‘Hayat bir tek benim bildiklerimden mi ibarettir?…’
.
İnsan kendini ne kadar geliştirse de ara ara kendine sorması gereken bir soru,
Hayat bir tek benim bildiklerimden mi ibarettir?
.
Hayatta sadece benim görüşüm mü doğrudur?…
Hayatın ne kadarını anlayabiliyorum?…
Hayatın ne kadarını anlamlandırabiliyorum?…
.

Yunus’un kitabında anlatıldığına göre, Yunus’a kendisinden olmayan bir halkı başlarına gelecek bir felakete karşı uyarma görevi verilir. Ancak tüm çabasına rağmen, halk kendisini dinlemeyince, Yunus verilen uyarıcılık görevini kızgınlıkla bırakır ve bir gemi ile denize açılır.
Yolda gemi büyük bir fırtınaya yakalanır. Gemiciler bu felakete sebep olan kişiyi kur’a ile belirlemeye karar verirler. Kur’a Yunus’u işaret ettiğinde, gemicilere –belki de hâlâ geçmeyen kızgınlığı ve üzüntüsüyle– kendisini denize atabileceklerini söyler.
Denize düşen Yunus’u büyük bir balık yutar, gövdesi pullarla kaplı büyük bir balık… Balığın karnında üç gün üç gece kalan Yunus kalbinde pişmanlığı hisseder.
Balık, pişman olan Yunus’u karaya bırakır… Ama kara, çorak, ağaçsız bir arazidir… Çıplak, aç, susuz bu sefer de başka bir çaresizliğin içine düşer Yunus.
Kararları ve yaptıkları buraya getirdiyse, bundan sonra başına ne geleceğini sadece izlemeye karar verir… Oturduğu yerde, Yunus’un yanı başında yeşil bir filiz belirir. Büyüyen filizin geniş yaprakları Yunus’a gölge olur, bir nebze olsun rahatlatır…
Ama, uyardığı halk ve onların gönülsüzlüğü gelir aklına, üstüne üstlük uyardığı felaket de gerçekleşmemiştir… Hem halkın gözünde yalancı hem de göreve karşı itaatsiz duruma düşmüştür… Kızgınlığı yine hisseder, bu sefer de ona gölge olan bitkinin yaprakları kurur…
Kuruyan bitki için üzülen ve yine eski çaresizliğine düşen Yunus’a, uyardığı halkın o gittikten sonra af dilediği için felaketin onlardan uzaklaştırıldığı söylenir…
Kendi yetiştirmediği halde kuruyan bitki için üzüntü duymuştur, kendi uyarısıyla olmasa bile ve kendi halkı olmasa bile felaketten kurtulan halk için sevinmelidir…
.
Yaşamda her birimiz zamanı gelir Yunus oluruz…
.
Bir an gelir Yunus olurum, sahip olduğum bilgi ve ilim belki de başkalarına yardım edecek, hayatta yön gösterecek diye düşünürüm…
Yine de, kalbim bir tuhaf bencilliğe düşer, seçmek ister kime yardım edip kime etmeyeceğimi, benden olan benimledir derim. Biraz gönülsüzümdür ellerimi ‘eller’e uzatmaya…
Sonra bir bakarım, aslında, ben ne kadar vermek istemiyorsam onlar da o kadar almak istemez, kulakları tıkanmıştır beni duymaya. Anlarım, herkes kendi yaşamından sorumludur, söylesem de sözlerimi işiten kulakların gerçekten duymasını sağlayamam…
İşitilmemek ve kaale alınmamak öfke verir kalbime, öyle büyük bir öfke ki çekerim tüm yardımımı geriye, terk ederim zaten kıymet bilmeyeni…
Küskün çıktığım yolculuk, kendi görüşüme olan inancımla kendi âlemimdedir. Yoldaşlarımsa benimle aynı kaynaktan beslenen, aynı görüşü paylaşan denizcilerdir…
Yine de her nasılsa, içime düşen şüphe çalkalandırır denizi, bu sefer şüphe fırtınasına tutulur denizcilerle birlikte bindiğimiz gemimiz, tüm bildiklerimiz…
Onlar ki, kendilerinden emin, bir günahkâr ararlar, bilgimin kurbanı olur, ilmin derinliklerinde bulurum kendimi…
Su hem hayat verir hem de hayat alırken, deniz öyle engindir ki, bilmediğimi bilen biri yetişir yardımıma, kurtarır kendi içimde boğulmaktan… Kurtuluşum çilehanemdir. Kabullenir, bu sefer dalarım gönüllü iç âlemimin derinliklerine…
Üç günlük dünya hayatının, biri aş, biri iş, biri de ev aile imiş bir bakarım. Bedenim ilgi ister yine de bedenimle bitmez ihtiyacım anlarım…
Bir mektup gibi kapalı gelmişim bu dünyaya. İçim açılıp okunmak ister, okuduğunu anlatmak ister…
Dünya öğretmenim ben öğrenci olurum… Heybetinden korksam bile, kaçacak yerim yoktur, bırakırım kendimi kollarına, olur dediği yollarına…
El elden üstündür, öyle bir çıkarır ki doğru bildiklerimin içinden, ana rahminden doğan bebek gibi yeniden doğarım pullu balığın karnından…
Çırılçıplak…
Bugüne kadar bana ait ne varsa artık yoktur, yine de bir bakarım ‘ben varım’, öz’üme yeniden doğanım…
Nedensiz yerden biten filiz gibiyim, büyürüm, suyum, ışığım dünyadan…
Bir noktadan açılırım, yaprağa, çiçeğe, meyveye, meyveden tohuma dolanırım…
Ben ve benim düşüncelerim rahatlatır beni, bitkinin gölge veren büyük yaprakları gibi…
Oysa, hayata geçmeyen her düşünce, kuruyan bir yaprak gibidir, üzüntü verir insana…
Tek bir düşüncenin kaybına bile bu kadar üzülebiliyorsa insan, şimdi sevinmelidir, kendi gayretiyle kaderini değiştirip hayatta kalana…
Tıpkı nefes gibi her aldığın zaten verilmek üzeredir… Bana düşen her nefesin kokusunu güzelleştirmektir.
.
Anlarım, hayat bir tek benim bildiklerimden ibaret değildir.
Her mektup iletir mesajını zamanı geldiğinde.
El elden üstündür arşa kadar.
Kimi zaman ihtiyacı olana uzanır elim, kimi zaman ihtiyacım olduğunda tutarım uzanan eli.
Tıpkı, bir zincirin halkaları gibi, kenetlendiğinde güçlenir her bir halka.
Bir’den bir’likteliğe, el ele…
Hayatın içinde yaşarım…
.
12/02/2023, İnsan Bedenin Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar
