘ olarak adlandırıyoruz.

Bu, hem özünde sınırsız ve sonsuz olana işaret eder hem de bedenî mevcudiyette insan olanın sınırını gösterir.

Kâmil insan, insanın en mükemmel hâlidir. Kemâlat, bilgi ve ahlak güzelliğidir, olgun kişiyi tanımlar. İyi huy, edep, erdem gösterendir. Kâmil insan, bütün, eksiksiz, noksansız, yetkin ve tamdır. Bir nevî mükemmel insan.

Yine de, bedensel olarak mutlak mükemmellik mümkün olamayacağı için sınırı vardır. Varlık dünyası, hayal âleminde kurulan mükemmel planların, yaşama farklar, çözülmesi gereken problemler ve eksiklere geçmesi gibi kusur sahibidir. Özde ise tüm bunları ortaya çıkaran mutlak mükemmellik olduğu için, potansiyelde kusursuz ve sınırsızdır.

.

Modern dünyada, filmlerde seyrettiğimiz süper güçlü kahramanlar, bilgeler, bedensel ve ruhsal olarak gelişimin üst noktalarını sergileyen insanların ilham kaynağı bu kavramdan açığa çıkar.

Tarihin çeşitli zamanlarında, tüm uygarlıklarda, tüm toplumlarda, insanın var olduğu her dönem ve mekânda örnekleri olmuş, hikâyeleri anlatılmış, mitler oluşturmuş, insana yol ışığı olmuşlardır.

.

.

.

Bundan iki bin beş yüz yıl kadar önce dünyaya gelmiş bir insan, kendi içsel ve dışsal yolculuğunun bir noktasında bu kâmil insanı temsil edecek hâle ulaşan bir kişi, bir üst insan, üstad, aydınlanmış ve uyanmış olan, buddha.

İsimlendirilmiş bir birey olmanın getirdiklerinden arınıp dünyanın hem mutluluk hem de acı veren döngüsünden kurtulan. İnsanın bilindik varoluşunun ötesinde, özünde, sınırlının içindeki sınırsızı, son bulacak bedensel olanın içindeki sonsuzu yaşamış olan.

.

Bilinen dinlerin ve peygamberlerin, kutsal kişilerin yanında farklı bir yeri var.

Buddha’nın hikâyesinde dışarıda bir tanrı yoktur. Bir insanın arayışını, aradığı ile buluşmasını ve kendini gerçekleştirmesini anlatır.

İmrenilecek bir hayata doğar, yaşamın en güzel yanlarını deneyimler. Korunulan ve sakınılan bir yaşam ise aşırı uçtadır. Varoluş denge kurabilmek için diğer ucu gösterir. Hastalıkları, acıyı ve ölümü.

Yaşamın bu iki yüzüne şahit olmak, mevcut dünyanın alt üst olması, yaşanan büyük sarsıntı, aslında yaşamın insanı teşvik etmesidir. Ötesinde olanı araması için yola çıkmasına yardım edendir.

Karar nettir.

Eğer tüm bu ihtişam, güzellikler, gençlik, zenginlik geçiciyse ve bir gün yok olacaksa, yaşamın hakikati nedir?

.

Yok olmayacak olanı bulmak ve bununla birlikte yaşamak.

Çare belki de insanlığın tarihi boyunca ortaya çıkardığı bilgilerde, öğretilerdedir. Yanıt belki de bilen birindedir. Oysa, aradığı cevap öğretilen bilgilerden ve inançlardan gelmez.

Dışarıdan söylenen sözlerin bir yanıt getirmediğini fark eden içerideki sese yönelir. İçsel ses, kendi hakikatini bulmasında rehberi olur ve hakikatini yaşamda gerçekleştirmesine yardım eder.

Bir insanın, hiçbir kutsallık ve tanrısallık üstlenmeden, sadece bir insan olarak yaşamda ulaşabileceği potansiyelin açığa çıkması.

Bir insan yapabiliyorsa, her insan yapabilir.

.

.

Dünyada yaşayan her insan potansiyelinde bu aydınlığı taşır. Bazılarının yolu önceden belirli, bazılarının ki kolay, bazılarının ki daha zorlu olabilir. Yine de, bu potansiyele ulaşmak isteyen her insana yol açıktır.

