Hazine Sandığı

Bir rüya hatırlıyorum…

Deniz resmi çizmişim, denizden çok dalgaları resmetmişim…

Resim kütüphanede kitapların yanında yerini almış, –gururlu bir ressamın hâne halkına, ki en çok kendisine açtığı sergi alanı…

Resmin içine dalmış, dalgalarının arasında gezdirirken gözlerimi, aniden dalgaların canlandığını, suyun ışıltılı hareketini fark ediyorum…

Hayranlık ve şaşkınlık içinde uyanıyorum rüya âlemimden…

*

Bir resim hatırlıyorum…

Poseidon’un Atları…

Mavi deniz dalgaları, beyaz köpükler içinde kıyıya vururken, her bir dalga kendi haşmeti içinde güçlü ve güzel beyaz bir ata dönüşmüş,

Atların dizginleri denizlerin tanrısı Poseidon’un bir elinde, diğer elinde ise azametle taşıdığı mızrağı sanki yolu açıp denizin tüm gücünü karaya iletiyor…

Evin salonunda sergilediğim bu resim kayboldu nedense –nasıl, ne zaman kaybolduğunu hatırlamıyorum- anısı ise hiç kaybolmadı dünya âlemimden…

*

Öyküleri severim…

Her bir öykü, yepyeni bir pencere açar insanın iç dünyasında, yaşama bakışını değiştirir, bazen kendini anlamasına yardım eder, bazen de diğerlerini anlatır…

Nasıl ortaya çıkar bir öykü?

Nerededir bu sayısız sonsuz öykünün kaynağı?

İnsanın içinde nasıl bir yer vardır ki, tıpkı bir kuyu gibi, su çektikçe bereketi artar…

*

Her bir düşünce bir dalga gibi…

Engin bir okyanustan gelip tüm denizleri ve nehirleri dolduran sonsuz bir kaynak…

Her bir düşünce bir dalga gibi…

Kaynağın kıyıya yansıması, bazen şiddetli, bazense latif bir dokunuş…

*

Öykülerde bir arayış vardır, –aradığı ister gerçek bir hazine isterse görünmez bir arzu olsun- kahramanın yadsıyamayacağı bir çağrının peşine düştüğü arayış…

Bazı öyküler mutlu sonla biter, aranan bulunur, arzulanana kavuşulur…

Bazı öykülerse sanki yaşamın hırçın yüzünü sert bir rüzgar gibi hissettirir içimizde, ne arayana ne de aranana çare yoktur…

*

Bir sesleniş: “Gizli bir hazine idim, bilinmek istedim…”

*

Kurgusu farklı bile olsa her kültürün paylaştığı bir öykü, anlatılır ki: Kahraman bir hazine sandığının peşinde, sonu bilinmeyen bir yolculuğa çıkar…

Tıpkı, yaşama doğan her birimiz gibi, bilinmedik bir yolculuk başlar…

Her birimiz aslında o hazine sandığını ararız yaşamda…

Kimimiz maddiyat isteriz, iyi bir iş, çok para, güzel bir ev, eşyalar…

Kimimiz güç isteriz, kontrol etmek, hükmetmek, zirvede olmak…

Kimimiz itibar isteriz, adımız bilinsin, başarılı olalım, tanınalım…

Hazine sandığının içinde ne olduğunu bilmeyenlere bilenler anlatır; kıymetli taşlar, paha biçilmez mücevherler, sayılamayacak kadar çok altın, gümüş ve daha neler neler…

Hazine sandığının içinde ne olduğunu bilmeyenler anlatılanlara inanır; kendi hayallerinde bir sandık yaratır, yarattıkları hayalin peşine düşerler…

*

Her bir düşünce bir dalga gibi, denizin bir parçasını taşır getirir, kıyıya vurduğunda insanın zihninde bir yansıma yaratır, o yansıma bir fikir, bir arzu olur yaşamda…

