Bir varmış, bir yokmuş…
Çok uzun zaman önce, uzak bir diyarda, cennet gibi mutlu güzel bir ülkede bir çocuk yaşarmış…
Bu tatlı çocuk her gece uykuya dalmadan önce, anne ve babasından kendisine bir masal anlatmalarını istermiş.
Dermiş ki, ‘Masalı dinlerken sanki ordaymışım, bütün olanları ben yaşıyormuşum gibi geliyor… Ne kolay bırakıyorum o zaman kendimi uykunun kollarına, bir rüya âleminden diğer bir rüya âlemine…‘
Anne ve babası memnuniyetle karşılamışlar bu isteğini.
Bildikleri tüm masalları bir bir anlatmaya başlamışlar ardı sıra ama, kaç masal bilebilir ki bir insan? Günler geçtikçe ezberledikleri öyküler, öğrendikleri masallar tükenmiş, geriye dönüp tekrarlamaya başlamışlar taa en başta anlatılmış, öğretilmiş olan masalları.
Çocuksa, ‘Olmaz demiş, ben bu masalları dinledim… Bana yenilerini anlatın yoksa hiçbir anlamı yok her gün aynı masalı dinlemenin!‘
Çaresizlikle düşünmüş anne ve babası, her güne bir masal… Nasıl olacak bu? Dünyada kaç masal vardır ki hepsini bilseler bile mümkün müdür her güne yeni bir masal anlatmak?
Birden bir fikir gelmiş akıllarına, ‘Evet çözüm işte bu!‘ demişler sevinçle. ‘O gün ne olduysa, ne yaşadıysak dönüştürelim bir masala, sabahtan akşama olanları anlatalım bir masalın içinde gerçeği anlaşılmaz şekilde!‘
.
.

Peki, sıradan bir gün nasıl bir masala dönüşür? Ne vardır masalın içinde onu masal yapan?..
İyiler ve kötüler olmalı mutlaka, iyi bir kahraman ve ona kötülük yapanlar…
Farklı olsa da yaşadıkları yerler, bir ülke vardır mutlaka, bir kralı ve kraliçesi olan…
Elbet vardır ülkenin hemen yanında bir orman, ormanın içinde envai çeşit ağaçlar, çiçekler, türlü türlü hayvanlar, gizemli karanlık kuytular, serin suların aktığı pınarlar…
Hepsi vardır ama öykü nasıl çıkar ortaya?
Kahramanın bir macerası olmalıdır…
Hem kaybedip hem kaybolması, yeniden bulup bulunması, önce kendini sonra diğerlerini kurtarması gerekir.
Her masalın kahramanı cesur ve akıllı olmalıdır mutlaka…
Öyle bir cesaret ki, en karanlık gecenin sabahı olacağını, öyle bir akıl ki, uykuya dalan çocuğun uyandığında yeni bir insan olacağını ispatlayan.
Her masalın kahramanı sevebilmelidir…
Yaşamı, yaşayanları, kendinde olanları, kendisine sunulanları.
Bu yüzden masalların sonu mutludur…
Bütün sıkıntılar bir bir yok olur, herkesin kalbi huzurla dolar, tüm isteklere kavuşulur, bütün ayrılanlar birbirine kavuşur.
Masal bu, iyilik her zaman kötülüğe üstün gelir…
Her masal, küçük çocuğa karanlık gecenin korkulacak bir şey olmadığını, her sabahın yeni günün aydınlığını getireceğini müjdeler.
.
.
Böylece çocuğun anne ve babası kurgulamışlar ilk masallarını…
Yaşamda masal çemberinin sınırını çizmiş, hem kendilerini hem de küçük çocuğu almışlar içine…
O gün pazar yerine gidip tavukların yumurtalarını satan babası anlatmış olanları masal diyarının içinde.
Masalda pazar yeri kocaman bir ülke olmuş. Baba kendini ülkenin kralı yapmış, anneyi de kraliçesi. Öyle bir ülkeymiş ki burası, her bir evinde başka diyarlardan gelen insanlar yaşarmış. Hepsinin kendi mahareti, kendine özel bir becerisi varmış. Çocuk –bu masalın kahramanı olmuş– kendine yeni bir ev arayan uzak bir ülkeden gelen bir yabancıymış…
Anlatırken masalını, bu yabancıyı sevecenlikle karşılayan iyi insanları, aralarına almak istemeyen katı insanları, işini bozarak kötülük yapmaya çalışan kıskanç insanları yerleştirmiş içine. Ve yumurtalar, ne de çabuk kırılıyormuş bir dikkatsizlik anında.
Kısacık bir gün o kadar renklenmiş ve hareketlenmiş ki, kendisi bile hayret içinde kalmış sıradan olanın bir masala dönüşmesine. Bugün yabancı olan, yarın da kral oluverirmiş bir başka masalda.
Unutmuş asıl olanı, masal daha güzel gözükmüş gözüne.
‘Şimdi,’ demiş güvenle eşine, ‘Artık işimiz kolay… Kolayca anlatabiliriz her güne bir masal…‘