.

Yol açıktır ancak, yürünmesi gerekir.

Yürüdükçe ilerlemek mümkündür.

Öncelikle yola çıkmaya karar vermek gerekir.

Yol ayrımlarına gelindiğinde seçmek,

Her seferinde yeniden karar vermek,

Her seferinde hedefi hatırlamak gerekir.

.

Dünya yaşamında zıtlıklar âlemi birlikte var olur, mutluluk mutsuzlukla, güzellik çirkinlikle, sağlık hastalıkla, kazançlar kayıplarla, iyilik kötülükle bitmek bilmeyen bir dönüşüm içinde mevcuttur.

İki zıt yönün tam ortasında dengenin mümkün olabildiği bir nokta vardır. Bu orta nokta, orta yolu anlatır. İnsanın, yaşamda kendi dengesini bulabileceği yegâne nokta, yegâne hâl.

İnsanın orta noktada kalamayıp zıtlıklara savrulmasının sebebi ise arzuları, beklentileridir. İsteklerin açgözlü hırslara dönüşmesi çok kolaydır. Bir anlamda yaşamın devamlılığını sağlayan bu istekler, insanı kolayca kontrol ettiğini sandıklarının elinde kontrol edilene dönüştürür. Kendi kuyruğunu ısırmış ve bir türlü kurtulamayan bir yılan misali insan kendi yarattığı dünyasının içine hapsolur.

Güzel ve kolay bir yaşam uykuda tatlı bir rüya görmek gibidir. Kötü bir yaşam ise kabus benzeridir. Fark etmek uyanmaktır. Ancak uyanmak yetmez, ayağa kalkmak gerekir. Aydınlanma hem uyanış hem de kıyam etmektir. Dünyanın hakikatini sadece görmek ve bilmek yeterli değildir, ayağa kalkıp çarkın dışına adım atabilmek gereklidir.

.

.

Bununla birlikte diğer bir yol ayrımına gelir insan…

Anlatılır ki, aydınlandıktan sonra Buddha yedi gün boyunca susmuştur… Aslında, hiç konuşmayacaktır.

Kelimeler anlatmaya yeterli olamayacak‘ der. ‘Söylediklerim her hâlükârda yanlış anlaşılacak.’

Yine de, onu anlama potansiyeline sahip bir insan vardır… Göksel varlıklar yeryüzüne inerek onu ikna ederler. Bütün konuşma o insan içindir…

.

Varlığın birliği içerisinde, aydınlanmış kişi, bütün konuşmasını kendinden kendine, kendisi için yapar. Beden beldesinin her bir noktasına aydınlığını ulaştırabilmek için. Işığın ulaştığı her yerde yaşam ortaya çıkar, yeryüzü yeşerir, cennet misali canlanır ve güzelleşir.

O, öyle bir aydınlıktır ki, karanlık bir noktadan doğar. Kalbin içindeki en karanlık noktadan. Tıpkı, gecenin rahminden gündüzün doğması gibi, nur’u doğurandır bu nokta. Tıpkı, insanın gözbebeği gibi imgeleri yaratandır. Tıpkı, evrenin kara delikleri gibi her şeyi içine alan, bilinmez bir âlemde kaybeden ve yeniden ortaya çıkarandır.

.

Aydınlık karanlıktan doğar. Karanlık aydınlıktan doğar.

Her insan kendi karar verir. Yola çıkmaya, devam etmeye.

Her insan kendini doğurur. Seçimleriyle, gelişimiyle.

Her insan özgürdür. Sessiz kalmaya ya da konuşmaya.

.

.

Sessiz kalmak isteyenler, aydınlığa kavuşup yaşam döngüsünün ve çarkın dışına çıkmış olanlar, ulaşılan bu noktadan memnun daha fazla ilerlemeyi arzulamayanlar. Onlar için arzu ve benlik kalmamıştır. Her şey huzurda ve dingindir. Buddha’nın âleminde, onlara Arhat’lar denilir. Buddha’nın konuşma arzusu olmayan hâli gibidirler.

