.
‘Gözlerimin önünde ne varsa onu görüyorum.’
.
İnsan, kendisini varolan bir dünyanın içine yerleştirilmiş olarak algılar. Dünyanın içine doğduğu andan itibaren hazır bir yaşam alanına gelmiştir. Her şey mevcuttur.
Mevcut olanı sağa sola çekip yerini değiştirebilir, kendi yerinizi değiştirebilir, ortadan kaldırıp başka bir yere koyabilir, bir daha hiç bulmamak üzere atabilirsiniz.
Ancak, mevcut olan mevcuttur.
Dünya, bildiğiniz haliyle gözlerinizin önündedir.
Aynaya baktığınızda bildiğiniz kendinizi görürsünüz.
.
.
Yakın döneme ait bilimsel çalışmalar maddeyi oluşturan atomaltı parçacıklara ulaşmayı başardı. Ulaşılan bu seviyenin yapısı incelendiğinde algıladığımız gerçekliğe dair ummadığımız bilgilerle karşılaştık.
Bugün, atomların yapılarında çekirdek etrafında yer alan elektronların sabit bir yörüngede değil hacimsel bir bölgede bulundukları biliniyor. Bulunma olasılıklarının en yüksek olduğu bulutumsu bir bölgeden bahsedilebilir ancak, her ne kadar bulundukları bu bölge bilinse de tam olarak nerede oldukları söylenemez.
Buna benzer edinilen yeni bilgiler bazı şeyleri açığa çıkarsa da diğer şeyler gizemlerini korumaya devam ediyor.
Modern bilimsel kuramların en çarpıcılardan biri, çift yarık deneyi olarak adlandırılan bir çalışma. Bu deneyle fotonların gözlemlendiklerinde gözlemcinin niyetine göre davranarak yani, baktığınızda veya bakmadığınızda farklı özellik sergiledikleri keşfedildi.
Gözlemcinin dikkati üzerlerindeyken fotonlar beklenen davranışı sergiliyor, örneğin, kullanılan yarığın şeklini yansıtıyor ancak, gözlemci dikkatini üzerlerinden çektiğinde farklı bir davranış modeline geçiyorlar.
Gözlemcinin dikkati ne demektir?
Bu, belirli bir zihin niyeti içerir. Enerji dikkatin odaklandığı yere doğru akar. Fotonları etkileyen gözlemlemenin ötesinde gözlem yaparken sahip olunan zihin niyetidir. Onlardan bir beklentiniz var ve bunu bildiklerinde beklentinize uygun davranıyorlar. Anne ve babalarının evde olduğunu bilen çocuklara benzer belirlenen kurallara uyuyorlar. Siz bakmadığınızdaysa evde yalnız bırakılan çocuklar gibi bambaşka bir hale geçiyorlar.
Fotonlar nasıl oluyor da gözlemlendiklerini biliyor?
Şimdilik, bilinçli olduklarını söylemekle yetinebiliriz.
.
Dış dünya sadece mevcut değil de tümüyle bilinçli bir mevcudiyetse, ne değişir?
Bunun üzerine düşünebilirsiniz…
.
Bütün varolanlar gerçekten bilinçli ise, kendi yaptıklarının sorumluluğunu aldıkları ve buna uygun istediklerini yapabilecekleri özgür yaşamları olmalı. Bu kulağa hoş gelse de kaotik bir dünya düzenine benziyor. Hem taş, toprak gibi yapıların hatta bitkilerin bile kendi iradeleri ile hayatlarını sürdürdüklerini düşünmek bize tuhaf gelir.
Bizim yaşadığımız dünya birbiriyle bağlantılı ve belirlenmiş varoluş kurallarına sahip, gerçekleşenler neden sonuç ilişkileri içerisinde oluyor, bu nedenle tarlaya ne ekersek onu biçeceğimizi biliyor, bilimsel araştırmalar yapabiliyor, sonuçları kararlara bağlayabiliyoruz. Bildiğimiz yaşam öğrendiklerimizi tekrarlayarak bizi doğruluyor. Güneşin hangi dakikada doğacağını hangi dakikada batacağını biliyoruz, mevsimlere göre gerçekleşecek değişimi hesaplayabiliyoruz. Suyun kaynama derecesi değişmiyor. Bitkilerin, hayvanların yaşamlarını öğrenebiliyoruz. Kendimize bildiklerimizle bir yaşam inşa ediyoruz.
Yine de, beklenmeyen gerçekleşebilir. O zaman buna, mucize ya da keşif diyoruz. Belki de sadece bir kez olacak ama olma ihtimali var. Yaşamda bunun da yeri hazır.
Her şey bu kadar kusursuz işliyorsa, varolanların değil de varoluşun bilincinden bahsetmek daha doğru olacaktır. Bölünmüşlüğün içerisinde birleşik tek bir bilinç.
.
.
Benim yaşamım bildiklerim ile düzenlendi.
Fotonlar her an onları gözlemlediğimde beklentim üzerine şekillenip bana yanıt veriyorlar. Bilincim yerinde oldukça devamlılık bozulmuyor.
Devamlılığın bozulması için iki şeye ihtiyaç var. İlki, bilinçli zihin niyetimi değiştirmem. İkincisiyse, zihnimin kontrolü dışında, bilincimin altına düşmem ya da üstüne çıkmam.
.