Dışa baktığında tüm düşünceler tıpkı kütüphanedeki kitaplar gibi sıralanır…

Yaşamı ve kâinatı tanımlayan, anlamlandıran her bir düşünce hazine sandığının görünen yüzüdür…

Her bir düşünce sandığın içindeki kıymetli bir parçayı ortaya çıkarır…

O kadar ki, insan kendini sadece düşünceleri ve arzuları sanır…

*

Oysa, bir kelime değişse, her şey değişir…

Ben, “gizli bir hazine idim, bilinmek istedim” değil de “sevilmek istedim” dendiğinde, yaşama bakış değişir…

Ancak belki o zaman arayan gözler dışa değil içe döner, gerçek hazine sandığı dışarıda değil içeridedir…

Bir kelime değişirse, yaşama tüm bakış değişir…

*

Hepimiz kendi gizli hazine sandığımızla doğarız bu hayata…

Başkalarının öykülerini dinlersek eğer, bulunacak tüm hazineler dışarıda bir yerlerdedir, gözlerimizi uzaklara çeviren ve bizi yollara düşüren…

Bilgi en büyük hazinedir denir, tüm kapıları açan, yaşamı geliştiren, ileriye götüren…

“Kendini bil” sözleri ile içimizde öğrenme arzusunu kamçılayan…

Oysa bir kelime değişse, her şey değişir…

Bir kelime değiştiğinde, insan değişir…

“Kendini bil” değil de “Kendini bul” dersek, dışarıdaki arayışı sonlandırsak ve bir dursak ne olurdu?

Dursak ve gözlerimizi içeri çevirsek, içimizdeki gizli hazine sandığını görsek…

Her birimiz onlarca kıymetli hazine parçasıyla geliriz bu yaşama….

O kadar gizlidir ki bu hazine, zordur bulmak…

Zordur insan için kendine bakmak…

Zordur bakmanın ötesinde kendini görmek…

Zordur görmenin ötesinde kabullenmek…

Zordur kabullenmenin ötesinde değer vermek…

Zordur insan için kendini sevmek…

*

Belki de yaşamın başlangıç noktası burasıdır…

Her bir insanın şimdi kendi durduğu noktadır…

İnsan noktası: “Ben”

*

Hazine sandığını bulmak için, önce tüm zorluklardan geçmelidir…

Kendini bilmeli,

Kendini görmeli,

Kendini kabullenmeli,

Kendine değer vermelidir insan…

-Bir kelime değişirse, yaşama tüm bakış değişir…-

“Kendini sev”melidir insan…

Şimdi “ben”i “ben”e kör eden her ne ise, tek tek tüm perdeleri kaldırmalıyım gözlerimden...

Sevgi bir kez yeşerdi mi insanın içinde, kendinden kendine –kendimden kendime

Bilgi ancak o zaman yaşamı güzelleştirir…

“Kaynağından yeniden doğan ben,

Ben yaşamım,

Yaşamın tüm güzelliğini içimde saklıyorum,

Gizli bir hazine gibi,

Ben’i bilmeni, ben’i bulmanı, ben’i sevmeni bekliyorum…”

Her bir düşünce, sonsuz kaynaktan gelen bir dalganın yansıması…

Kıyıya vuran her dalga, kaynağın ben’de yansıması…

Tıpkı atların yularlarını sıkıca kavrayan denizlerin tanrısı gibi,

Fark edip kabullendiğinde,

İnsan da kendi düşüncelerinin hükümdarı…

Her hükümdarın hazinesi koruma altındadır…

Hazineye ancak cesur olanlar ulaşır…

En büyük hazine insanın kendi içinde gizlidir…

Yaşamın sırrı bu en büyük keşiftedir…

Sırrı açacak tek anahtar ise sevgidir…

*

Ben’den bana bir sesleniştir yaşam: “Ben” gizli bir hazine idim, sevilmek istedim…

*

23/12/2020, İnsan Bedenin Ötesinde, Saba Melike Belkıs Doğar

Leave a comment