Ancak yaşam ilerlemek ister. Konuşmak isteyenler yolun daha ileri noktasını görmüşlerdir, onlara Boddhisattva’lar denilir. Buddha’yı konuşmaya teşvik eden göksel varlıklar gibidirler. Bir insan yapabildiyse, her insan yapabilir. Bu nedenle bilinenin anlatılması gereklidir. Tüm insanlara kurtuluş yolu gösterilmelidir.

.

İnsan kendini kurtarmışken neden diğerlerini düşünür?

Neden kendi cennetini kurmuşken tekrar dünyanın zorluklarına geri dönmek ister?

Diğerleri kendi hallerine bırakılsalar ne olurdu?

.

Yaşam, doğası geri bozulmaya meyillidir.

Bir çiçek baharla birlikte topraktan uyanır, güneşe doğru yapraklarını uzatır, doruk noktasında çiçeğini açar, bütün potansiyelini ve güzelliğini sergiler, sonra bu zirveden yavaşça aşağı iner, bedeni eğilir, çiçeği solar ve nihayetinde toprağa geri döner.

Tüm insanlar, çocukluk ve gençliğin enerjisini, güzelliğini, özgürlüğünü tadar, sonra yaşlılığın ellerine teslim olurlar.

Yaşamda her şey bir döngü içerisinde var olur.

En büyük kazanımlara sahip olsanız bile hepsini yavaşça bırakmak zorunda kalırsınız, ya tutmaya gücünüz yetmez ya da sizden geri alınır.

Bu yüzden, insanın kendini kurtarmış olması yeterli değildir. Bedenen burada olduğu sürece yola devam etmelidir aksi takdirde çark onu geri almak isteyecektir. Kendisini kurtarmış olan için yol diğerlerine yardım etmeye yönelir. Varlığın birliğinde, diğerleri de özde kendisinin bir parçasıdır. İçsel olarak gerçekleştirilen dışsal olarak yaşama geçirilir.

.

İnsanı dışarıya yönelten uyanmış olan içsel değerlerdir. İyiliksever kalp, sevecenlik, şefkat gibi değerlerin canlanmasıdır.

Tarihte Arhat’lar için bencil tabiri kullanılmıştır. Bu, insanın kurtuluş yolunda gerekli bir bencilliktir. Kendini kurtaramayan bir insanın diğerlerine yardım etmesi mümkün değildir.

İnsan önce kendisine ışık olmalıdır. Yeterince parlak olduğundaysa diğerlerini de aydınlatabilir.

Yayılan bu aydınlığın kaynağı, iyiliksever kalp ve şefkat, bir duygu değildir. Eğer sadece bir duygu olsalardı, bu insanı sevgi açgözlülüğüne götürürdü.

İnsan, iyiliği ve yardımı karşı taraftan bir beklenti üzerine, sevgi alışverişinde yaparsa kendini yine çarkın içine sokacaktır. Aydınlıkla birlikte yayılan, güneşin ışığı gibi beklentisiz ve kendiliğindendir.

.

.

Buddha, aydınlanmış kişi, sağ ve sol yanında iki Boddhisattva ile resmedilir. Biri elinde kılıç taşır, diğeri ise yaşamın neşesidir. Bu iki varlık, insanın kendi içinde birleştireceği iki yönüdür.

Akıl ve gönül tam anlamıyla birleştiğinde, insan en kâmil hâline ulaşır. Kalpteki putlar kırılır, iç âlem bu birliktelikle temizlenir ve insan beden evini arındırır.

Akıl kılıcın sahibidir, yol açıcı ve koruyucu, gönül ise coşkuya ve neşeye sahiptir, cenneti vaat eden.

.

Bütün insanlar bir tek insandır.

Işıkla aydınlanıp açan her çiçek gibi hepsi birbirinden farklıdır.

Bütün varoluş muazzam bir ağ örgüsü içinde birbirine bağlı tek bir varoluştur.

On bin varlık sembolik olarak sonsuz ve sınırsız farklılığı ve bütünlüğü temsil eder.

Her insan aynı anda hem bir hem de on bin varlıktır.

.

.

.

Leave a comment