Kendimden Kendime

Kalemlerle oyun oynarken fark etmiştim, ilk çizim, kendi kendine zihin olmaksızın ortaya çıktığında… Yine de hemen ardından zihin devreye girip sorgulamıştı, “Bu da ne şimdi? Nerden çıktı? Ben çizmedim mi? Ben değilsem, kimdi çizen?…”

On sene önce, onbir mayıs ikibinoniki, gülümseyen hücreler diye not almışım… Merak ya, ertesi gün yine oturdum, önümde defter, elimde kalemler, baktım renkleri kendi kendine seçen, elimi bir sağa bir sola hareket ettiren bir başka güç var içimde, oniki mayıs ikibinoniki -annemin doğumgünü-, biz ‘evren’ bir’iz demişim… Ertesi gün yeniden, onüç mayıs ikibinoniki, dünya gezegeninin ruhu demişim… Ve ertesi gün yeniden, her oturduğumda, hiç düşünmeksizin, ne olacak diye dert etmeksizin, her gün yeni bir çizim ortaya çıkmış…

Üç isim sonrası isim vermeden ortaya çıkmalarını kabul ettim… Ne zaman otursam, ne zaman kalemi elime alsam, benimle iletişim kuran, kendini benim aracılığımla ortaya çıkartmaktan zevk alan bir kaynağın kapısını bulmuş gibiydim…

Bazen atomik yapıları seyrettim, bazen evrenin derinliklerini… Ne kadar anlamlandırmaya çalışsam o kadar zorlandım… İsimsiz yaşamayı kabul eden bir insan olur mu diyordu zihin… Kabul ettim…

.

Bir öykü gelir aklıma…

Yaşamdaki arayışının son evresinde, Siddhartha, bir ağacın altına oturur ve aradığı yanıtı buluncaya kadar kalkmamaya karar verir. Zihni ise bu kararı sevmez, onlarca imge ile öfkesini gösterir, korkutmaya, vazgeçirmeye, kandırmaya, cezbetmeye çalışır… İradesi sonsuz güçlenmiş, imgelerin sahteliğinin farkında, oturmaya devam eder Siddhartha…

En sonunda bir an gelir, tüm imgeler kaybolur, tarif edilemez bir dinginlik ve sükûnet kaplar her yanı. Sessizlikte oturmaya devam eden Siddhartha da sanki imgelerle birlikte kaybolmuştur, artık o bildiği Siddhartha değildir. İsmi yoktur. Dinginliğin içinde tüm sahte benlikle beraber simgesi olan ismi de kaybolmuştur… Derin sessizliğin içinde söylenecek söz, sorulacak soru, verilecek yanıt kalmamıştır…

Yine de ona bir isim vermek ister zihin. Dünya hayatının düzeni bu der. Buddha olarak adlandırılır. Zihin sorulara yanıt ver der, dünya hayatında soru ve yanıtlar vardır diye ekler…

Buddha konuşur, konuştuğunda derin sessizliğin içinden gelir sözcükler. Tüm soruları yanıtlar, tek bir tanesi hariç: ‘Ben kimim?’… Yanıtı olmayan tek soru. Sessizliğin içinde yankılanıp sessizlikte kaybolan tek soru…

.

Şimdi diyorum ki kendime, bütün sorularının yanıtları verilecek bir gün, tek bir sorun hariç, ‘Ben kimim?’… Yanıtı aramaktan vazgeçtiğinde kendini yanıtlayacak tek soru… Zihnin sözcükleri olmadan verilecek yanıtı kabul ettiğinde yok olacak tek soru. İçindeki kaynağa ulaştığında yerini bulacak tek soru… Olduğu gibi olmasına izin vereceğin tek soru…

Kendimden kendime… Yazıyorum, çiziyorum…

Ama zannetmeyin siz bir başkası için döküyorsunuz onlarca sözü, paylaşıyorsunuz onlarca resmi… Senesi devredince hatırlatacak size, bak bu sen diyecek… Oysa aynı kalabilir mi insan… Ne geçmişin ne geleceğin içinde, sadece an’da var olan…

Bütün yanıtlar hatırlamak içindir…

Leave a comment