.
.
.
Çocuk masallarla büyür…
Yaşam bir masal gibi anlatılır çocuğa.
Kimse söylemez her masalın ardında aslında bir gerçeğin olduğunu.
Kimse masalların sırrını vemez.
Kimse çocuğa yaşamı nasıl okuyacağını öğretmez.
.
.
.
İnsanın hayatı öğrenmesi, yaşamı tanıması vakit alır. Hepimizin öğrendiği hayat ve bildiği yaşam birbirinden farklıdır. Yine de, yaşamın kuralları aynıdır.
Herkese anlayacağı dilden konuşmalısınız.
Tüm yaratılış kendi dili ile konuşur. Evrenin kendi dili vardır. Üzerinde yaşadığımız dünyanın kendi dili. Bu dünyadaki canlıların kendilerine özel dilleri. İnsanın kendi dili vardır.
Her ne kadar dünyadaki insanlar onlarca farklı dili konuşuyor gibi gözükse de, bütün bu diller aynı şeyleri anlatır. Birbirlerine çevrilebilir, isterlerse insanlar birbirlerini dinleyip anlayabilir.
Dünya yaşamında insanın aklını karıştıran şey diğer dilleri bilmemektir.
İnsan, evrenin dilini bilmez. Bitkilerin, hayvanların dilini bilmez. Dinlemezse diğer insanların dilini öğrenemez. Anlamak için bütünü anlaması gereklidir. Hepsinin kendinden olduğunu bilmesi gereklidir. Her bir parçanın birbiri ile bağlantısı olduğunu, her birinin yaşamın bir yüzü olduğunu, özünde tek bir dili konuştuğunu fark etmesi gereklidir.
.
Yaşam var ettiklerini örter.
Varlıkların özü katman katman örtü altındadır. Dışarıdan içerisini görmeye imkân vermez.
İçini bilebilmek, gizleneni bulabilmek için bakış açınızı değiştirmeniz gerekir.
Her doğan doğduğu kaynaktan uzaklaşır. Hiçbir el tutamaz kendi yarattığını.
Yaşam içten dışa var olur. Yaşam bir çocuğa masal anlatır gibi konuşur insanla.
Yaşamı anlayabilmek için tersten okumak gerekir.
Tıpkı, masallara dönüşen sıradan günleri bulabilmek için masalı tersten okumak gerektiği gibi.
Yaşamın dilini öğrenmek için uzaklaşanı yakına getirmek, öyküyü gerçeğe dönüştürmek gerekir.
.
.
.
İnsan…
Karanlık günlerini aydınlığa çıkarmaya çabalayan.
Işığı arayan.
Yaşamın çocuğu…
Her gece bir masalla uykuya yatırıp yeni güne yeni bir insan olarak uyanmasını beklediği.
.
.
.
İnsan büyümedikçe etrafında çizilen çemberi fark etmesi, bu bilmecenin içinden çıkması zor.
Masallar çocuklara anlatılır, istenir ki adım adım keşfedip öğrensinler, korkmadan yetişsinler.
Vakti gelinceye kadar gerçekler sırlanır, toprağın aldında boy veren tohumlar gibi.
Ancak vakti gelip güçlendiğinde, filiz toprağın üzerine çıkmayı başarır.
Zihnin ağır toprağını delip açığa çıkan hakikat gibi.
.
İnsan…
Vakti geldiğinde öğrenir
Her güne aslında kimin anlattığını bir masalı
İnsan…
Anlatır içindeki çocuğa
Büyüdüğünü fark ettiği güne kadar
İnsan…
Yaratır kendini
Sonunda, çıkar çemberin dışına…

.
.
.
