Kintsugi… Kırılanı Onarmak…

İnsanın içinde yaşamı geliştirmeye, iyileştirmeye, güzelleştirmeye yönelik bir pusula vardır.

İhtiyaç temelli istek ve arzular hayatta kalmasını sağlar insanın. Ancak yaşam, hayatta kalmaktan ibaret değil. Yaşam gelişim, değişim ve dönüşüm çarkında hareket eder. Tıpkı bir arabayı ileriye taşıyan ahşap tekerleklerdeki gibi, çubuklar sabittir, temel ihtiyaçlar hiç değişmez. Aradaki boşluklar ise arzularla doldurulur, boşaltılır. Siz, yaşam yolunda ilerlerken almayı ve bırakmayı öğrenirsiniz… Denge kurmayı öğrenirsiniz…

Diğer taraftan, yaşam çok yönlüdür, istekler ve arzular çoğaldıkça, tek bir hedefte kilitlendikçe dengesizlik ve açgözlülük baş gösterir. Teker bir kere yalpalamaya başladı mı kolay değildir tekrar dengeyi kurmak. Hele bir de yoldaysanız…

En iyisi bir durmak, problemi tanımlamak ve çözüm getirmek…

*

Bütün bunlar olurken, insan elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışır. En iyisi bazen mükemmel arzusunu doğurur. En ideal olan…

Her şey mükemmel olsa, yaşamın daha da güzelleşeceğine, mutlu olacağına inanır insan. Oysa yaşamın da kendi dengesi vardır. Mükemmel olabileceğini gösterir yine de hep bir kusur ekler.

Yaşam, ideal ve kusur ile dengeye kavuşur. O zaman ne ideal diyebilirsiniz ne de kusur bulabilirsiniz var olana, olana… Her ikisi birlikte olmadan yaşam olmuyordur, öğrenirsiniz…

Güzellik varsa çirkinlik vardır, sağlık varsa hastalık vardır, zenginlik varsa yoksulluk vardır, bereket varsa kıtlık vardır, mutluluk varsa acı vardır…

İki tarafı da kabullenmeden bir olmaz yaşam.

*

Kabullenmek anlayıştır. Anlayış olmadan kabul gerçekleşmez. Kendini ve yaşamı anlamadan, hayatta başına gelenleri kabullenmesi zordur insan için. Anlayış olmadan gösterilen kabul olsa olsa çaresizlikle baş eğmektir.

Anlayış ise dışarıdan insana verilebilecek bir olgu değil. Anlayış içten doğar. Bu tıpkı kaynama noktasına gelen suyun hal değiştirip, buharlaşmaya başlaması gibidir, insanın gelişim noktaları vardır, o noktaya ulaşınca birden hal değiştirir ve farklı olur. O kadar farklı olur ki, ne kendisi ne de başkaları tanıyamaz insanı…

Yükselen bir doğada bu iyidir, yine de suyun buz halini unutmamak gerekir. Hal değişimi ve fark iki yönde de olabilir insan için… ya yükseklerdedir ya da alçaklarda…

Bir kez yükselip anlayış kazanmaya başladığında yaşama bakış da değişmiştir. Gören göz aynıdır. Ancak görüntüsündeki bulanıklığın ya da bozukluğun dış gözünden değil de kalp gözünden olduğunu anlar insan.

Yükselmek demek arınmak demek, tek tek fazlalıklardan arınmak, tek tek kalp gözünün berraklığını kapatan kirden, tozdan arınmak…

*

Bir istek ile başlamıştık, tek bir arzu… Yaşamak.

Yaşamak, ama nasıl?

İçinde güvenli olduğu bir evi, karnını doyuracak yemeği, ihtiyaçlarını karşılayacak bir işi, yanında bir ailesi, arkadaşları varsa insan halinden memnun durabilir ama ancak bir anlığına. İstek doğuran yapı insanın içindedir, var oluşunun bir parçası. Memnun olduğu anda diğer bir istek doğacaktır. Önemli olan dengeyi koruyabilmek…

Mükemmel yaşam arzusu, açgözlülüğün kapısına giden kısa yol. Mükemmel yaşamınızda güce ve paraya sahip olacağınızı, tanınıp sevileceğinizi düşünebilirsiniz. Oysa her hayalle birlikte yaşamda hayal kırıklığı da vardır…

Hayal kurmaya başladığında insan için sınır yoktur. İyi ki de yoktur yoksa tüm gelişim dururdu kıt kanaat geçinme düşüncesinde olan bir zihinle birlikte. İnsan yaşamı hayalleriyle var eder bir anlamda. Yine de, diğer ucu çok kolay unutur insan. Hayal kırıklığı…

