
eskiden anneler çocuğu misafirliğe götürdüklerinde
çantaları oyuncaklarla dolu, oyalamanın tek yolu bu derlerdi
.
oyuncak dolu çanta büyüdü, büyüdü
bir oda oldu, bir ev oldu, iş oldu
oyuncak dolu çanta küçüldü, küçüldü
ufacık bir aletin içinde var oldu
.
şimdi sen kendini nereye götürsen
kendini oyalamanın tek yolu bu dersin
.
oyalanması gereken çocuk
istemediği bir yerde hep sıkıntı içinde
oyalanması gereken çocuk hep insanın içinde
.
.
peki ya insan
taşır mıydı oyuncak çantasını yanında
şimdi, burda istediği yerde olsaydı
.
yine de insan
nasıl bilir ruhunun huzur bulduğu yer
burası mı yoksa orası mı nasıl bilir
içeride hapsolmuşken nasıl bilir
özgür olmayı, yaşamı tanımayı nasıl bilir
.
.
algının kapıları beş tanedir
görmen için gözler
duyman için kulaklar
tatman için dil
koklaman için burun
dokunman için tüm bedenin
.
bir de altıncı kapı vardır
beş kapıdan gireni
evirip çevirip bir mantığa oturtan
etiketleyen, karşılaştıran ve yargılayan
kurnazca evi ele geçiren kapı görevlisinin yeri
beşinci kapının bekçisi zihnindir
.
evi ele geçirilmiş insan ise
hep misafirlikte gibi
yanında oyuncak çantası
zihnin izin verdiklerini içeri gönderen
bir an bile başını kaldırıp
yaşama bakmasına izin verilmeyen
zincirlenmiş pranga mahkumları gibi
.
insan bakar ama görmez
insan işitir ama duymaz
insan dokunur ama hissetmez
.
.
oysa özgürlük dedikleri
tüm prangaların kırılmış
tüm kapıların ardına kadar açılmış
insanın yaşamın içinde
yaşamın insanın içinde
olduğu daim bir an
.
.
.
algının kapıları beş tanedir
hepsi sana verilmiş
hazinenin kapıları
çoğu insan bilmez
altıncı kapının ardında
bir kapı daha vardır
yedinci kapı
insanın gerçek benliğine açılan
insanı özgür kılan tek kapı
.
beş kapı temizlenip arındığında
altıncı kapı karar veren değil
izleyen olduğunu anladığında
yedinci kapı bağlar insanı
yaşama, kendine, tüm var oluşa
.
insan fark eder
kurtuluş
özgürlük
aydınlık
kapısını açan anahtar
sadece
kendindedir
tüm kapıların ardındaki
yegâne hazine
içindedir
.
.
.
