Mağara Dostları – Yedi Uyurlar

Anlatılanlara göre, kendi inançları yaşadıkları dünya ile çelişen bir grup genç, hayatlarından endişe eder ve korunmak için şehirden ayrılıp bir dağa yönelir, dağda bir mağaraya saklanırlar.

Mağaranın içinde dua ederek kendi inandıklarından merhamet dilerler.

Dış dünyadaki zulümün temsilcisi, gençlerin saklandıkları mağaranın girişine bir duvar ördürür, ister ki madem kendileri gibi olmuyorlar o zaman bir daha hiçbir şekilde dışarı çıkamasınlar.

Mağarada kapalı kalan gençler bir süre sonra derin bir uykuya dalar, kapıda onları korumak için Kıtmir adındaki köpekleri bekler…

Öyle derin bir uyku ki, ayırır gençleri zamanda dışarıdaki yaşamdan. Yüzyıllar geçer… Yaşam değişir.

Gençler derin uykularından uyanır. Tuhaf bir uyku olmuştur bu, zamanı bilemezler. Sorsanız, kimi bir gün uyuduk der, kimi daha az. Kapıda Kıtmir nöbettedir. ‘Ne kadarsa o kadar, ama belli ki kısa bir an uyuduk köpek işte orada, kapıda bize bekçilik etmiş‘ diye düşünürler sonunda.

Karınları acıkmıştır. İçlerinden biri şehire gidip ekmek almaya karar verir. ‘Kılık değiştir ki seni kimse tanımasın‘ der arkadaşları.

Oysa şehire vardığında tanıyamayan o olur. Burası daha biraz önce ayrıldıkları yere benzememektedir. Fark eder ki, ne bir tehlike kalmıştır kendileri için ne de inançları ile çatışan birileri. Denk düşmüştür artık dışarısı içeriye. Cebindeki parası ise geçersizdir bu yeni dünyada, eskiye ait ne varsa yenilenmiş değişmiştir.

Heyecanla mağaraya geri döner, gördüklerini ve şaşkınlığını arkadaşlarına anlatmak için sabırsızca. Anlarlar ki sır daldıkları derin uykudadır. O uyku sağlamıştır yeni bir yaşama uyanışlarını. Öyle derinlere götürmüştür ki korumuştur onları zamanın zulmünden an’ın içinde…

.

.

Öyküyü değişik kaynaklarda, benzer bir içerikte ancak anlatım farklılıklarıyla bulmak mümkün. Manevî olarak, halk arasında yedi uyurlar olarak bilinen gençler, mağara dostlarıdır.

Peki, nerededir bu mağara?

Kimdir bu gençler, yüzyıllarca uyumuş ancak hayatta kalmışlardır, nasıl bir mucizedir yaşadıkları?

Öyküleri herkes için farklı bir anlam içerebilir. İnsanlar mağarayı ve gençleri dışarıda arayıp bulabilirler.

Ya da insan, mağarayı ve gençleri içeride arayıp bulur.

İçeriye bakmayı tercih eden fark eder ki, gençlerin dünyanın zulmünden kaçmak için yöneldikleri dağ bedendir. Yedi genç bu bedenin içinde farklı isimlerde yer alan yedi can merkezidir. Mağara, bedenin hakimiyetinde, giriş kapılarına sahip olan yerdir. Bu kapılar ki onlara algı kapıları da diyebiliriz, gözler, kulaklar gibi bedeni baş üzerinden dış dünya ile bağlayan geçitlerdir. Kapıda bekçilik yapan köpek, ince bir zar var demektir. Kıtmir, tüm varoluş içeriye çekildiğinde dışarıyı kapatan ve gözle görülemeyen bir zarla ayıran etkidir…

.

.

İnsan, kendini bulma yolculuğunda, yaşamında öyle bir zaman içine girer ki, yaşadığı dünya ile bağları kopar.

Dışındaki dünya ile iletişimi kesilir, ne söylese yanlış anlaşılır ya da anlaşılmaz, ne yapsa yanlış yorumlanır. Aslında ortada yanlış olan bir şey yoktur, sadece farklıdır kendisinin ve diğerlerinin yaşama dair sahip oldukları düşünceler ve inançları.

Bu sanki bir karar anıdır insan için, ya onlar gibi olmak üzere kendinden vazgeçecek ya da yaşamını korumak, kendini bulmak için yine vazgeçecektir ama bu sefer de dünyadan.

Vazgeçmek kaçınılmaz olandır. İnsan hayatta kalmak ister. Hayat ise farklı gösterir yüzünü her seçimle birlikte.

Kendinden vazgeçen dünyaya geri döner, hayatta kalmak için katılır aralarına ve onlara benzer. Dünyadan vazgeçen ise döner kendisine, hayatta kalmak için güvenebileceği tek yere, girer mağarasına ve ayırır içerisi ile dışarısını görünmeyen ince bir zar ile.

Kendine yönelmek, kendi içine saklanmak, dua etmek inandığına, kendi özüyle konuşmak, derin bir uykuya dalmak, uyumak ama en içte, en derinde uyanık olmak…

Meditasyon, inziva, çile, halvet, erbain, riyazat, tefekkür, sohbet, muhabbet, hizmet… Farklı isimlerde, farklı yöntemlerde, aynı amaca yönelik kullanılan yollar. İnsanın kendini terbiye etmesi, dünyasını zulüm eder hale çeviren nefsiyle yüzleşmesi, kendini saflaştırması, özündeki cevhere ulaşmayı sağlamak için geçtiği tüm aşamalar.

Dış dünya, insanın nefsine yönelik arzularına, hırslarına ve açgözlülüklerine sahiptir. Bu arzular öyle bir taşkınlığa gelir ki, insanın varlığını oluşturan maddî ve manevî ögeler birbiri ile çatışmaya girer. Beden ve ruh ayrılır. Kaçınılmaz bir noktada, insan ya bedene, dışına yönelir ve dünya yaşamı içerisinde kaybolur ya da ruhuna, içine yönelir kendi derinliklerinde kaybolur.

Kaybolmak bazen gerçekten de kaybolmaktır.

Dünya yaşamında bir daha o noktayı hiç bulamayabilir insan, öylece yaşar gider farkına varmadan. İçeride kaybolmak ise aslında kendini bulmak içindir, ancak geri dönemeden kaybolan meczup olur kimsenin anlayamadığı bir âleme hapsolur.

Marifet, hem kendini bulmak hem de yaşama geri dönebilmekte.

Bu nedenle gençler, uyanırlar vakti geldiğinde.

Uyanış kendi gerçeğinedir, dünyanın rüyasının farkında olarak yaşama dönmektir. Zaman ve an değişir. İçeride bir an’da olan, dışarıda belki yüzyıllara bedeldir. Varlık özünde öyle bir değişim, öyle bir yükseliş yaşar ki, gözlerini kapadığı ve açtığı o aralıkta yaşam yeniden kurulur, içini dışına denk getirecek şekilde bir dengede.

Eski paralar gibi değerini yitirir eski inançlar, düşünceler. Beden yine bedendir, acıkır susar ancak artık bu bedeni besleyecek olan eskiye ait olan değildir. Yeni değerleri sunmak gereklidir bu yeni yaşama…

.

Öykü bize der ki,

.

Yaşamı dönüştürmenin sırrı

İfşa edildi arayana

Göz açıp kapayıncaya

Yeniden yaratıldı

Zulmetten hakkaniyete

Dönüştü insan

Kendinden kendine

.

‘İşte bunlar için, altlarından ırmaklar akan adn cennetleri vardır’

Yaşamlarında.

.

.

.

Leave a comment