Düşüncenin Yolculuğu

Yaşamın iki başlangıcı vardır derler…

İlki, hayat veren kuvvetlerin birleştikleri yeni bir oluşuma can verdikleri zaman, tohumun ekildiği ân’dır. İkincisi, gizli hazinenin âşikar olmak için çıktığı yolculuğun sonunda nefes ile buluştuğu ân’dır…

Biz daha çok bu ikinci başlangıcı biliriz, kutlamalara layık bir sevinç. Yaşama doğulan, yaşamın doğurduğu neşe.

Her bir düşünce ilk önce tohumlanır, hazine sandığında özenle korunur büyütülür, zamanı geldiğinde yaşama doğar, doğurulur…

.

Doğumun eskiden tek bir yolu vardı. Doğuran ve doğanın elbirliği ile yapılan bir yolculuk. Sanki her bir hücreye doğduğunu fark ettirmek, uyandırmak gereklidir. Sıkıştığı dar tünelin ardında bekleyen aydınlık ve ferahlığa doğru akması gerekir her bir hücrenin. Her sıkıntının sonu bir ferahlık, derin bir nefes ile içe çekilen yaşamın can veren havası…

.

Akış yaşamın canlılığı demek. Durağan her şey yavaşça kurumaya, kapanmaya, canlılığını yitirmeye başlar. Her ân bir diğerini doğurur. Yaşayan yaşam, canlı olan, izin vermez duraksamaya.

Bitmek bilmeyen bir döngü, ne başı ne sonu bilinen bir yolculuk, yaşam…

Bütün düşünceler, hazine sandığındaki cevherler gibi keşfedilmeyi, yaşama doğmayı beklerler. Bu bekleyiş bile durağan değildir, kendi içinde bir hareket büyütür olgunlaştırır her düşünceyi. Bu yüzden, doğuma kadar içeride hem gizlenir hem de korunurlar dışarının etkilerinden. Rahim, hem merhamet hem rahmet sunar doğacak olana. Merhametiyle korur ve büyütürken rahmetiyle hazırlar rızkını, yaşam ortamını…

.

Her sıkıntıdan sonra bir ferahlık vardır,

Doğumun sıkışmışlığının zıttıdır yaşamın açıklığı,

Korkunun ve endişenin zıttıdır doğmanın cesareti,

Düşüncenin yolculuğu yeni bir doğumdur,

Her doğum yeni bir sevinç olsa da bazı doğumlar zorludur,

Bazen tohumdan öteye gitmez,

Bazen yeterince büyüyemez,

Bazen de iki âlem arasında sıkışır kalır doğacak olan…

.

Sıkışan, araf’ta kalan, ne geri dönebilir rahimin korunaklı yuvasına ne de ileri gidebilir yaşamın hayat veren nefesine.

Aslında burada bir seçim de yoktur, doğum baş aşağıdır, tek yönedir.

Bir düşünce sıkıştıysa doğamadan, hem kendine hem de kendini doğurana tehlike arz eder.

İki yolu vardır kurtuluşun; biri doğuranın katılığın verdiği darlıktan çıkıp genişlemesi, diğeri de doğanın bazı unsurlarından feragatı.

Bir düşünce bir hayatı yok edebilir.

Tıpkı başı sıkışanın derdine çare araması gibi, doğmayan, doğamayan her düşünce bir çareye, esnekliğe, değişime muhtaçtır.

.

Yaratıcılık bütünün içindeki parçaları görmekle başlar.

Her bir unsur başka bir görevde var olur.

İnsan, sıkışıp kaldıysa bir düşüncenin içine, içinde sıkışılan düşünce için ya kendini değiştirmesi ya da düşüncesini değiştirmesi gereklidir.

Parçalar bütünde gizlidir.

Parçaları bilmeden bütünü gören için değişim zordur.

En mucizevi doğumlar bir yandan kendi değişirken bir yandan doğurduğunu dönüştürebilenlere aittir.

Tıpkı kendini yeniden yaratan bu topraklar gibi…

Her şey bir düşünce ile başlar… Hayatî olan korunacak, yeni sınırlar çizilecek, yaşama yeniden can verilecektir.

.

Yaşam, sondan başa doğru yazılır.

En zorlu savaşlar yeni bir doğumun sancısıdır.

Bütün zaferler aslında zaten kazanılmış olandır….

.

.

.

Leave a comment