Sınırsız hayal âleminde sınırsız hayal kırıklığı da beklemektedir. Bazen tohumu siz ekersiniz meyvesi nesiller sonra yenir. Bazen en büyük arzunuz tıkanır, elinizden alınır, sizin yeni bir hayal kurmanız beklenir. Bazen de hayalinizle kurup yarattığınız tüm âlem sizden sonra başkalarının elinde hırpalanır, dağılır…

Yaşam, hem hayale hem de hayal kırıklığına ev sahipliği yapar. İnsan içinse hayal iyi, hayal kırıklığı kötüdür. Kırılan hayalleriyle öyle bir kırılır ki insan, ne kendini ne de yaşamını onaracak, tamir edecek, yeniden doğuracak gücü kalmaz, küser hayata…

Yine de bir yerde küskünlük varsa yanında mutlaka barışmak vardır. Hem de hemen yanı başında. Sadece kendimizi nasıl onaracağımızı, yaşamı nasıl onaracağımızı bilirsek, hemen yanı başımızda…

*

Zen, doğuda, Hindistan’da doğdu, Çin’de tohumu Tao ile güçlendi, nihai çiçeğini Japonya’da açtı denir. Gerçekten de aynı felsefenin farklı yönlerini bu ülkelerde gözlemleyebilirsiniz. Her birinin kendi özel ve özgün yanı kıymetli. Yine de çiçeğin latifliğini köklerde bulmak mümkün değil, köklerin besleyiciliği olmadan gövdeyi büyütmek mümkün değil, gövdenin gücü olmadan çiçek açtırmak mümkün değil, birbirleri olmadan gelişmeleri ve var olmaları mümkün değil.

İnsan, tohumu, kökleri, gövdeyi ve çiçeği ayırt ettiğinde bütünlüğü görebiliyor. Karşılaştırmadan her birini yerli yerine koyduğunda anlayabiliyor.

Tohum olmadan başlangıç olmaz, gövde olmadan güç olmaz, çiçek olmadan güzellik olmaz. Çiçeğin içindeyse tohum gizlidir. Yenilenmek için.

*

Kintsugi, Japonya’ya özgü bir teknik, kısaca ‘kırılanı onarmak’ diye tanımlanabilir. Kırık bir çömlek, ‘altın ile bir araya getir’ilir. Kayıbın kazanca, talihsizliğin talihe, kusurun güzelliğe dönüşmesi…

Kırık çömlek, hayatın zorluklarından geçmiştir, dayanma eşiğine ulaşmış, belki de bir kazaya uğramıştır. Kırıldığı anda artık işe yaramaz görülür. Ancak, kırılmadan çömleği tam anlamıyla tanımak, anlamak da mümkün olmaz. Tıpkı insan gibi…

Biz her ne kadar başarılarımızla kendimizi tanıdığımızı düşünsek de bu ancak bir yarımızdır, diğer yarımızı hatalarımızla, kırıldığımız zamanlarda tanırız. Yaşam kırgınlıklarla ilerler…

Siz hem kendinizdeki kırıkları hem de diğerlerinde yarattığınız kırgınlıkları onarmayı öğrenmeden ne kendinizi ne de yaşamı tanımış olmazsınız.

Yaşam size ölümü gösterdiğinde doğmuş olmanın kıymetini, hastalık gösterdiğinde sağlığın kıymetini, nefret gösterdiğinde sevginin kıymetini anlarsınız…

*

Şimdi, kırık tüm parçaları bir araya toplayın.
Dikkatlice ve itinayla yerlerini bulun.
Bir zamanlar bütün olan ve şimdi dağılmış durana bakın.
Bakın ama, kalp gözünüzle bakın.
Tekrar bütünü görün.
Onarmak için son adımınız altın tozu kullanmak.
Bu, hem kırığı hem kırılanı onarırken onurlandırmak için.

*

Her hayal kırıklığı, her kalp kırıklığı onarılabilir.
Yeter ki biz yaşamı anlayabilelim.
Kırıklara, kırgınlıklara tutunmamıza gerek yok.
Doğru onarıldığında, eskisinden daha güzel, eskisinden daha özgün, biricik olacağını bilin.

Binlerce çömlek var olacak hayatta, yine de bu güzelliğe sahip olan sadece bir tane…

*

06/02/2023, İnsan Bedenin Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar

Leave a comment