İstanbul’da güzel hazırlanmış bir resim heykel müzesi var… Katlara ve odalara dağılmış resim tarihi, bir anlamda bu topraklarda var olmuş sanatçıların ve sanatın seyranını hem akıla hem gönüle hitap ederek gözler önüne seriyor…
Yakın dönemde ben ikinci ziyaretimi yaptım. İlki hızlı bir haritalama gibiydi, bütün katları ve odaları görmek istemiştim, ancak zaman hepsinin hakkını vermeye izin vermedi. Günün sonunda zaten konsantre olamayacak kadar da yorgun düşmüştüm.
İkinci ziyaretim daha farkındalıklıydı, her katta ve odada ne göreceğimi aşağı yukarı biliyordum, yine de bazı görsellerin hiç görmemişim gibi yeni durduğunu, ‘acaba gerçekten mi yeni eklendi’ sorusunu uyandırdığını fark ettim. Algıda seçicilik yapmış ya da atlamıştım…
Bununla birlikte, tekrar ederken ilk ziyaretin haritalaması işe yaramıştı, odaları birleştirmeme ve bütünü görmeme bir nebze de olsa rehberlik etmişti… Alt katın ilk dönem çalışmaları, bazılarının ismi, dönemi bile tam bilinmeyen ressamları, doğayı resmetme arzusunun bazen askerî bir akılla birleşimi, bugünün fotoğrafik bakışının ilk izlenimleri benim için çok keyif vericiydi. Bir kat yukarıya çıktığınızda dönem ve yaklaşımlar değişiyor bugüne yaklaşıyorsunuz. En üst kat en yakın dönem, benimse kendimi en uzak bulduğum dönem, huzur yerini huzursuzluğa bırakmış, karamsar bir terapi seansına eşlik ediyormuşum hissine kapılmıştım.
Sanatın ve sanatçının seyranı, dıştan içe, somuttan soyuta keşfin akışını gösteriyor. Sonu olmayan, bitmeyen bir keşif… Bu, aslında insanın kendini keşfetme yolculuğu…
.
İnsanın algı kapıları olan duyu organları, dış âlemde her ne varsa bunu içeriye taşıyıp anlamlandırmaya ve yaşamı şekillendirmeye yardım ederler. Göz en etkili olandır. Evlerimizde kullandığımız aynalar gibi, insan gözü de gördüğünü içine alıp yansıtma özelliğinde çalışır. Ev dekorasyonunda aynanın neyi yanısttığına dikkat edin derler, insan kendi gözünün içine neyi yansıttığına ise pek dikkat etmez.
Doğanın resmedildiği, dış âlem resimleri, insanın güzele olan heyecanını ve meylini gösteriyor. Alabildiğine açık alanlar, korular ya da ağaçlıklar, su kenarında konumlanmış yerleşimler huzur duygusunu taşıyor. Ancak bir şey ne kadar güzel olursa olsun, insan arayıştaysa keşfetme arzusu hakim gelir. Dış mekân iç mekâna dönüşmüş, çerçeve insanı ve yaşam alanı olan odayı içine alacak şekilde daraltılmış. Bu belki de kendine daha yakından bakma isteği… Diğerlerini tanımak için portrelerle birlikte kendini tanımak için yapılan oto-portreler… Daralan çerçeve odadan bireye, bireyden daha da içe, iç âleme yönelmiş….
Duygu ve düşüncelerin aktarımı somutun ya sembolleşmesine ya da soyutlaşmasına neden oluyor. Çerçevenin yansıttığı alan kadar içini gerçekleştirme teknikleri de değişime uğramış, renkler, ışık, fırça darbeleri, malzemeler hep daha derine inmek için kuyuya atılan bir su kovası gibi, içeriden susuzluğu giderecek berrak bir su çıkmasını arzulamış… Yine de su her zaman berrak değil.
Kendine döndüğünde ve dışa açılan aynı gözlerini içe çevirdiğinde, insan genellikle ilk etapta içerideki kaosa ve karmaşaya şahit olur. Kuyudan beklediğiniz temiz su çoğunlukla çamurlanmış ya da uzun zaman öncesinin atıklarıyla kirlenmiştir… Somuttan soyuta geçen anlatım kendi iç kaosunun dışa vurumu haline geldiğinde bugün sanat büyük ölçüde karamsar, eleştirel ya da aşırı öznel, anlamsız gözükebiliyor…
Güzellik nerede?…
Sanatın güzel olması gerekiyor diye bir şart yok, yine de insan doğası güzele çekilir. ‘Bu resmi evime asıp her gün görmek ister miyidim’ sorusu tahminden çok önem kazanır. Çünkü aynı seçim hayatın her alanı ve her ân’ı için geçerli…
Yaşamın döngüsünde, yükselen ve alçalan ögeler gibi, dingin başlayan kaosa dönüşür, kaos tekrar dinginliğe, huzura geri döner… Ancak başlangıç noktası asla aynı olmaz. Yolculuk bir toplama ve bırakma süreci benzeri, alma ve verme üzerine ilerler. Yolun sonunda aradığını sadece elinde kalan ile bulur insan, ya da bulamaz…
Dışa bakmaya programlanmış iki gözle içe bakmak, insanın gerçekten aradığını bulmasına müsade etmez. Berrak suyu görebilmek için üçüncü bir göze ihtiyacı vardır. Dış âlemin zanlarından, yargılarından, kıyaslamalarından, kıskançlıklarından ve hükümlerinden arınmış yepyeni bir göz.
.
.
.
en derin karanlıktan
noktanın içinden doğan
aydınlık
.
üçüncü bir göz ile
ilk defa
görmek yaşamı
.
uyanış
her seferinde
yeniden doğuş
.
her seferinde
kendine
yeniden dönüş
.
.
.
Üçüncü bir ziyaret bekliyor beni. Üçüncü bir göz ile seyredeceğim.
İstediğim ân’da istediğim nokta’da durup vakit geçireceğim, zevk edeceğim.
Gönlüme ve aklıma istediğimi alıp, yaşamımı güzelleştireceğim.
Üçüncü bir ziyaret bekliyor beni.
Kendimle gönülden muhabbet edeceğim.

