excalibur

efsanelerde, masallarda, mitlerde, dinî hikâyelerde

kahramanlara, peygamberlere, azizlere güç veren her şey

insanın elde etmek istediği bir arzu olup

çağlar boyunca o nesneyi aramasına sebep olmuştur

birileri hâlâ Nuh’un gemisini arar dağ tepelerinde,

birileri hâlâ kutsal kasenin peşinde,

birileri hâlâ Musa’nın denizi yaran asasını arar

tarihin derinliklerinde

bir öyküde

taşa saplanmış kılıç excalibur

onu özgür bırakacak kişiye

bütün krallığı sunacaktır

taşı ve kılıcı arar insanlar

kılıcı taştan çıkarmak

öyle bir güç ister ki

ancak o kişi hak eder

krallığa hakim olmayı

bir başka öykü

farklı anlatır

gölün hanımıdır sunan

bu öyküde

suyun derinliklerinden

gelen kılıcın gücünü

insanoğlu tarihin bilinmezlerinde

efsanelerin öykülerin cazibesinde

bitmek bilmeyen bir arayış içinde

gücü ona verecek nesnelerin peşinde

.

.

.

desem ki,

o kılıç senin kendi içinde

taş senin kalbinin sertliğinde

kılıcı çıkaracak tek güç

senin kendine güveninde

yaşama duyduğun sevgide

kılıcı taştan çıkaran

hapsedilmiş gücünü özgür kılan

kralı olur kendi yaşamının

kalbinin iktidarı ve sevgisiyle

cennete çevirir tüm beldesini

çünkü bir tek

doğru kalp hükmettiğinde

insan gerçek bir krala dönüşür

gölün hanımının sunduğu kılıç

suyun yaşam verdiği çelik

bilgeliğiyle kuşatan

yenilmez ama bir o kadar affedici

çift tarafı vardır gücünün

bir kadının yumuşaklığı ve sevgisi

bir erkeğin muktedir yanı ve inancı

ancak kral ve kraliçe birleştiğinde

kişi gerçekten fark edebilir

yaşamının anlamını

işte bir diğer hikâye

erkeği ve kadını yaratır

kadın erkekten doğar

aynası olur erkeğin

kadın merak eder

yol göstericisi olur erkeğin

hikâyede

kovulurlar cennetten

dünya denen aşağı âlemde

zorlu yaşama sürgün edilirler

birlikten ayrılığa düşmüş

kavuşma özlemiyle

bu sefer

cenneti arayıştır yolculukları

.

.

.

desem ki,

o erkek de kadın da

senin kendi içinde

bir yarın aynalık yapar diğer yarına

bir yarın merak eder yol gösterir

arayışa düşersin

zorludur girdiğin bu âlem

aradığını bulana kadar

tekrar bir oluncaya kadar

kapalıdır cennetin kapısı sana

imkânsız gözüken her görev

bir o kadar da caziptir ödülüyle

cenneti arayan insan

yolculuğunda tüm yüklerini

birer birer bırakmalıdır farkındalıkla

‘yol uzun, yük ağırdır

bu yükle bu yola dayanamazsınız,

yüklerinizden kurtulunuz’

sözünü hatırlar

hatırlar daha nice sözleri, öyküleri

birilerinin çıkardığı dersleri

her durup soluklandığında

her bıkıp yorulduğunda

hatırlar kendine ettiği yeminleri

.

.

.

efsanelerde, masallarda, mitlerde, dinî hikâyelerde

kahramanlara, peygamberlere, azizlere güç veren her şey

insanın elde etmek istediği bir arzu olup

çağlar boyunca o nesneyi aramasına sebep olmuştur

kendini arar insan

kendisinin derinliklerinde

bazen kızgınlıkla

bazen üzüntüyle

bazen korkuyla

isyan etse de

bu yaşam ona aittir

.

.

.

öykülerde hep bir yol ayrımı vardır

kendinden başka

soracak kimse yoktur yanında

o kadar yalnızdır ki

en sonunda

tek bir soru kalır aklında

yanıtı içinde gizli

seçmekten vazgeçtiğinde

anlar ki hangi yoldan gitse de

yaşanacaktır yaşam

dışarıdaki zorluklara değil de

içine baktığında görecektir ki

çelikten bir güç bahşedilmiştir

insana

arayış sona erer

insan için ancak

örste sevgisiyle parlatılmış

gücünü efsanevi excalibur’u

bulduğunda kendi içinde

.

.

.

Leave a comment