
bedenin içinde
göğüs kafesinde
bir kuş yaşar
.
kafeste yaşar
ama durmaksızın
özgürlüğü arar
.
görmeden
güneşin doğuşunu
karanlığı kovuşunu
.
tatmadan
rüzgarın serin nefesini
sınır tanımayan esişini
.
olabilir mi
özgür
bir kafesin içinde
.
değil mi ki
kuşların âlemi
gök’yüzünde
.
.
.

bedenin içinde
göğüs kafesinde
bir kuş yaşar
.
göğsü ağırdır insanın
bilmeden
içinde hapsettiğini
.
her atışında
kendine
seslendiğini
.
derinden içeriden
gelir sesi
bir an durmaksızın
.
der ki,
‘genişlet göğsünü
benim sınırsız âlemimi’
.
‘öyle bir genişlet ki
semâlar kadar
uçsuz bucaksız
alsın içine kapsasın
gündüzü ve geceyi
tüm var olanı’
.
.
.

bağlanır bir cevherle
tüm var oluş bir’birine
ince bir ağ örgüsünde
.
dolanır o cevher
tek bir yöne
bedenin kâbe’sine
.
bütün yollar
açılır aynı merkez’e
hepsinin bir tek öz’üne
.
.
.
bedenin içinde
göğüs kafesinde
bir kuş yaşar
.
adı kalp’tir bu kuşun
beslenir
sevgi denen cevherden
.
seslenir
‘genişlet göğsünü
öyle bir genişlet ki
sığsın tüm sevgim içine
sevgiden yarattığım
tüm kâinat
dolsun tek bir noktaya
öyle bir genişlet ki
açılsın tek bir noktadan’
.
bütün var oluş
susmuş dinler
sesini
kalbin ezgisini
.
her bir atışında
seslenen,
‘tüm kâinat benim içimde
ben tüm kâinatın içinde
var oluruz bir’likte’
.
.
.
