
sen ‘ne kadar’ını
kaldırabilirsin,
bilir misin?
.
bilir misin,
daldaki yaprak mısın,
yoksa yeri örten toprak mısın,
yoldaki çamurlu su musun,
yoksa derinlerde okyanus musun,
gökyüzünde bulut musun,
yoksa damla damla yere koşan yağmur musun?
.
bir bak bakalım,
sen kendini
bilir misin?
.
.
.
her bir damla
yaprağın üzerinde,
bir o yanında
bir bu yanında,
olanca ağırlığıyla
tutunacak bir yer arayışında
.
yaprak ise izin vermiş
her birinin ‘ol’uşuna,
ister bir süre misafir etmiş
ister hemen yol göstermiş
.
her bir damla
yaprak ile buluştuğunda,
bazen onu beslemiş
bazense ağır bir yük vermiş
.
yine de iç’ten iç’e hepsi bilir,
hiç biri
hiç bir şey
sonsuza dek sürmezmiş
.
yaprak
damlanın şiddetiyle sarsıldığında kızmaz,
zarifçe akıp gidene sevinmezmiş
.
damla
tüm ağırlığıyla önce yere toprağa çekilse de
sonra güneş’le birlikte hafifler göğe yükselirmiş
.
.
.
‘görünmeyen’den
‘görünen’e,
bir yukarıda
bir aşağıda,
hepsi
sonsuz bir güzellik’te,
hepsi
sonsuz bir yolculuk’ta,
hepsi
son’u olmayan
sonsuz’lukta
hepsi
bir’miş
…
