
Enerji’nin tanımı çok kapsamlıdır ancak kısaca, bir sistemin iş yapma kapasitesidir denilebilir. Enerji, evrende ve doğada meydana gelen tüm fiziksel ve kimyasal olay ve tepkimelerde, mekanik, termal, ışık, elektrik ve manyetik tiplerde kullanılan veya dönüştürülen tüm formların genel adıdır.
Aslında enerjinin görünür maddesel bir varlığı yoktur yine de, enerji canlı varlıklarda ve nesnelerde gözlemlenebilir, depolanabilir ve ölçülebilir. Canlı varlıklarda enerji sadece fiziksel olarak iş görmez, kütlesiz olan can, ruh, düşünce veya duygu da birer enerji kullanım ve üretim/dönüştürme sistemidir.
Potansiyel enerji bir cismin durumuna veya konumuna bağlı olarak sahip olduğu enerjidir. Öte yandan, kinetik enerji hareket halindeki bir cismin enerjisine verilen isimdir. Bu enerji cismin hızına ve kütlesine bağlıdır.
Termodinamik yasalarında enerjinin korunumu açıklanır. Enerji asla tamamen yok olmaz, bir formdan diğerine dönüşür ve dönüşme sürecinde iş yapabilme imkânı verir. Bu nedenle evren, açılmış olan kendi uzaysal alanı içinde, kapalı bir sistem olarak tanımlanabilir, yani, evrenin mevcut halindeki toplam enerji artmaz ve azalmaz.
Yanı sıra, kutupsal ya da zıt değerleri içeren bir yapıda olan evrenin enerjisi hem pozitif hem de negatiftir ve sıfıra yakın mutlak bir denge halindedir.
Bu enerji, içinde varolan her şeyi oluşturmuş ve kendini oluşturduklarının içinde depolamıştır. Bu bakış açısıyla, enerji olarak adlandırdığımız şeyin “yaşamın ve maddenin özü” olduğunu söyleyebiliriz. Maddenin özü, zamana ve mekâna bağlı değildir, başlangıcı ve sonu yoktur, her şeyi doğurabilir, yorulmadan değişebilir, farklı ögelere dağılabilir yine de tek bir şeyde birleşebilir.
Varolan şeyler, içerdikleri farklı enerji tiplerine göre farklı maddesel yapılar sergiliyor ve ayrı birimler gibi gözüküyor olsalar da, birbirleri ile evrensel ortamda bağlantılıdır. Varlıklar, kendilerine ait hem kapalı hem de açık sistemleri sayesinde, mevcut enerjiyi paylaşarak kullanabilirler.
.
Enerji, evrende bulunan doğal şeylerdeki tüm olay ve değişikliklerin ana kaynağıdır. İş gören enerji hareket halindedir. Bilincin, istek/arzu/zihin niyeti olarak tanımlayabileceğimiz etkeni enerjiyi harekete dönüştürür. Akış, zihin niyeti-enerji- hareket sıralamasındadır. Her enerji kendi doğasına göre farklı bir hareket sergiler.
Yanan ateş, yukarı doğru yükselir ve tepede sivrileşir. Ateş kolayca yayılır, bu nedenle ateş yakıldığında gözetimsiz bırakılmaz. Yanan ne olursa olsun, isterse bir mum, ister kamp ateşi, ister ocaktaki alevler, her zaman gerçek doğası ve hareket şekli aynı olacaktır.
Su, aşağı doğru hareket eder. Akarken önünde ne varsa içine alıp toplar. Su ile temizlik yapmak kolaydır. Akan ister bir nehir isterse yağmur damlaları olsun gerçek doğası ve hareket şekli hep aynıdır.
Ağaçlar, bitkiler ve çiçekler yukarı doğru büyürler, yükselme ve dışa açılma eğilimi gösterirler. Kökleri sağlam durmalarını sağlamak için aşağı inse de kökler de dışa açılır ve yukarı yükselmeye yardım ederler.
Esnek hava ve rüzgar genişleyerek her yöne hareket edebilirken, katı madenler yoğun, sabit ve kısıtlayıcıdır.
Toprak gevşek ve işlenebilirdir, uyumludur, hem açılabilir hem de kapanabilir.
.
Doğada gördüğümüz bu hareket şekilleri, bahsi geçen enerjilerin gerçek doğasıdır ve yalın hallerine aittir. Karşılaştıkları ya da birleştikleri zaman hareket şekilleri değişir.
Su toprak ile birleştiğinde akamaz ağırlaşır, ateş su ile birleştiğinde yükselemez söner, metal ateş ile birleştiğinde katılığını koruyamaz erir, ağaç metal ile birleştiğinde açılamaz kısıtlanır ve toprak ağaç ile birleştiğinde gevşekliğini yitirir sabitlenir. Hareketin gerçek doğayı değiştiren bu şekline, birbirini kısıtlama ve kontrol denilir.
Bazı birleşmeler ise gerçek doğayı besler ve mevcut hareketi güçlendirir. Ateşi ağaç ile beslersiniz, ağacı su ile, metal toprağın içinde oluşur, toprak ateşin küllerinden doğar ve su metalin esnekleşmiş hafiflemiş halidir.
Bütün bu hareket dinamikleri doğanın içerisinde sürekli devinim halindedir. Biz fark etmesek bile her şey bir diğerini ya besler ya da kısıtlar. Böylece doğanın içinde dengeyi sağlayan hem doğurgan hem de aşırılığa gitmeyi kontrol eden bir döngü var olur.
.

