Birlik

Hiç birisinin aklındaki plana göre yaşadınız mı?

Ne yapacağınızı, nereye gideceğinizi, hatta ne düşüneceğinizi söyleyen birisine göre yaşadınız mı?

Yanıtın ‘hayır’ olmasını istese de gönül, bir arada yaşandığında insan birilerine göre yaşamaya mecbur kalıyor.

Birliktelik, özgürlük sınırının tekrar çizildiği bir alan.

İnsan için tek başına yaşamak ise mümkün değil.

Doğduğu andan itibaren insan bakıma, ilgiye, şefkate ve sevgiye muhtaç.

Büyürken akıl alacağı, yön gösterecek, yol açacak olanlara muhtaç.

Ben kendim yaparım‘ diyen tabii ki bir yere kadar yapar, ancak, bu bir yer de bir başka sınır çizer. İnsanın kendi kapasitesinin sınırını.

Bir yerde akıl biter, bir yerde gönül susar.

.

Birlikte yaşamanın ise ince çizgileri var.

.

Birlikte olmak, tek bir kişiyi merkeze alıyorsa, bağlayıcı, bağımlı yapıcı, esir edici bir ilişkiye dönüşmesi çok kolay.

Birlikte olmak, diğerlerini de görmeyi beceriyorsa, kuyruğunda onlarca göz taşıyan tavuskuşu gibi, o bir kişi, bin kişiye dönüşebilme şansına sahip.

.

Topluluklar liderlere ihtiyaç duyar, mahalle bilge bir insana, aile ise sevgi ve saygı içeren bir bütünlüğe. Bu nedenle, anne ve baba birleşir bir kişi olur çocuk yetiştirirken. İkiyi bir ederler ki, o büyüyen gelişen bireye birlik hâlini gösterebilsinler. Anne ve baba bir olamıyorsa, çocuk kendi içinde bölünür, fark etmeden parçalara ayrılır. Bir yanının istediğini diğer yanı reddeder, bir yanının sevdiğinden diğer yanı nefret eder.

Zor olmuş, çoğu zaman, bu birliği yaşamak ve yaşatmak. Ne aileler bütünlüğü görebilmişler, ne mahalleler bilge olanı bulabilmişler ne de topluluklar gerçek liderlere sahip olabilmişler.

.

Yaşam ise farkında, boşluk bırakmaz, aslı olmasa bile yerine benzerini yerleştirir.

.

Gerçek bir lider yoksa, liderliğe soyunan birisi çıkacaktır, kendi bilgi ve becerisiyle bazen yapan bazen de yıkan olacaktır. Olgun, bilge kişiler yoksa, ihtiyacı olan bildiğini düşündüğü kişiye başvuracaktır, yol yordam yerine belki de kişinin iyice kayıp olmasına sebep olan. Sevgi ve saygı yoksa, çocuklar öfke ve üzüntü ile büyüyecektir, yaşam boyu bütün olabilmek için, kendilerini bulabilmek için onları arayışa sokan.

.

Yaşam ise farkında, bir yandan yapılan bir yandan yıkılan kurulu bir düzen.

Her seferinde yeniden bir adım daha ileriye giden.

.

Dünyaya gözlerini açan birey, tek bir merkeze sahip. Kendi durduğu nokta. Bütün yaşamı bu noktadan kendi gözleriyle seyreder. Bir tane olma hissi veren bir merkez. Ben ve diğerleri, diğer şeyler dedirten bir nokta.

Ne tuhaftır ki, herkes unutur, diğerinin de kendi noktasında durduğunu, kendi merkezinden yaşama baktığını.

Yaşamın akıl almaz bir cilvesi hem herkesi çoklukta aynı anda var eder, hem de herkese teklik hissi verir.

Tavuskuşunun kuyruğundaki gibi, her bir göz açılır, bütün âlemi kendi görüş açısına göre seyreder.

.

Birlikte var olmak, birbirini dinlemek, anlamak, birlikte yaşamak öğrenilmesi gereken bir şey.

Ben, benim gözümden gördüğüm dünyayı, binlerce gözün yelpazesinden göremiyorsam eğer, görüşüm hep dar olacaktır. Kabı dar olan genişlemedikçe anlayışın, davranışın değişmesi de zor. O zaman, birilerimiz hep birilerinin aklındaki plana göre yaşamaya devam edeceğiz. Ya kontrol eden ya da kontrol edilen olacağız. Ya hükmeden ya da köle olan.

