Bazı kavramları yaşamda belirli yerlere oturtmuşsa insan, aslında her kavramın tüm yaşama dair olduğunu kolayca gözden kaçırabiliyor.
Terfi etmek iş hayatına ait diye düşünülür çoğunlukla. Okuldan yeni mezun bir genç işe girecek, belki önce staj yapacak, işin püf noktalarını öğrenip okul hayatı boyunca edindiği bilgi ve teorilerin pratikte nasıl var olduğunu görecektir. Staja ya ücret verilmez ya da ödenebilecek en düşük ücret verilir. Burada sistem bilgi öncelikli değil tecrübe öncelikli çalışır. Tecrüben yoksa istersen dünyayı değiştirecek fikirlerin olsun kimse sana iş vermek istemez. İş hayatı felsefik değil pratiktir.
Sistemin içinde kendine bir yer bulan çarkın parçası olur, sistem bireyselliği de çok sevmez, çarkı çevirebilmek için birlikte hareket etmek gerekir. Eğer uyumlu değilse bu genç, ‘Sen en iyisi kendi işini kur’ denilir. Farz edilir ki, sistemin içinde bireysel bir parça olduğunu düşünerek yine de sistemle beraber var olsun.
Oldu ki uyumludur o genç, kurum denilen yapıların içerisinde aşağıdan yukarıya bir merdivenin ilk basamağına adımını atmıştır. Hedef merdivenin basamaklarını çıkmak en tepeye ulaşmak. Tepe nokta, her işin zirvesidir, vaadi dünya yaşamına dair insanı tatmin edecek şeylerdir, zenginlik veren para, iyi bir unvan, kontrol etmek için güç, saygı ve belki de sevgi… Burada bile başka bir merdiven vardır tırmanılacak, önce para gelir, sonra unvan ve güç, saygı ve sevgi ise belki vardır, belki de yoktur basamakların sonunda.
.
Bunu bir kalıp olarak gördüğünde insan, aynı kalıbın yaşamın farklı yerlerinde kolayca tekrarladığını fark eder. İnsan için, yaşama dair her ne olursa olsun, hep bir merdiven vardır tırmanılmayı bekleyen.
Yukarı doğru merdivenin basamaklarını çıkmak, yükselmek, terfi etmektir. Yine de bir garip merdivendir bu, yukarı çıkarken bir yandan da aşağı iner, yükselirken alçalır, dışa açılırken içe döner.

.
Terfi şirketlerin zam döneminde önemlidir, kazancın artmasını belirler. Ya da terfi, arzulanan bir unvanın –bir cins madalyanın– isminizle anılmasıdır. Kartvizit sahibi olduysanız eğer, bilirsiniz ki unvan ismin öncesinde yer alır. Unvan sahibi olukça isim önemini yitirir der sistem. İnsan artık bir makam sahibi olmuştur. Makam yer belirler, üstünlük bildirir.
Terfi önemlidir insan için.
Bir bakkal dükkanında tek bir çırağınız ve müşterileriniz olur, siz bir anda üst olursunuz, işin ehli iseniz usta olursunuz. Bir kurumda binlerce çalışanınız, yurtiçi ve yurtdışında bilinirliğiniz olur, şirket başkanı olursunuz. Bir ülkenin başında, hayatî kararlara imza atıp ulusun kaderini belirleyen kişi, tüm milletin önderi olursunuz.
Askerseniz, hele bir de savaşa girmişseniz, hizmet madalyalarınız şereflendirir göğsünüzü. Bazı emeklerin karşılığı ödenenemez misali, ömrünüz boyunca ve sonrasında şükran duygusuyla anılır adınız.
Terfilerin en şereflisi, bütün maddiyatı ardında bıraktırır insana. Göğüse takılan madalya ile kazanılan makam bu sefer gönüldedir.
.
Yaşamın içinde insan bir bakar ki, istese de istemese de basamakları tırmanmaya başlamış. Ya kendi gücüyle ya arkasından itenlerin gücüyle ya da tüm gücü birleştirip, bir olmanın akıl almaz sinerjiside.
Bu güç nedir?
Yaşama arzusu nereden gelir?
Daha iyisi neden istenir?
Neden bıraktığınız yerde durmaz insan –yaşam– sürekli bir devinimdedir?
Bütün bu çaba, bunca emek, kayıp ya da kazanç ne içindir?
.
Öyle bir âleme doğmuştur ki insan, bazı şeyler ne tartışılabilir ne de değiştirilebilir.
Su kaynama noktasına kadar dışta sakindir, o noktadan sonra artık içinde birikmiş olan dışa hareket verecek göze görünür olacaktır. Bu yaşamın değişmez bir kuralıdır. Onlarca kuralından sadece bir tanesi.
İnsan kolay ya da zor yoldan öğrenir yaşamın kurallarını. Kural olduğunu fark etmedikleriyle de isterse bir ömür çatışsın sonuç elde edemez.
İnsan, merdivenin basamaklarını yaşamı öğrendikçe tırmanır, yükselir, yükseldikçe manzarası değişir, manzarası değiştikçe bakış açısı değişir, bakış açısı değiştikçe bir önceki durumu fark eder, fark ettikçe bir sonraki hali idrak eder, idrak ettikçe anlayışı açılır, anlayışı açıldıkça kavrayışı açılır, katman katman soyunup içi açıldıkça güzelleşir, güzelleştikçe latifleşir, latifleştikçe terfilerin en yücesine elle tutulamayan gözle görülemeyen ama her şeyi var eden dışın içine, için özüne, özdeki cevhere, cevherden doğanlara, içten dışa yansıyana, her şeye ve hiç bir şeye ulaşır.
İnsan terfi eder.
Kendinden kendine.
.
Şirketin sahibi ben olsaydım, terfi ettireceğim elemanım güler yüzlü olurdu, tatlı dilli olurdu. Kendini geliştirmeyi kabul etmiş, tüm potansiyelini, bilgisini ve becerilerini keşfetmek için yola çıkmış, hevesli heyecanlı neşeli olan olurdu. Kolay vazgeçmeyen, tecrübe için denemeye devam eden, yeri geldiğinde bırakmasını, yön değiştirmesini bilen, isteklerini inanca, inançlarını eminliğe dönüştürebilen, kendini ifade edebilen, cesaret gösterebilen yine de kendini koruyabilen olurdu.
Yaptığı işe, bulunduğu yere, kendisini besleyene, kendisinin beslediğine sevgi ve saygı duyan olurdu…
Anladım ki ben, benim yaşamımda, bunlar olmadan terfi edemiyorum. Kendimi terfi ettirmiyorum.
Yaşamın içinde bir söz verdim kendime
Henüz bedene doğmadan önce
Sordum, ‘Ben senin rabbin değil miyim?’
Yanıtladım, ‘Evet’
O zaman, ‘Eti senin kemiği benim’ dedim
Ve yaşam doğdum
Söz verdim, unuttum
Unuttum, kayboldum
Kayboldum, bir ipucu aradım
Aradım, buldum
Buldum, okudum
Okudum, hatırladım
Hatırladım verdiğim sözü
Kendime
Sen dedim, güzel bir yaşam istemiştin
Bil ki, ne senin ne de benim olmadığım o yerde
Terfilerin en yücesinde
Tek bir kelimen zaten yaşamdır.