Zihin niyetini değiştirmek, genel anlamda bir dilekte bulunmaya benzer. Olmasını istediğiniz şey için farklı düşünmeye başlarsınız. Bunun için kullanılan çeşitli teknikler var, dua etmek, bir yaratıcıdan dilemek, imgelemek, kendini motive etmek, kendine telkinde bulunmak, irade kullanmak, formatlamak… Ancak, zihin diğer yöne de sahip, olumsuz düşünceye. Korktuğunuz, endişelendiğiniz ya da aşırı düşündüğünüz şeylerle karşılaşma olasılığınız da bir dilek gibi iş görür.
Zihin niyeti değiştiğinde gözlemlenen fotonlar yeni arzuya yanıt vermek üzere gözlemciye uyum sağlayacaktır. Olumlu değişimlerde başarısı sevinç ile karşılanan bir durum.
Bilinçaltı ya da bilinçüstü ise biraz daha gizemli hareket eder. Burada bilinçli zihin ve bir zihin niyeti devrede değil. Bilinçaltında mevcut bir bilgi deposu işlevde. İnsanların kolay öfkelendiklerine dair bir kavrama sahip olan bir kişi için yaşamda kolay öfkelenen insanlarla karşılaşmak hiç de şaşırtıcı olmayacaktır. Kendi kendini doğrulayan bu fenomen, her gerçekleştiğinde sahip olunan kavramı daha da güçlendirecek, içinden çıkılmaz bir duvar örerek bu kişiyi içine hapsedecektir. Yaşamsa iyi kötü seçmeden sedece bildiğiniz, alıştığınız, tanıdığınız dünyayı sizin için mevcut kılmakta.
Depolanan bilgiler kişi farkında olmasa ya da farkına varsa bile değişmedikçe kendilerini gerçekleştirmeye devam ederler.
Peki, çıkış yolu nerede?
Farkına varmanın avantajı değişim arzusunu devreye alabilmektir. İnsan yaşamını niyetlerle, motivasyonla ve irade ile değiştirebilir. Adım adım ilerlenecek ve sonuç alınabilecek bir yol. Ancak bilinçaltında siz bir şeyi değiştirirken ürettiği diğer şeyler halen devrede olacaktır. Bu nedenle, insanın düştüğü girdabın içinden çıkması gereklidir. Problemlerin veya sıkıntıların kaynağı girdabın derinliklerinde insanı aşağı çeken bir vakum yaratır, çıkış ancak yukarıya ulaşıp nefes almakla sağlanabilir.
.
İnsanın henüz bilmediği, bilmediği için hiçbir zihin niyetine ya da dileğine yerleştiremeyeceği şeylerin kaynağı nerededir?
Günlük yaşamda hiç beklemediğimiz bir şeyle karşılaşmak ya da mucize benzeri bir keşif yapmak bizi şaşırtır, alışageldiğimiz kalıbın dışına çıkarır. Bugün daha çok sanatçılarda gördüğümüz dünya ötesi âlemlerin yansıtılması, geleceği gösterdiğini düşündüğümüz filmlerin yapılması aralıklardan giren ışık gibidir. Farklı bir foton gerçekliği.
Oysa sanatçılarda hayranlıkla seyrettiğimiz şeyi, bir çocuk yaptığında ve gökyüzünü pembe, ağaç yapraklarını mor resmettiğinde bunun hatalı olduğunu düşünürüz. Çocuğa doğrusu itina ile öğretilir. Gökyüzü mavi, yapraklar yeşildir. İnsana itina ile yaşam öğretilir, bildiği gerçeklik yaratılır.
Bilmediğini ise anlatmanın mümkünatı yok. Çağlar boyunca, bilinmeyene ulaşabilenler sadece işaret edebilmiş, sembollerle anlatmış ve yolu tanımlamaya çalışmışlar. Onlar, yükselmekten, aydınlanmaktan bahsettiler. Kirlerden arınıp, mevcut inançların bağlarından kurtulmaktan. Hayata önyargısız bakıp özgür olmaktan.
Bu gerçekleştiğinde sizin ne göreceğinizi kimse bilemez. Herkesin yaşamı kendine özeldir. Bu nedenle ne bir diğerini ikna etmeye çalışmanız ne de kendi doğrunuzu savunmanız gerekli değildir.
Yaşamın güzelliği de buradadır.
Baktığınızda gördüğünüz sadece sizin için orda vardır.
Tek bilinç sizin bilincinizdir.
Yaşam sadece size aittir.
Mevcut olan sizin için mevcuttur.
Dünya görmek istediğiniz dünyadır.
Görmek istediğiniz kendiniz karşınızdadır.
.
.
.
Benim dünyamda gökyüzünün sınırı yok. Benim dünyamda yükselmeyi engelleyecek hiçbir şey yok. Tek sınırım katı inançlarımda, endişelerimde, korkularımda, kontrol arzumda.
Belki de bu, dünyalarımızın ortak noktasıdır.
Benim dünyamda mucizeler mümkün. Bakımsız bir bahçede açan bir çiçeği, aniden kanat çırpan yabani bir kuşu, yağmur sonrası gökkuşağını, hayatımı değiştiren bir kitabı, bir insanı mümkün kılıyor.
Belki de bu, dünyalarımızın ortak noktasıdır.
Benim dünyam hiç bilmediğim bir dille benimle konuşmaya devam ediyor.
Bu dünya keşife açık, gözlemcinin yorumsuz yargısız bakacak gözlerini bekliyor.






Belki de bu, dünyalarımızın ortak noktasıdır…
.
.
.