Kimse köle olmak istemez ya, hepimiz hükümdâr olma peşinde, ezilen değil efendi olma hevesinde yaşıyoruz hayatı. Çalışırken olamazsak evin içinde, evde olamazsak sokakta, sokakta olamazsak düşüncelerimizde, ‘Efendi olan ben’im‘ diyoruz kendimize.

Gücünüz yetiyorsa, hayatı paylaştığınız insanlar, yetiştirdiğiniz çocuklar ise, sizin düşüncelerinizi, aklınızdaki planı hiçbir zaman tam olarak bilmeden size göre yaşıyorlar, kendileri olamadan.

Gücünüz yetmiyorsa, merkezininiz kayıyor, siz birilerinin planında var’oluyorsunuz, kendiniz olamadan.

.

Yaşam ise farkında, biliyor ki o bir tane bir gün şahdane olma potansiyeline sahip.

Kendi kendisinin efendisi olma şansına.

.

Beden ne zaman sağlıklıdır? Tüm organlar, uzuvlar, hücreler, düşünceler ve duygular birlikte uyum içinde ve dengede oldukları zaman.

Bedeni yaşatan organlar, hücreler gibi, hayatı geliştiren duygular ve düşünceler gibi, insanlar da birlikte uyumlu olduklarında sağlıklı bir yaşam inşa edebilirler. Hastalık varsa, dengenin bozulduğu bir yer vardır. Sağlıklı ve huzurlu olmanın yolu ise dengeyi yeniden kurmakta.

Denge ancak fark edildiğinde yeniden kurulabilir. Neyin eksik neyin fazla olduğu görülüp ayırt edildiğinde, katı olan esnetildiğinde, dağılmış olan toplanıp birleştirildiğinde kurulur denge.

Uyum ise dengeyle birlikte gelir. Uyum, kendini yok edip diğerleri için yaşamak değildir. Uyum, kendini var edip diğerlerini de görerek yaşamaktır. Hiçbir organ bir diğerinin görevini yapamaz, uyum ancak organlar birlikte bütün halinde kendileri oldukları zaman ortaya çıkar. Güzel bir müzik gibi, lezzetli bir yemek gibi, yaşam veren doğa gibi, dönüşüm ancak birleşerek gerçekleşir.

.

Yaşamın düzeninde, birey her zaman tekliğinde ‘Ben varım‘ diyecek. Bununla beraber, fark edip de ardından, ‘Seni görüyorum‘ demeyi başarabilmek marifet, dar olan kabı genişletebilmek.

Esneklik olmadan kap genişlemez, anlayış olmadan kap dolmaz. Dolu olmayan kendinden veremez, kendinden veremeyen yaratamaz.

Bereket, bir tek olandan çoğalan, çoğalandan taşandır.

İnsan, ‘Seni görüyorum‘ dediği her insanda birleşir, birleştikçe çoğalır, çoğaldıkça gelişir.

Öyle bir gelişim kapısı açılır ki, aklın sınırları açılır keşfeder, gönlün suskunluğu geçer muhabbetle dile gelir.

Birlikte var’oluş bütünlüğü getirir.

Tekliğin içinden çoğalan, çokluğun içinden tek olarak tekrar var olan,

Ne büyük bir kudrete sahip olur.

Sonsuz ve sınırsız olana yaklaşır.

Birleşir.

‘Ben varım‘ derken yeni bir ‘Ben’e dönüşür.

Yaşam birlikte yeniden kurulur.

.

Tavuskuşunun kuyruğundaki onlarca göz, temsilidir aslında.

Gerçekten gören gözler sahibine aittir.

İnsan, bilinmeyen bir âlemden bu yaşama doğar, gözlerini açar.

Gözlerini kapadığında, bilinmeyen bir âleme döner.

Açılan her göz, yeni bir yaşam, yeni bir insan.

Her seferinde yeniden yeni bir can bulan.

Tekrarlanmadan süregelen yaşam.

Her biri ‘Ben’ olup bireyleşen,

‘Biz’ olup birleşen,

‘O’ denilen var eden.

Doğmadan doğurulmadan,

Doğanı ve doğuranı yaşama gönderen.

Her seferinde birinde, her seferinde bireyde yeniden doğan.

.

Şimdi, sorabilir insan kendine:

Efendi, orada mısın?

Yanıltmasın seni gördüklerin, hepsi bir temsilin parçası, var olan.’

.

Yine de sormadan edemiyor insan, gören göz olmadan, nasıl var olurdu bu yaşam?

.

.

.

Leave a comment