Bildiğimiz evren kapsadığı her şey ile birlikte hareket halinde. Doğduğu andan itibaren yayılmaya ve genişlemeye devam ediyor. Evrenin ömrünün son bulması açılmasının zıttı olan bir kapanma ile gerçekleşecek. Varolan her şey doğar ve açılır, ömrünü tamamlar ve kapanır. Kapanma bir cins toplanmadır, kaynağa geri dönüş.
Hareket halindeki her şey, genişleyen evrenin mevcudiyetinde olduğu gibi, doğdukları kaynaktan uzaklaşırlar. Hareketin içerisinde bir yönlendirme vardır. Bu, yükselme ya da alçalma, açılma ya da kapanma, genişleme ya da daralma olabilir. Dikkatlice gözlemlediğinizde varlıkların gerçek hareket doğalarını fark edebilirsiniz.
Öfkelenen bir insanın hareketi üst bedende gözlemlenir, elleri ve kolları dışa açılma eğilimi gösterir, çok öfkeli insanlar gözlerinden öfke saçarlar ve bunu ifade etmek için ‘kan beynime sıçradı’ derler. Tepeye ulaşan öfke kısıtlanıp kontrol altına alınmadıysa dışa açılmak isteyecektir, o zaman kişi yakınındaki eşyaları kırıp dökmeye başlayabilir, bu hareketin gerçek doğasını gerçekleştirme arzusudur.
Hayvanlar âlemini izlediğinizde, kızgınlık içerisinde birbirleri ile dalaşan iki hayvanın, kavgalarının sonunda yükselen tüm enerjiyi boşalttıklarını ve bir anda sakin hallerine döndüklerini görürsünüz. Bakiye varsa silkinerek üzerlerinden atar ve umarsızca kendi yollarına giderler. Geriye birikmiş bir şey kalmaz, birbirlerine kin duymazlar.
.
İnsanın dünyası ise farklıdır.
İnsan bilincin gelişmiş bir haline sahiptir, yaratıcı gücü vardır. Doğal olanı istekleri, arzuları ve zihni niyeti ile kontrol ederek değiştirebilir. Evrenin değişim ve yaratım yasaları, mümkün olduğu taktirde, bu yönledirmeye yanıt verir.
Doğum ile birlikte sahip olduğunuz beden özelliklerini, saç, göz, ten renginizi, boyunuzu değiştiremeseniz bile, bedeninizi geliştirerek becerilerinde ve gücünde fark yaratabilirsiniz. Hayalini kurduğunuz bir şeyi yapabilir, yaşamınızı değiştirebilirsiniz. Beden gücünüzü ve becerilerinizi yönetebildiğiniz gibi sahip olduğunuz huyları ince bir ayarda dengeleyebilirsiniz.
İnsan, bu yönünü bilse bile bilemediği şey, bir şeyi değiştirirken aslında binlerce şeye dokunuyor olduğudur.
Evrenin özünün farklı şeylere dağılabilme özelliği onu insanın gözüne onbinlerce ayrı varlık olarak gösterir. Yine de evrenin özü tek bir şeyde birleşebilir, onbinlerce varlık aslında birbirinden hiç ayrılmamıştır.
.

‘Benden doğan benden uzaklaşır’, tıpkı genişleyen evren gibi.
İnsan, kendisinden doğan ve uzaklaşması gerekeni bırakmaz, içinde tutmaya devam ederse dışa açılamayan hareket içe yönelecektir. Doğamayan bir bebeğin anneye zarar vermesine benzer, içeride kalan zarar vermeye başlayacaktır.
Sağlıklı olan, doğan bütün düşüncelerin ve duyguların kendilerini gerçekleştirip serbest kalmalarına izin vermektir.
Serbest bırakmak bazen onları hayata geçirmek demektir, bazen de vazgeçmektir. İnsan ancak serbest bıraktığı kadar özgürdür.
Serbest bırakılamayan ve dönüşemeyen her düşünce, her duygu birikir, biriktikçe baskınlaşır, baskınlaştıkça sıkıştığı yeri olumsuz etkiler, insanı kölesi haline getirir. Bu nedenle, en ideali hiç birikmemesini sağlamaktır.
Fark edilmeden içeride kalanlar ise bir süre sonra kendilerini fark ettirmeye başlar, yaşamdaki engeller, sıkıntılar, hastalıklar olarak hareket doğalarını gerçekleştirirler. Şifalanmak, özgürleşmek, dengeye izin vermektir.
.

Varoluşun neden var olduğunu bilemiyoruz. Ancak, onu tanıyabilir ve anlayabiliriz.
Yaşamı öğrenmek insanın kendisini bilmesidir.
Her şeyin bir denge üzerine kurulduğu bütün bu âlem, insanın hem dışında hem içindedir.
Göreceli bu denge hali, sürekli bir itina ile gözetilmek ister. Bu nedenle, insan gözetmediği anda denge bozulduğunda, evrensel yasalar dengeyi getirmek için devreye girecektir.
Doğa insan için daimi bir okul gibidir. Bir sınıfı tamamladığınızda bir diğeri sizi bekler, bir bölümden mezun olduğunuzda bir diğeri sıradadır.
Yaşamı kolaylaştırmak öğrenmeyi sevmekle başlar.
İnsan, bildiğinin en iyisini yaparken hiç bir şeyi bilmiyormuş gibi açık olduğunda evrenle uyumlanır. Bu uyumlanma dengenin orta noktasıdır.
Birlik hali, büyük bir anlayışı, büyük bir anlayış büyük bir huzuru getirir.
Dinginliğin büyük yolu, insan için etki tepki çarkının dışına çıkmaktır.
İnsanın gerçekten kendini bildiği, kendini bulduğu bir sükûnet tüm yaratımın, yaşamın başlangıcıdır.

.
.
.
